Sultanım Seyda Muhammed İhsan hazretleri

ALLAH DOSTLARINI KABRİNDE RABITA ETMEK VE KABİR BAŞINDA ZİYARET ADABI

Peygamber efendimiz (s.av.)buyuruyor: Sizler işerinizde şaşkınlığa ve hayrete düştüğünüz vakit kabir ehlinden yardım isteyiniz. (Acluni,Keşful Hafa,1/85)
[FONT=&quot]Bu hadis-i şerif’e binaen ve başka şerii delillerden[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]de anlaşıldığına göre nebiler ve onların varisleri olan veliler, hayatlarında olduğu gibi vefatlarından sonrada himmet istenildiği zaman himmet ederler. Uzaklık ve yakınlık söz konusu olmaksızın kabiliyetli her mü’min[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]özellikle de mürid, Peygamber (s.a.v.)’in kabri şerifine[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]veyahut hakkında ümmet-i Muhammed’in ittifak ettiği büyüklerin ruhlarına kalbini rabt edebilir; yünelmiş olup himmet istediği zat[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]feyz almasına vesile olabilir.
[/FONT]
[FONT=&quot]Yalnız edebe riayet etmek lazımdır.[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Şöyle ki: Bir kabri ziyeret edecek olan mürid, nefsini her türlü dış etkenlerden, kalbini dünya hallerinden temizler. Ziyaret ettiği zevatın ruhaniyesini hissi keyfiyetlerden mücerred bir nur farzeder.[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Kamil velilerin ruhaniyetleri feyz kaynağıdır. Feyiz isteklisi ziyeretçi, feyiz vericinin ayak ucuna yakın sol tarafa durur. O zata karşı hayattaki edebini aynen muhafaza eder.[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Rabıta usullerinden birisi ile şeyhine rabıta kurar, bedenine ve ruhuna bir canlılık geldiği zaman, kabir sahibine döner ve sünnete geçtiği şekilde selam verip[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]onbir ihlas ve bir fatiha okur. Sonra kabrin sahibine döner. Eğer edebi bozmadan salik bu keyfiyete devam ederse, kabir sahibinden onun kalbine feyz gelir. Rabıtanın kuvvet derecesine göre, kabir sahibinin hallerinden bir hal rabıta edenin kalbine aks eder. Zira kamil zevatın ruhaniyeti, Allah tealanın feyzine menba ve oluktur. Olukların altında durup sabır eden mutlaka kemal sahibinden feyz alır.
[/FONT]
[FONT=&quot]Gavs-ı Hizani (k.s.) bu hususta şöyle demiştir: Mürid kendi şeyhinin rabıtasına kemali itina gösterir Ravza’da dahi kendi şeyhini rabıta ederek Ravza’ya yönelir…. Diğer enbiya ve evliya markadlarında da üstadın rabıtasını terk etmemek müritliğin alametlerindendir. Bir veli türbesini ziyaret ederken mürid, yine mürşidini rabıta ederek yukarıda anlatıldığı gibi ziyeretini yapar. Sonra kabir sahibinin ruhaniyetini, şeyhinin suretinde veya beyaz bir direk olarak tefekkür eder. [/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Onunla kuşatıldığını düşünür. Orada gördüğü şeylerin ve Allahın ikram ettiği manevi[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]varidatların şeyhi vesilesiyle kendisine ulaştığını bilmelidir.
[/FONT]
[FONT=&quot]Kabiliyetli bir mümin bulunduğu yerde de bu keyfiyetle istediği zevatın ruhuna rabıta kurabilir.[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]O vefat eden zat nerede olursa olsun bu keyfiyetle istediği zevatın ruhuna rabıta kurabilir. O vefat eden zat nerede olursa olsun bu keyfiyetle rabıtaya devam edenin irşadına vesile olur.
[/FONT]
Ancak şu beş hususa riayet etmek şarttır. Aksi taktirde zarara uğrar ve istifadesi olamaz.

a) Hayale, evhama kapılmamak
b) Korkmamak,kaçmamak,azimle sebat etmek
c) Kemali edeple rabıtatada kusur etmemek
d) Bütün gayri meşru işleri terk ederek, farz ve vacipleri yerine getirmek, namaz kılmayanın yemeğini yemekten kaçınmak,
e) mahremiyete son derece önem vermekle sır saklamaktır.

Uvesiyul meşreb olanların hepsi bu yolla tekamül etmişler ve Allah-u Teala’nın ihsanlarını bulmuşlardır.
Ahire intikal etmiş bir mürşidin rabıtası ile yetişen kimse ne kadar yücelirse yücelsin zahirde bir zattan icazet almazsa irşadı sahih değildir. Şah-ı Nakşibend , Hace Abdulhalik Gucdevani’den bu yolla kesbi kemal ettiği halde Seyyid Emir Külal’dan ayrıca irşad etmeğe izin ve icazet aldıktan sonra irşada başlamıştır.

Ebu Hasan el-Harkani de Beyazid-i Bestami’nin ruhu ile terbiye görmüştür. Halbu ki tevellüdü Beyazid-i Bestami’nin vefatından sonradır. Bunun gibi her zaman ve her asırda ahirete intikal eden Salihlerden istifade edenler olmuşturMÜRŞİTSİZ ALLAHA KAVUŞMANIN SÜRESİ
Bulur vuslat sene dört yüzde ey can,
Aman mürşit bulup hakka gidelim,
Cemali ba kemale seyr idelim.
netice ey canım kardeşim! Bir insan gece gündüz ibadet etse, oruç tutsa, çok hayır ve iyilikte bulunsa, o bu şekilde sadece zahirt amellerde bulunan kimse
dörtyüz senede ancak vuslatı bulur. (Allah-u Teala'ya kavuşur)
Evelki ümmetler çok yaşardı. Onlar dörtyüz sene çalışır ancak allaha ulaşırlardı. Ama rabıta ile iş öyle değildir. Rabıta insanı hemen allaha ulaştırır.
Bizim ümmetin ömrü çok kısa bu zamanda dörtyüz sene zaten yaşayacak değiliz. Niye inat ediyoruz? Allaha kavuşmak için yol yakın. O halde hemen mürşid bulup hakka erelim.
''Çü gördüm bunca aşık, aşka yürüdü.
Bila mürşid sanur ol Hakka düşdü.
Bu nefsin hilesi çok, faka düştü.
Sana mürşid gerek hakka gidelim,
Cemali ba kemale seyr idelim.''
Gördüm ki nice aşıklar Allah'a aşık oldularda mürşidsiz Hakk'a kavuştuğunu sandılar. Halbuki nefsin hilesi çok, o k
işiler tuzağa düştüler. Bu nefsin elinden kurtulmak için sana mürşid gerekir.
Bir yabani elma veya armut kendi başına kırk sene dursa ehil olur mu? Olmaz. İlla aşılamayı bilen biri lazım. O kişi ehil bir meyveden bir çubuk alır, onu keser , yararn aşılama işini yapar.
Aynen bunun gibi sanki her insan da yabani bir elmadır. Her ne kadar islam fıtratı üzere olsa da onu mürşid adam edecektir.
Bir güğüm kendi başına muslikten dolmaz. Güğümü sen musluğun altına koyacaksın ki dolacak. Yoksa musluk akar, durur. Güğüm de kırk sene ordan bakar.
Sütü aşlayınca yoğurt olur. Onun yağıkendi başına çıkar mı? İlla yayık olacak. İlla bir usta lazım. Eğer bir demir kendi başına keskin bir kılınç olursa biz de kendi başımıza evliya oluruz.
''Terakki hem tenezzül fehmi es'ab,
Daha güç fehm olur gurur-u İ'cab,
Çün iblis karışur her sırra ahbab.
Gerekir mürşid-i ekmel ide bi hab.
Bu gafletten çıkıp hakka gidelim
Cemali ba kemale seyr idelim.''
Ey Ahbap! İnsanın manen yükselip alçaldığını kendiliğinden anlaması çok zordur. Gurur, kibir ve kendini beğenmek gibi kötü huyları anlamak da güçtür.
Çünkü şeytan her sırra karışır. Onun için çok kamil bir mürşid bulmak lazımdır ki seni uyandırsın.
Nitekim İmam-ı Gazali (k.s.) Şöyle buyurmuştur: ''Abdest alıp namaza müsait olan kimse uyacağı bir imama muhtaç olduğu gibi mürid de kendisini doğru yola kavuşturması için tabi olacağı bir şeyh ve üstada muhtaçtır.Zira din yolu gizli, şeytanın yolları çok ve açıktır. Her kimin kendisine yol gösterecek bir şeyhi yoksa çare yok şeytan onu kendi yollarına çekecektir.''(Gazali,İhyau'l-Ulum,3/70)
''Bu nefsinhilesi hem gadri çokdur,
Mehalik yerleriyle sekri çokdur,
Söndürmeğe senin aşkın mekri çokdur,
hatalardan geçip hakka gidelim,
Cemali ba kemale seyr idelim.''
Bu nefsin hilesi ve aldatması, tehlike yerleri ve sersemliği çoktur. Senin aşkını söndürmek için çok tuzakları vardır. Kötü fikirlidir, seni yolda bırakır.
tehlikelerden geçip Hakk'a gidelim Allah-u Teala'nın kemal üzere olan cemalini seyredelim.
''Eğer dersen bize mürşid ne hacet,
Cevab oldur birinci bu da sünnet.
Ebubekir ile ashaba inayet,
Habibullah idüp te'limi vuslet.
Hemen kamil mürşidi bul Hakk'a gidelim,
Cemali ba kemale seyr idelim.''
Eğer: ''Bizim mürşide ne ihtiyacımız var dersen, bunun birinci cevabı ''Mürşide bağlanmak da sünnettir.'' demek olur
Zira ebubekir-i sıddık ve diğer sahabilere Resulullah s.a.v. Mevla Teala'ya kavuşmanın yolunu göstermiştir. O halde sen de kamili mükemmel
bir mürşid bul ki Allah Tealaya kavuşalım.
''Eğer dirsen nedir bu sırru hikmet
Niçün mürşidsiz es'ab vaslı izzet.
Hatadır bu sual, ashaba vuslat,
İrişdi birbirinden eyle minnet.
Hemen biat idüp Hakka gidelim,
Cemali bi kemale seyr idelim.''
değerli kardeşlerim günahların üzerimize sağanak sağanak yağdığı bu dönemde kendi nefsimizle baş başa kalıp günahlara düçar olmak hiç de zor değildir. Yukarıda anlattığımız şekilde bir allah dostu, kamil-i mükemmel bir mürşid bulup ona intisab ederek hakkıyla ona bağlılık ve muhabbet duymamız lazım gelmektedir. Büyük allah dostlarının dahi son nefeste imansız gitme korkusu olmuştur. Biz ki bu aciz halimizle neyimize güvenerek yaşıyoruz. Rahmet-i Rahman'dan tüm insanların ehl-i tarik olmasını temenni eder.
KAYNAK:(tasavvuf risalesi,ahmet mahmut ünlü.)
****************************************************************************
[FONT=verdana,arial,helvetica,sans-serif]Tevbe ve İstiğfar
[/FONT]​
Hâris bin Süveyd diyor ki:
Abdullah ibn Mes'ud -radıyallahu anh- bize biri Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-den, diğeri de kendisinden olmak üzere iki hadîs tahdîs etti. Nebiyy-i Ekrem'den olan hadîs-i şerîfi şöyle rivâyet etti:

"Mü'min günâhlarını bir dağ altında oturup da üzerine dağın hemen çöküvereceğinden korkan bir kimse gibi görür. Fâcir ise günâhlarını burnunun üzerine konup uçmuş bir sinek gibi görür."

Râvi diyor ki, Ebû Şihâb eliyle burnunun üzerini göstererek bu hadîs-i şerîfi rivayet etti.

Sonra Abdullah ibn Mes'ud diyor ki:

Muhakkak Allah Teâlâ Hazretleri kulunun tevbe-sinden şöyle bir kimsenin sevincinden daha fazla sevinir ki, bu kimse uzun bir yolculuk esnasında tehlikeli bir yerde konaklar. Üzerine bütün yiyeceğini içeceğini yüklediği bineği de yanındadır. Başını yere koymasıyla şöyle bir uykuya dalar. Uyandığında bineğini kaybolup gitmiş olarak görür. Üzerine sıcak basmış, susuzluğu son haddine varmış, yahud Allah dilediği kadar sıcağı ve onun susuzluğunu artırmış. Sonra o kimse devesini aramak için etrafa çıkmış, aramış, bulamamış, o dereceye gelmiş ki hararetten ve susuzluktan tâkati kesilmiş, ümîdi tükenmiş, böyle bir halde tekrar eski yerine dönerek uyuyakalmış. Sonra uyandığında biraz evvel kaybolan devesini başı ucunda bulur. "İşte bu adam ne derece ferahlanır ise Cenâb-ı Hakk -celle ve âlâ- Hazretleri de bir kulunun tevbesinden dolayı o devesini kaybedip de başı ucunda bulan adamdan ziyâde ferahlanır. Yani râzı olur. Tevbe edenin tevbesini kabul edip onu yüksek derecelere nâil eyler, demektir." (1)
51_1.gif
Ebû Bekri's-Sıddîk -radıyallahu teâlâ anh-Hazretleri:

"-Yâ Resûlellah, namazın âhirinde okumak üzere bana bir duâ ta'lîm buyur, dedikte Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:

"Şöyle duâ et:

Yâ Rabb, muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; yani çok günâh işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin. Hakkıyle gafûr ve rahîm ancak sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhâmet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u kereminle cehennemden halâs edip cennet ve cemâline kavuştur." (2)
"Gıybetin keffâreti, gıybet etdiğin kimse için istiğfâr etmekliğindir." (3)

"Yeryüzündekilerde) herhangi bir kimse,
53_2.gif
derse hatalarına keffaret olur. Bu hataları deniz köpükleri kadar da olsa." (4)

"Duanın hayırlısı istiğfâr, ibâdetin hayırlısı da" kelime-i tevhîddir." (5)

"Ya Ali, sana bir duâ öğreteyim mi ki zerreler adedince günâhın olsa sen de beraber olmak üzere mağfiret olunur. Şöyle söyle: (6)
54_1.gif

"İstiğfâr, mü'minin sahife-i a'mâlinde nûr gibi parlar." (7)

"Günâhdan tevbe eden kimse günâh işlememiş gibi olur. Fakat bir taraftan istiğfar, diğer tarafdan günâhda ısrar eden ise -el-iyâzü billah- Cenâb-ı Hakk ile istihzâ eden kimse gibi olur."
54_2.gif
"Bir kimse kalbi ve kalıbı ile istiğfâra devam ederse Cenâb-ı Hakk o kimsenin gamlarını ferâha ve sıkıntılarını genişliğe tebdîl ederek hiç ummadığı bir taraftan onu rızıklandırır. (8)
54_3.gif
"Tevbe ve istiğfâr ile büyük günâhlar afv olunduğu gibi mükerreren irtikâb edilen küçük günâhlar da, büyük günâhlar arasına dâhil olur." (9)
"Kalbinde nedâmet olmadığı halde yalnız lisânen edilen istiğfar, yalancılar tevbesidir." (10)

"Cenâb-ı Hakk'a tevbe ediniz. Muhakkak ki ben günde yüz defa Cenâb-ı Allah'a tevbe ederim. (11)

"Ne mutlu o kimseye ki defter-i a'mâlinde çokça istiğfar bulur."
55_1.gif
"Ey insanlar! Ölmeden evvel Allah'a tevbe ediniz." (12)

(1) Buhârî, Deavât, 4
(2) Buhârî, Ezân, 149, Deavât, 16;
(3) Ramûzû'l-ehâdis, 339.
(4) Keşfû'l-hafâ, 2/11, (Haraitî ve Beyhakî'den)
(5) a.e. 281
(6) a.e
(7) Râmûzû'l-ehâdis.
(8) İbn Mâce, Zühd. 30.
(9) Keşfü'l-hafâ, 2/364 (Ebûş-Şeyh ve Deylemî'den) .
(10) Râmûzû'l-ehâdis.
(11) Ebû Dâvud, Vitr, 26; İbn Hanbel, Müsned, 2/450.
(12) İbn Mâce, İkame, 78.
 
Üst