Paylaşımın Ve Sohbetin Tek Adresine HoşGeldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

Han

En Güzel Edep Güzel Ahlaktir...!
genel
Katılım
20 Ocak 2021
Mesajlar
7,507
Tepkime puanı
6,876
Puanları
113
Konum
Huzur🧿
Cinsiyet
Erkek

İtibar Puanı:

Metafizik Nedir?


metafizik-nedir-678x381.jpg


Metafizik, felsefenin bir dalıdır. İlk felsefeciler tarafından, “fizik bilimlerinin ötesinde kalan” manasına gelen “metafizik” sözcüğü ile felsefeye kazandırılmıştır. İncelemeleri varlık, varoluş, evrensel, özellik, ilişki, sebep, uzay, zaman, tanrı, olay gibi kavramlar üzerinedir.

Metafiziği tanımlamaktaki güçlük Aristoteles’in bu alana ismini vermiş olduğu yüzyıldan bu yana bu alanın gösterdiği değişimdir. Metafiziğin konusu olmayan konular metafizik içerisine dâhil edilmişlerdir.

Yüzyıllarca metafiziğin içinde olan din felsefesi, dil felsefesi ve bilim felsefesi gibi konular kendi alt başlıkları altında incelenmeye başlanmıştır. Bir vakitler metafiziğin konusu içinde yer almış konuların hepsinden söz etmek çok yer tutabilir.

METAFİZİK NEDİR?

Metafizikle bilinçli biçimde uğraşan ilk filozoflar eski Yunan filozoflarıdır. İlk kez bu düşünürlerin ele aldığı temel metafizik sorun, zihin tarafından bilgi nesnesi edinilebilen; ama gerçek dünyada bulunmayan şeylerin (söz gelimi sayıların), genel itibari ile biçimlerin varlığı ve niteliğidir.

Eski Yunan felsefesi algılanabilir gerçek dünya ile düşünülen zihinsel bir idea dünyasını ayırt etmiş, daha sonra metafizik ile ilgilenen felsefeciler de soyutlamalar ile tözler arasındaki ilişkiler üstünde durmuşlar, bunların ikisinin de mi gerçek olduğu, yoksa birinin ötekinden daha mı çok gerçeklik taşıdığı sorununu tartışmışlardır.

Dolayısıyla doğa, zaman ve uzam, Tanrı’nın varlığı ve nitelikleri gibi problemleri biçim ile idea arasındaki ilişkiyi kavrama çabasıyla irdelemişlerdir.

Temel metafizik problemleri hep metafiziğin konusu olagelmiş konular olarak tanımlamak mümkündür. Bu problemlerin ortak niteliği ise hepsinin ontolojik (varlıksal) sorunlar olmasıdır. Bu manasıyla metafizik birer birer ve farklı biçimlerde var olan nesnelerden ayrı, genel ve bir bütün olarak varlığın veya var olmanın ne olduğunu araştırır.

Metafizik sözcüğünü kullanan ilk kişi, Andronikos‘tur. Andronikos, Aristoteles’in ders kitaplarını sıralarken doğa bilgisi derslerinden sonra gelen on dört kitabına Meta ta Phusika (doğa bilimlerini kapsayan kitaplardan sonra gelen kitaplar) adını vermişti.

Nitekim bu kitaplarına Aristoteles de duyularla kavranan bilginin, yani fiziğin üzerinde saydığı usla kavranan bilgiyi kapsadıklarından ötürü ilk felsefe ismini vermiştir.

Aristoteles için bu felsefenin ilkliği, bütün bilimler için gerekli ilkeleri incelemesinden ve saptamaya çalışmasındandı. Böylece metafizik, ilk kullanımında fiziğin üzerinde, ötesinde veya dışında sayılan düşünce ile alakalı, düşünsel bir anlam taşımaktadır.

Bu bağlamda Aristoteles “Bir at, attır. Onun at olmasını, eş deyişle varlığın neyse öyle olmasını sağlamayı başaran nedir?” sorusunu sorarak metafiziği, daha ilk adımlarında bir düşünceyle tanımlama, eş deyişle bir mantık işi olmaya yöneltmiştir.

Antik Çağ’da Metafizik

Antik Çağ’da metafiziğin temeli Antik Çağ’ın ünlü değişirlik ve değişmezlik tartışmasındadır. İlk düşünürler varlığın temelini aramışlar ve bunu hep canlı bir değişme süreci içinde bulmuşlardır.

İlkin Ksenofanes değişmezlik sorununu teolojik alanda öne sürmüş ve değişmez nitelikte tek bir Tanrı tasarlamıştır. Burada görülmüş olduğu gibi değişmezlik sorunu Tanrı düşüncesi ile kökten bağımlıdır.

metafizik-1.jpg


Metafiziğin kaderi de yüzyıllar boyunca bu bağımlılıkla çizilecektir. Ksenofanes’i izleyen Parmenides, değişmezlik savını geliştirerek onu varlığın temeli yapmış ve değişirliği duyularımızın bir kuruntusu saymıştır. Parmenides’e gelinceye kadar bütün düşünürler doğasal deneyimler üzerinde düşünmüşlerdir.

İlkin Parmenides deneyi bir yana bırakarak gerçeğe salt düşünceyle varmak istemiştir. Burada da ayrıca görülmüş olduğu gibi, değişmezlik düşüncesi bu kez deney dışılık ile kökten bağımlı hâle gelmiştir ve metafiziğin kaderi de bundan sonra bu bağımlılıkla çizilmeye başlanmıştır.

Böylelikle daha Antik Çağ’ın ilk düşüncelerinde metafiziğin iki önemli niteliği belirmiştir: değişmezlik ve deney dışılık. Metafiziğin bu iki önemli niteliği bu güne gelinceye kadar değişmemiştir. Parmenides’i izleyen öteki Elealılar bu savı daha da pekiştirmişlerdir.

İlk Metafizikçiler

Felsefe tarihinin ilk metafizikçileri Parmenides ve Platon’dur. Sonraki yüzyıllarda metafiziğin en önemli konularından birisi olarak görünen dünya ile gerçek dünya ayrımı ilk defa bu düşünürlerce dile getirilmiştir.

Platon, devamlı değişen, duyulur dünyanın geçici nesnelerinin karşısına, değişmeyen, duyulara verilmeyen, düşünce yolu ile ulaşılabilir bir dünya yerleştirdi. Aristoteles bunu ayrı bir biçimde yorumladı. Ona göre madde daima kendi en üst biçimine doğru devamlı bir devinim içindeydi. Dolayısıyla Aristoteles için maddi dünya organik değişim içerisindeki bir devamlılikti.

Orta Çağ’da Metafizik

Hristiyanlığın gelişmesi ile, Orta Çağ’da dinsel etki alanına giren metafiziğin en temel sorunu Tanrı’ydı. Tanrı’nın varlığını ispatlamak için çeşitli usavurmalar geliştirilirken, Tanrı ile dünya arasındaki ilişkiler (yaratılış, zamanın başlangıcı, Tanrı’nın dünya içinde varlığı vb.) metafiziğin belli başlı konuları oldu. Böylece Orta Çağ’da metafizik teoloji ile eş sayıldı.

orta-cag.jpg


Metafiziğin temel unsurları Antik Çağ’da belirmiş ve saptanmış bulunuyordu. Bunlar değişmezlik, devimsizlik, tanrılık, deney dışılık, salt düşünceyle kavranırlık, mantıksallık gibi parçalardı.

Yoğun bir tanrısallığın egemen olduğu Orta Çağ düşüncesi, teolojiyi kolaylıkla bu temeller üstüne oturtabilmiştir. Nitekim de öyle olmuş ve metafizik deyimi teoloji ile anlamdaş kılınmıştır.

Orta Çağ’da felsefe deyimi de bu anlamdaşlığa katılmıştır. Çünkü bu çağda felsefenin konusu tamamen metafizik, eş deyişle Aristoteles’in ilk felsefe adını vermiş olduğu kitaplarda -ki bu kitaplara daha sonradan metafizik adı verilmiştir- işlediği konulardır. Ne var ki metafizikle gerek felsefe gerek teoloji arasında önemli yöntem farkları vardır.

Metafizik dünya görüşü dünya genelinde etkili olan büyük gücüne Orta Çağ skolastik Hristiyan düşüncesinde erişmiştir. Orta Çağ egemenliği bütünüyle Hristiyan kilisesinin elindedir.

Hristiyan kilisesine göre dinsel dogmaların dışında hiçbir bilim yoktur, tek gerçek dinsel dogmalardır. Bu alanda felsefe yapmak, dinsel dogmaları açıklamaya ve doğruluklarını tanıtlamaya ve empoze etmeye çalışmaktan ibarettir. Birçok aydın düşünceleri kapsadığı halde Orta Çağ’a karanlık çağ adı verilmesinin sebebi budur.

Yeni Çağ’da Metafizik

16. Yüzyıldan sonra metafizik deyimi, varlık bilimi anlamında kullanıldı. Ne var ki bu varlık duyularla kavranılanın dışındaki varlık ve görünüşlerin ardındaki kendilik olarak ele alınıyordu.

Hegel’e gelinceye kadar bu çağın metafiziği de Orta Çağ’ın metafiziği gibi, bilimsel temelden yoksun, kurgul görüşler ve varlığın duyularla algılanamayan kendiliği üstüne varsayılan yapıntılar olarak sürüp gitmiştir. Hegel metafizik terimine diyalektik karşıtı manasını vermiştir.

Hegel metafizik sistemin son büyük düşünürüdür. Evrensel oluşmanın düşünceden doğduğunu ve gelişmesi sonunda kendi bilincine erişeceğini savunmuştur Hegel. Ayrıca metafizik deyimine ilk defa diyalektik karşıtı (anti-diyalektik) manasını veren de Hegel olmuştur.

Metafizik deyimi bu çağda ruhçuluk temelinde birleşen şu anlamları da kapsamıştır: Duyularla kavranılanların dışındaki varlıkların bilgisi (Bossuet), kendiliğinde şey’in bilgisi (Kant), doğanın ardında gizlenen ve ona imkan veren varlık bilgisi (Schopenhauer), mutlak bilgisi (Liard), ussal bilgi (Franck), madde olmayanın bilgisi (Voltaire), son erek bilgisi (Bacon), bütünü bilme isteği (Eucken), doğasal ve biçimsel olmayanın bilgisi (Descartes), inakçı bilgi (Wolf), varlık yasalarını bulmak için düşünen benliğin bilgisi (Lebniz).

Descartes’ta Metafizik

Rene Descartes, bütün varlığı temelde, yer kaplayan madde ile düşünen zihin olarak iki bağımsız alana ayırdı. Bu kavrayış içinde Tanrı’nın konumu sadece maddeyi yaratmış bir ilk neden olmakla sınırlıydı; ilk yaratılıştan sonra her iki dünya da kendi yasalarıyla işliyor, aralarındaki ilişki de insanın ruhu ile bedeni arasındaki ilişki kuruluyordu.



-Alinti-
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Konuyu Görüntüleyen Kullanıcılar (Toplam:0)

Benzer konular