Paylaşımın Ve Sohbetin Tek Adresine HoşGeldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

Han

En Güzel Edep Güzel Ahlaktir...!
genel
Katılım
20 Ocak 2021
Mesajlar
7,507
Tepkime puanı
6,876
Puanları
113
Konum
Huzur🧿
Cinsiyet
Erkek

İtibar Puanı:

Marksizm, Marksçılık Nedir?


Marksizm-678x381.jpg


Marksizm veya Marksçılık, büyük Alman filozoflar Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından geliştirilen “bilimsel toplumculuk” doğrultusundaki felsefe, toplum ve ekonomi öğretisidir.

Marksizm; özgün bir siyaset felsefesi anlayışı, tarihi diyalektik materyalizm ile yorumlayan bir ekonomik ve toplumsal dünya görüşü, kapitalizmin çözümlenmesi, bir toplumsal değişim teorisi veya insanın özgürleşmesiyle ilgili bir düşünce sistemi biçimlerinde de tanımlanabilmektedir.

Marksizm; bir öğreti olarak siyasal, ekonomik ve felsefi bir eklektisizm ürünüdür. Bu bağlamda Marksizm, ideolojik olarak esas anlamda sınıf çatışmaları teorisini ortaya atan ve bu çatışmanın mecburi bir neticesi olarak da proletarya diktatörlüğünü gören, burdan da toplumsal eşitlik ve özgürlük dünyası olarak kabul ettikleri komünizm idaresine varılacağını öngören bir öğreti olarak tanımlanabilir.

MARKSİZM NEDİR?​

Marksizm tümel, kuşatıcı bir felsefedir, bir felsefe sistemidir. Bu felsefe, bir yanıyla bu gün Batıda felsefe deyince anlaşılan, felsefe sorunları alanını inceleyen, bilgi teorisi, ontoloji ve bilim felsefesi gibi disiplinleri içerisine alan diyalektik materyalizme, öbür yanıyla da bir tarih felsefesi, bir toplum felsefesi demek olan tarihsel materyalizme dayanır.

Marksist felsefe, tümel kalitesini bu iki kökenden alır. Bu tümel anlamında, bir Marksist bilgi teorisinden, bir Marksist varlık anlayışından, bir Marksist bilim anlayışından, bir Marksist etik ve estetikten söz açılabileceği gibi, yine bir Marksist tarih anlayışından, toplum ve hukuk anlayışından, bir Marksist ekonomiden ve yaşam anlayışından söz açılabilir.

Marx.jpg


Marksist teori, bu düşünce çerçevesi içinde, geçen yüzyıla ve geçen yüzyılda yaşamış iki Alman düşünürüne geri gider, Karl Marks’a (1818-1883) ve Friedrich Engels’e (1820-1895). Kaynağını ve en temel felsefe içeriğini bu iki düşünürde bulan Marksizm, yüzyılımızın ilk çeyreği içinde Vladimir İlic Lenin’in (1870-1924) katkılarıyla bir toplumumuzun temel ve fotoğrafı felsefesi olur.

Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra da belirli bir dünya parçası üstünde yaşamakta olan büyük insan toplumlarına temel düşünme, görme ve hatta duyma kategorilerini veren, fotoğrafı ve Ortodoks karakterli çok büyük bir felsefe olarak egemenlik kazanır. Düşünme tarihine baktığımızda, hiçbir felsefenin böyle yığınlar tarafından ve daimi olarak benimsenmiş olduğunu görmüyoruz.

Oysa bugün, Avrupa ortalarından Asya’nın Pasifik kıyılarına kadar olan topraklarda yaşamakta olan çeşitli ulusların, isteyerek veya istemeyerek kabul ettikleri bir tek fotoğrafı felsefesi vardır: Marksizm. Bütün bu ülkelerde yaşamakta olan milyonlarca insanın belirli düşünme kategorileri vardır: Marksist ilkeler.

Bütün bu insanların toplum ve tarih, insan ve yaşam görüşmelerini belirleyen belli değerler vardır: Marksist kavramlar ve Marksist kurallar. Marksizm, bütün bu nitelik ve fonksiyonları ile günümüzün en yaygın bir felsefesidir. Bu felsefeyi beğensek de beğenmesek de, onu benimsesek de benimsemesek de, çağının ide’lerini ve değerlerini bilmek gereğinde olan bir aydının onu öğrenmesi beklenir.

Marksçılar felsefelerini eytişimsel özdekçilik olarak adlandırırlar. Marksçılığın dayandığı temel, insanlığın tarihsel ve toplumsal gelişmesinin ekonomik güçler ve ilişkilerle belirlenmiş olduğu ve düşünce ile alakalı tinsel güçlerin de bunların bir yansıması olduğu görüşüdür.

Ekonomik ilişkiler ve bununla ilgili tinsel biçimler ile kültür, altyapı ve üstyapı olarak bağlantı içindedirler, bir- birleriyle nedensel bir bağlılık içinde bulunurlar. Marksçılığın felsefe bakımından temel ilkesi şudur: İnsanın bilinci varlığını değil, aksine toplumsal varlığı bilincini belirler.

Düşünce ve bilinç insan beyninin ürünleridir, insanın kendisi de bir doğa ürünüdür, çevresi içinde ve çevresi ile beraber gelişir; insan toplumu da kültürü ile beraber bir doğa parçasıdır; insan tarihi de neden-etki bağlantısı içinde ve eytişimsel bir şekilde gelişir.

Evren olmuş bitmiş bir şey değil, ilerleyen bir süreçtir; eytişim de Marx’a göre, gerek dış dünveyaki, gerek insan düşüncesindeki genel devinim yasası -bu devinim özdeğin varoluş biçimidir- üstündeki bilimdir.

Hegel‘in karşıtlıklar içinde ilerleyen eytişimsel değişmesi Marx’da sınıfların savaşına çevrilmiştir. Sınıfların savaşı öğretisi de Darwin‘in öğretisinde kendine dayen temelk bulur. Doğadaki yaşama savaşını Marx insan toplumlarına da aktarmıştır. Bilimsel toplumculuk da sonunda bir doğa bilimi biçimine girer.

-Alinti-
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Konuyu Görüntüleyen Kullanıcılar (Toplam:0)