Paylaşımın Ve Sohbetin Tek Adresine HoşGeldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

Mağrur Caninin Sonu

  • Konbuyu başlatan Han
  • Başlangıç tarihi
  • Okuma süresi: 6:05
Hicretin beşinci senesindeydi. Mekkeli müşrikler toplanıp Medine üzerine bir saldın yapmaya karar vermişlerdi.

Onlann bu niyetlerini haber alan Peygamber Efendimiz ise, hücuma geçecekleri yere öylesine uzun ve derin bir hendek kazdırmıştı ki, kolay kolay bu uzun çukuru atlayıp Medine’ye girmek mümkün değildi.

Oİki taraf da, hendeğin iki yanında yerini almıştı. Mekke’den kalkıp Medine’ye gelmiş olan mütecaviz müşrikler, kendilerini müdafaa zorunda kalan mü’minlere karşıdan karşıya hakaretler yağdırıyor:

– Ya bugün, ya da yann sizin kökünüzü kazıyıp, hepinizi yok edeceğiz, tehdidinde bulunuyorlardı. Müşriklerin çoğunda çelik zırh, besili atlar vardı. Çelik zırhı giyip besili ata binince cesaretleri artıyor, bunlardan mahrum müslümanlan bir hücumda yok edeceklerini sanıyorlardı. Nitekim, girdiği savaşlarda çok kan dökmesi ile meşhur olan Abdived oğlu Amr da bunların içindeydi.

Bu adam hendeğin karşısında ileri çıkıp meydan okudu:

– Var mı içinizde karşıma çıkıp erkekçe dövüşebi-len? Varsa çıksın da göreyim, sıcak kanını kızgın kumların üzerine dökeyim.

Ashâb, bu herifi iyi biliyorlardı. Kan döküp, insan öldürmekten zevk adan azgın bir cani idi. Kılıcını ku-durmuşçasına sallar, hasmını bir anda yere sererdi.

Amr bin Abdived, kendisine cevap verilmekte geci-kildiğini görünce şımarıklığını daha da arttırmıştı.

Peygamber Efendimiz bu herife denk olabilecek birini araştırıyordu. Gariptir ki, her defasında Hz.Ali ortaya atılıyor:

– Yâ Resûlâllah, müsaade buyur şu şımarık herife haddini ben bildireyim diyordu.

Efendimiz nihayet teklife razı oldu.

-Yanıma gel, yâ Ali, diyerek huzuruna çağırdı. Mübarek zırhını çıkarıp sırtına giydirdi, Zülfikâr adlı kılıcını da eline vererek şöyle dua etti:
– Yâ Rabbi, amcam Ubeyde’yi Bedir’de, Hamza’yı da Uhud’da benden aldın. Geriye amcam oğlu Ali kaldı. Onu da burada alma, onu bana bağışla!

Peygamberimizin zırhını sırtına, kılıcını da eline almış olan Hazret-i Ali, kan dökücülüğüyle meşhur olmuş Amr’ın üzerine doğru yürümeye başladı. Hendeği geçerek Müslümanlara daha da yaklaşmış olan Amr, ona:

– Sen kimsin, adın şanın nedir söyle bakayım? diye şımarıkça bir sual sordu. Hazret-i Ali kendini tanıtınca kahkahayı bastı:

– Be çocuk, sizin içinizde hiç mi bana karşı koyacak adam kalmadı? Senin gibi bir çocuğu gönderdiler. Haydi git, ben sana kıymak istemem. Baban Ebû Tâlib ile dostluğumuz vardı. Onun geçmiş hatın için kanını dökmek istemem!

Bu söz Hazret-i Ali’ye ağır gelmişti. Bunun için Amr’a kendini muhatap aldıracak şekilde cevap verdi:

– Sen benim kanımı dökmek istemiyorsun, ama ben senin kanını dökmeye hazırım.

Amr kızmıştı. Demek hasmını korkutamamıştı. Atını mahmuzlayarak Hazret-i Ali’nin üzerine doğru yürüdü. Kendi kendine söyleniyordu:

– Ben Amr bin abdived’im. Sen kim oluyorsun ki?
Gelen cevap manâlıydı:
– Sen o kadar kahraman biri olsan, at üstünde durup, yerdeki adama saldırmazdın. Baksana ikimiz eşit miyiz?

Mağrur Amr’ın kan beynine sıçramıştı.

– İşte atımdan da iniyorum, diyerek kumların üzerine atlayarak indi. Ashâb, Hazret-i Ali’nin arka tarafında saf tutmuş, dualar ediyordu. Karşı taraftaki müşriklerin ise vuruşmayı Amr’ın kazanacağından hiç şüpheleri yoktu. Hattâ zaman zaman şımarık sesler bile duyuluyordu:

– Haydi Amr, bitiriver şu küçük adamın işini de, görsünler putlarımızın zaferini.

Kibir ve gururdan başının göklere değdiğini sanan Amr, Hz.Ali’ye iyice yaklaşmıştı. Vuruşma başlamak
üzere iken Hazret-i Ali’den beklenmedik bir teklif aldı.

– Ey Anır, sen demişsin ki, her kim savaştan önce benden üç şeyden birini isterse mutlaka birinden birine razı olurum, savaşı terkederim, bu doğru mu?
– Evet doğrudur!
– öyle ise ben de savaşmadan önce senden üç şeyden birini kabul etmeni istiyorum.
– Neymiş o üç şey?
– Biri, Allah’ı bir bil, şu anda içimizde bulunan Mu-hammed’i de Allah’ın gönderdiği peygamber kabul et.

Amr, sert ve kesin cevap verdi:

– Benden böyle bir şey ümid etme!

– Öyle ise, müşriklerin içinden savaşmadan çekil ! git. Şayet sizin adamlarınız bize galip gelir ise maksadın sen zahmet çekmeden eline geçmiş olur. Eğer Re-sûlüllah galip gelirse, çekilmekle bir kaybın olmaz. Belki de hayatını kurtarırsın.

Amr’ın cevabı biraz daha sertleşti:

– Buna Kureyş’in kadınlan bile razı olmaz, sen neden bahsediyorsun? Ben putlara adak adadım. Sizin peygamber dediğiniz Muhammed’den Bedr’in intikamını almazsam ağzıma lokma koymayacağım. Bu benim adağımdır. Yerine getireceğim bunu.

Böylece iki teklifini yapmış olan Hazret-i Ali, üçüncü teklif olarak şöyle dedi:

– Demek seninle aramızda kılıçtan başka çare yoktur. Buyur meydan îmanla küfründür!

Gurur ve kibirden kendini dağlar gibi büyük gören Amr, hızla hücuma geçti. Uzun ve keskin kılıcını iyice havaya kaldırıp Hazret-i Ali’nin başı üzerine bütünkuvvetiyle indirdi. Aynı hızla kalkanını kılıcın karşısına çıkaran Ali, her ne kadar sakındı ise de, kalkanı ikiye bölen kılıcın başını yaralamasına mâni olamadı.

Yüzüne aşağı kan damlalarının indiğini gören as-hâb telâşlanırken, müşriklerde beklenen oldu der gibi bir sevinç görülüyordu.

Hamle sırası Hz.Ali’ye gelmişti. Resûlüllah’dan aldığı iki başlı Zülfikâr’ıyla hücuma geçen Ali, öyle bir hızla vuruşmaya girdi ki, bir-iki saniye içinde ortalık toz duman içinde kaldı. Tarafların durumları geriden kestirilemez hâle geldi. Toz duman içinde nâralar atılıyor, sesler geliyordu.

En nihayet yüksek sesle bir tekbir sadâsı işitildi. Resûlüllah Aleyhisselâm bu tekbir sesini işitince tebessüm etti, o da tekbirle karşılık verdi. Bu tekbirin bir zafer işareti olduğu az sonra anlaşıldı.Çekilen toz dumandan sonraki manzara ibretliydi. Kendini dağlar kadar büyük, karşısındakini de karıncalar kadar küçük gören mağrur Amr’ın başı bir yanda, gövdesi de diğer yanda kumlara gömülmüş vaziyette görünüyordu.

Basite aldığı Hazret-i Ali, sırtında Resûlüllah’ın zırhı, elinde de Zülfıkâr’ı ile mağrur caninin gururuna son vermiş, tecavüzüne mâni olmuştu. Ashap her birlikte tekbir aldılar. Mü’minlerde sevinç ve sürür, münkirlerde ise kin ve küfür görülüyordu.
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Konuyu Görüntüleyen Kullanıcılar (Toplam:0)