Paylaşımın Ve Sohbetin Tek Adresine HoşGeldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

Kerem ile Aslı

SuMBuL

Tam güldüğün yerde başlar şiirler... Yang❤️
mod
Katılım
4 Ara 2020
Mesajlar
2,331
Tepkime puanı
4,622
Puanları
113
Konum
...
Cinsiyet
Kadın

İtibar Puanı:

Kerem ile Aslı'nın Hikayesi


kerem-asli.jpg

İran'ın çok meşhur beldesi İsfahan’da adil, iyi yürekli bir padişah yaşarmış. Çok zengin, rahat yaşayan ama bir türlü evlat saadetini tadamayan bir padişahmış. Ne tesadüftür ki emrinde çalışan bir Keşiş de aynı özlemi duymakta imiş. Padişahın aklına bu keşiş gelince, padişahın derdine ortak olması için onu emretmiş. Ve uzun uzun sohbet etmişler. Keşiş padişaha “eğer bir saray yaptırır içini bahçesini süslerseniz bütün zamanınızı burada geçirir acınızı unutursunuz” deyince, padişah kısa bir sürede bu planı gerçekleştirmiş. Bir gün Keşişin karısı ve hanım sultan saraydaki eğlenceyi ziyarete giderken karşılarına nur yüzlü bir ihtiyar çıkar, hanım sultana bir elma, Keşiş’in karısına bir ayva fidesi verir. Ve bunları ekmelerini ister.

Hanım sultan da, Keşiş’in karısı da fidanlara kendi elleri ile bakar, büyütürler. Ancak iki ağaç da büyüdüklerinde meyve vermezler. Hanım sultan bir gün rüyasında yine o nur yüzlü ihtiyarı görür. Ve bu çocuk dileği için yalvarır. Yaşlı adam ona ağacın elma verdiğini, bu dileği için bu meyveyi yemesini söyler. Hanım sultan Keşiş’in karısına haber verir ve ağaçlarının yanlarına giderler. Hanım sultanın elma ağacı bir elma vermiştir. Ancak Keşiş’in karısının ağacında meyve yoktur. Hanım sultan elmasını ortadan ikiye böler ve yarısını Keşiş’in karısına verir. Buna karşılık çocukları olduğunda birinin kızı diğerinin oğlu ile evlenecek diye söz verdiler. Ve daha sonra ikisi de hamile kaldı. Padişahın oğlu, Keşiş’in bir kızı olur. Kızın adı “Kara Sultan” Oğlanın adı “Ahmet Mirza Bey” olur. Fakat ters giden bir şeyler olur. Keşiş bey bir gün uyurken düşüncelere dalar ve “Bu kadar güzel bir kızı neden padişahın oğluna vereyim ki?” diye söylenir. Ve bu fikrini karısına açıklar. Karısı ise “Ama Beyim biz hamile kalmadan önce çocuklarımızı birbirleri ile evlendireceğimize yemin ettik” dedi. Keşiş bunun üzerine etrafa kızının öldüğü haberlerini yayar. Bu haber padişahın kulağına gidince padişah Keşiş’i huzuruna çağırır.
Padişah:

“Keşiş bu söylenenler doğru mu?”
Keşiş çaresiz ifadesi vererek;

Maalesef doğru kızım öldü diyerek padişahı kandırır. Daha sonra da kızını ve eşini alan Keşiş, Isfahan’a 3 gün uzaklıktaki “Zengi” köyüne yerleşirler. Bu zamanda da padişahın oğlu Mirza Bey 4 yaşına girmiş, mektebe başlamıştır. Yanında da Sofi adında çok zeki bir arkadaşı varmış. Seneler sonra Sofi ve Mirza Bey 12–13 yaşlarına basmışlar. Sofi Mirza Bey’e bir teklifte bulunmuş;

“Bak Mirza Bey baban çok zengin, serveti dünyayı alır! Ama bizde bir daha Genç olmayacağız, genç olduk, hadi gel av avlayalım” der.

Mirza Bey Sofi’nin bu sözleri üzerine avlanmaya, yiğitliğe talim etmeye giderler. Mirza bey bir gece rüyasında “Kara Sultan'ın elinden şerbet içtiğini görür. Kalbi ve yüreği cehennem gibiydi. Daha sonra büyük bir heyecanla uyanır. Yalnız kimin elinden şerbet içtiğini bilmiyordu. Fakat kızın siması aklında kalır.

Bir sabah Mirza Bey babasından izin alarak sofi ile birlikte “Zengi” köyüne gezmeye giderler. Orada Keşiş’in evine misafir oldular, ikramlar yediler. Artık mirza Bey hep o taraflara av yapmaya gidiyormuş. Bir gün kolunda şahini ile yine gelmiş. O gün sarayın camının yanında gergef yapan bir kız görmüş. Yanına yaklaşmış, dikkatlice baktıktan sonra bu kızın rüyasında gördüğü kız olduğunu anlayınca yanına yaklaşmış ve:

Başı yastık göre mi?
Gözü dilber görenin?
Gözüne uyku girer mi?
Zülfüne berdar olanın?

Mirza Bey bunları söyledikten sonra kızı kendine doğru çeker, kızı öper ve:

“Söyle güzel kız sen hangi bahçenin sümbülüsün?” der.
Kız:
“Isfahanlı babam keşiş idi. Kerem eyle bırak beni! Babam görmesin!
Delikanlı:
“Aslı nedir? Salıvereyim!
Kız:
“Kerem eyle bırak beni!

Dedikten sonra Mirza beyin aklına bir şey gelir. Benim adım Kerem, senin adın Aslı olacak bundan böyle birbirimizi böyle çağıracağız! Bunun üzerine keşişin kızı Kerem’e bakarak:

“Kabul ediyorum” der. Kerem de kızı bırakır. Daha sonra Aslı'nın işlediği gergefin üzerinde bulunan oyalı tülbenti alır. Ve sofiyi bularak beraber Isfahan’a dönerler. Eve geldiğinde babası Keremi bitkin gördü ve ona ne olduğunu sorar, fakat Kerem’in ağzından tek laf bile alamaz. Padişah birkaç gün sonra Kerem’i tekrar çağırır ve ona sorar. Kerem’de babasında bir saz ister. Derdini böyle anlatacaktır. Babası sazı getirir. Kerem durumunu anlatan bir türkü çalar;

Keşiş bahçesinde bir güzel gördüm,
Aklım başımdan aldı ne çare?
Taramış zülfünü, dökmüş yüzüne,
Serimi sevdaya çaldı ne çare?

Babası oğlunun dediklerinden hiçbir şey anlamamıştır. Oğluna tam olarak anlayamadığını söyleyince, Kerem boynunu bükerek odadan çıkar. Padişah haftalarca oğlunun derdini anlamak için çare arıyordu ama bulamamıştır. Bunun üzerine padişah birilerini bulup ondan derdini öğrenmesini ister. Çirkin bir kadın Kerem’i Keşiş’in bahçesinde Aslı’ya bakarken görünce hemen padişaha söyler. Bunu duyan padişah hemen Keşiş’i yanına çağırır ve neden yalan söylediğini sorar. Keşiş’i kızını vermesi için ikna eder. Bunun üzerine Keşiş padişahtan 5 ay süre ister. Padişah da “sana 5 ay veririm ama sana yüzük vereceğim, onunla kızını oğluma nişanla der. Keşiş bunu kabul eder. Bu nişanlanma olaylarını duyan Sofi hemen Kerem’e haber verir.

Kerem’in günleri sefa ve zevk içinde geçiyordur. Fakat aradan bir süre geçtikten sonra Aslıyı yine özlemeye başlar. Bu durumunu babasına anlatır. Oğlunun bu dert yanışı babasını çok üzer. Padişah Kerem’e: “Oğlum ben Keşiş’e 5 ay izin verdim. Süre bugün doluyor” der ve düğün hazırlıklarına başlanır. Keşiş’de 5 ay dolduğu için “Zengi” köyünden kaçmaya karar verir. O gün Padişah büyük bir kafileyi Aslı’yı almak için Zengi köyüne gönderir. Orada da birkaç insan topluluğu kafileye doğru geliyordur. Kerem onlara neler olduğunu sorar. Bunu üzerine ihtiyardan şu yanıtı alır: “Bizim burada bir Keşiş otururdu, onlar gece gittiler. Bizde bir şey olacak herhalde diye gidiyoruz” der. Kerem ağlamaya başlar. Daha sonra hemen Aslı ile buluştukları bahçeye gider ve oradan geçen bir kızı Aslı’ya benzetir ve türkü söylemeye başlar. Onu duyan kız “Ey âşık! Beni kime benzettin?”

Kerem cevap verir:
“Seni Aslı Han’ıma benzettim” dedi.
Bunun üzerine kız Kerem’e:

“Aslı Hanım anne ve babasıyla birlikte Hoy’a kaçtılar” der. Kerem bu sözün üzerine çok sevinir. Bunun üzerine Kerem Aslının peşinden yollara düşer. İran ve Kafkasya’nın pek çok yerini gezer. Yanında sadık arkadaşı Sofu vardır. Kerem arkadaşı Sofuya şöyle seslenir

Gel gidelim Sofu kardeş, bugün aslım göç eylemiş.

Ben ağlarım sen ağlama, bugün aslım göç eylemiş.

Karşımızda ulu dağlar, Gönül muhabbeti çağlar.

Aslı göçmüş Kerem ağlar, bugün Aslı’m göç eylemiş.

Kerem elinde sazı diyar, diyar dolaşan bir aşık olmuştur. Her gittiği yerde dağlara, ovalara, hayvanlara saz çalarmış. Onlardan Aslının izini sorar, yıllarca süren bu hasret ateşinde pişerek olgunlaşır. Keramet sahibi bir Hak aşığı olur. Allah onun her dileğini yerine getirirmiş. Önüne çıkan engeller kalkar ve dua ettiği kimseler harap olurmuş.

Bir gün arkadaşı Sofu ile yolculuk ederken fırtına çıkmasına vesile olan dağa, Kerem beddua eder;

Nedir bu çektiğim elinden senin

Aktı çeşmem yaşı Ceyhun a döndü

Acep kimler geçer selinden senin

Dilerim başına sam yeli essin

Şu kara bağrını taşçılar kessin

Elvan çiçeklerin yansın tutuşsun

Kimseler kokmasın gülünden senin.

Yıllar sonra onlara yetişir, Allahtan aşkından bir parçasını Aslıya vermesini diler.

Duası kabul olur ve Aslı Kereme aşık olur.

Bir gece gizlice kaçmak isterler. Ama buluşamazlar.

Keşiş kayseri den de kaçar.

Kerem onlara Halepte yetişir.

Halep paşasına kendini sevdirir. Keşiş kızını bu sefer vermek zorunda kalır ama Keşiş’in aklına bir fikir gelir. Kızını Kerem’e vereceğini, fakat ilk gecelerinin elbisesini kendisi dikeceğini söyler. Kerem ve Aslı çok sevinir. Keşiş evde sihirli, büyülü bir fistan diker. Kerem yanına gelince fistanın düğmelerini elleri ile çözecektir. Neyse 40 gün 40 gece düğün yaparlar. Sonra Aslı ile Kerem evlerine giderler. O gece Kerem namazını kıldıktan sonra Aslı fistanını giyer ve Kerem’in yanına gelir. Kerem’den bu düğmeleri çözmesini ister.

Kerem tam söker 2 tanesi kalır ki düğmeler tekrar kapanır. Kerem elleri ile tekrar dener. Sürekli kapanır düğmeler. Artık uğraşmaktan tan yeri ağarmıştır. Kerem düğmeleri nasıl çözeceğini düşünüyordur. Tekrar denerken en sonunda kocaman bir “Ah” çeker. Ve Kerem’in ağzından çıkan ateş ile birden bire Kerem cayır cayır yanmaya başlar. Külleri yere dökülür. Aslı dağılan külleri toplarken bir kıvılcım da onu tutuşturur. Ve aslı da yanarak kül olur...

İki sevgilinin ancak külleri ahirette buluşur. Aslı ve Kerem dünyada kavuşamadılar ama şu an cennete düğünleri olsa gerek…

-Alıntı-
 

SuMBuL

Tam güldüğün yerde başlar şiirler... Yang❤️
mod
Katılım
4 Ara 2020
Mesajlar
2,331
Tepkime puanı
4,622
Puanları
113
Konum
...
Cinsiyet
Kadın

İtibar Puanı:

Ellerine sağlık cnm benim ne güzel aşka dair hikayeler bunlar tekrar tekrar okunur yıllar geçse de ilgi odagıdir.
kesinlikle öyle canım unutulmaması gereken efsaneler bunlar mutlaka bizler yaşatmalıyız :love: al;;
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Konuyu Görüntüleyen Kullanıcılar (Toplam:0)

Benzer konular