Paylaşımın Ve Sohbetin Tek Adresine HoşGeldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

Haggard

Katılım
14 Eyl 2018
Mesajlar
2,971
Tepkime puanı
870
Puanları
113
Yaş
42
Konum
istanbuL
Cinsiyet
Erkek

İtibar Puanı:

1997 de And Thou Shalt Trust The Seer albümü yayinlandiginda Haggard cogu insan tarafindan efsane mertebesine cikarilmisti bile. Belki bazi parcalarin melodileri ayniydi ama insanlar böyle bir müzik dinlemeyeli epey oluyordu ve parcalar arasi melodi benzerliginden kimse bahsetmedi bile -sanirim ben haric, ama benim önce Awaking The Centuries albümünü dinlememin bunda büyük etkisi var.

2000de Awaking The Centuries albümü yayimlandi ve bircok kisiye göre bu ilk albümden dahi daha basariliydi ki bu cok cok cok basarili oldugunu gösterir. İlk albümdeki melodi benzerlikleri kadar acik benzerlikler bu albümde yoktu, belki sadece Final Victory ile Heavenly Damnation'in son kısımları. Bu albümde iyi olmayan tek bir melodi yok desek yeridir. Awaking the Centuries parcasinin yarattigi etki ise bambaska tabii ki, bu olumlu etkiden nasiplenmek icin acilen dinlemenizi öneririm bu muazzam eseri tabii hala dinlemediyseniz. Bu albümdeki muazzam eserlerin icinde öne cikan bir diger sarki ise Final Victory oldu. Aslinda Final Victory Haggard diskografisine baktigimizda diger parcalara göre daha basit kaliyor diyebilirim, ama bu öne cikisinda basitliginin de önemi olabilir.

Grup bu albümle iyice taninmaya basladi ve Güney Amerika'da Avrupa'da oldugundan daha fazla fan toplamaya basladi. Meksika konseri DVD olarak yayinlandi, ancak bu konserin playback olmasi Haggard'a pek yakismadi diyebiliriz.
Awaking the Centuries o kadar iyi bir albümdü ki, insanlar(muhtemelen müzik otoriteleri) bir daha bu albüm kadar iyisini yapamaz Haggard dedi, ama bence yanildilar. 2004 yilinda Eppur Si Muove'u cikar cikmaz alip dinledigimde Awaking The Centuries'den daha iyi bir albüm oldugunu düsünmüstüm, hala da öyle düsünüyorum, pekcok Haggard fanı benim gibi düsünmese de. Belki Awaking the Centuries kadar etkileyici bir parca yapamadilar ama albümün geneline baktigimizda artik daha fazlasini yapamazlar dedirtecek bir albüm yaptilar. Yakinda cikacak albümleri belki gene bizi hayrete sokacak, zira Asis Nasseri her albümle beraber müziğinin kalitesini artiriyor. Bu albümde Haggard'in belki de tek eksigi olan soprano sorununa da cözüm bulunmus oldu. Daha önceki albümlerde de sopranolarla calisildigi iddia edilebilir ama onlarin ne kadar soprano olduklari tartisilir. Halbuki bu albümde yer alan Suzanne'in -İstanbuldaki konserde herkesin gönlünü fethetti gerek sesi gerekse headbangiyle- soprano olup olmadigini tartisan yok. Bu albümde özel olarak öne cikan bir parca olmadi, belki Herr Mannelig i istisna sayabiliriz. Esasen İsveç türküsü olan bu cover cok begenildi. Herr Mannelig disindaki parcalar birbirine esit begenildi denebilir. Per Aspera Ad Astra ki bence Haggard'in müzikal anlamda en basarili isidir, gerek girisi gerekse bitisiyle dikkat cekicidir. Parca Haggard'dan duymaya alisik olmadigimiz muazzam bir soloyla biter. Albümdeki parcalarin dikkat cekici kisimlarini siralamaya devam edersek, Eppur Si Muove'da sopranonun girdigi kisimda oldukca dikkat cekicidir, bu kısımda soprano adeta doruklara cikar ve bizleri müzikal orgazm noktasina kadar getirir hatta bizzat bunu tecrübe ettirir. All'inizio È La Morte'in 4.18 ile 4.30 uncu saniyeleri arasi ise bir insan 12 saniyelik bir müziği saatlerce dinleyebilir mi sorusunu sordurtur adeta ve cevaben de evet der. Atlanmamasi gereken bir diger nokta da ilk iki albümde kendisine Nostradamus'u konu olarak secen Haggard'in bu albümde Galileo Galilei'yi kendisine konu olarak secmesidir.

Ayrıca Asis Nasseri böğürmekten ziyade boğazındaki tükürüğünü kullandığını düşündüğüm bir şekilde brutal yapar ki bu da oldukça beğenilmektedir. Haggard'la ilgili bir baska kayda deger noktaysa dinledigimiz müzikleri sürekli kafa ütüleyici bulan büyüklerimizin bile Haggard dinleyince bizi takdir etmesidir sanırım.
Ve Türkiye konserleri...

Sadece İstanbul konserine gidebildiğim icin İstanbul konserinden bahsedebilirim. Haggard'in 10 kişiyle sahneye ciktigi konserde, yaklasik 2000 kisi vardi, Yeni Melek tamamen dolmustu. Bu Türkiye'de orjinal cdsini bulmanin hemen hemen imkansiz oldugu bir grup icin aikl almaz bir sayi, zira birkac gün öncesindeki Helloween konserinde Yeni Melek dolmamisti. Konser Yeni Melek'in elden gecen ses sistemine ragmen dinlenebilirlik acisindan pek iyi degildi, ancak Haggard'in ve seyircinin performansi inanilmazdi. Arkadaki minik bir grup haric bütün seyirci sarkilara eslik etti ve Asis defalarca HAGGARD!!! HAGGARD!!! seslerini susturmak zorunda kaldi. Ve Haggard inanilmaz performansina bir de İstiklal Marsini calmayi ekledi, bu durum pekcok kisi tarafindan komik ve politik görünse de bence son derece hos bir jestti. Tüm grup üyelerinin İstiklal Marsini calan grup üyesi harci tabii ki adeta el pence divan dinledigi ve büyük saygi gösterdigi bir an oldu. Bu jest dakikalarca HAGGARD!!! HAGGARD!!! sesleriyle Yeni Melekin inlemesiyle karsilandi.
sitesinde forumlarda Asis Nasseri kısa vadeli planlari arasında, albüm cikarmak ve Türkiye'de tekrar konser vermek istedigini belirtmistir ki sanirim bu da Türk seyircisinin performansinin bir özeti.

Haggard hakkında daha yazılacak pekcok sey var elbette, ancak gereginden fazla uzun bir yazı oldugunun farkındayım. Bu yüzden burada kesiyorum, daha fazlası için beraber Haggard dinleyip suradaki melodi ne muazzam, bak soprano nasılda söylüyor, dünyanın en iyi brutal vokali Asis diye konusabiliriz..
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Konuyu Görüntüleyen Kullanıcılar (Toplam:0)