Paylaşımın Ve Sohbetin Tek Adresine HoşGeldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

Darwin ve Evrim Teorisi

  • Konbuyu başlatan Mia
  • Başlangıç tarihi
  • Okuma süresi: 4:06

Mia

bayan
Katılım
26 Eyl 2016
Mesajlar
654
Tepkime puanı
15
Puanları
0
Cinsiyet
Kadın

İtibar Puanı:

Darwin ve Evrim Teorisi



Tarihi geriye sararsak, özellikle on beşinci yüzyıldan on sekizinci yüzyılın sonuna kadar, çok az sayıda bilimsel araştırma gerçekleştirildiğini görüyoruz. Ama, on dokuzuncu yüzyıl, bilim alanında altınçağı açtı. Bu devrede, doğa bilimcilerin çoğu, gezilere dayanarak çalışmalarını sürdürdüler. Genç bir bilim adamı olan Darwin de Evrim Kuramının temel taşlarını bu şekilde yerleştirmeye başladı.

Charles Darwin, 1809 yılında İngiltere’de doğdu. Babası onu on altı yaşında Edinburgh Üniversitesine gönderdi. Burada başladığı tıp ve daha sonra devam ettiği hukuk öğrenimini gereksiz bularak yarıda kesti. Ardından Cambridge Üniversitesine bağlı bir kolejde teoloji (dini bilimler) öğrenimi gördü. Fakat aklı, bilim çevresindeydi. O arada tanıştığı Botanikçi John Henslow’un önerisiyle, İngiliz Deniz Kuvvetleri için, dünya çevresinde harita yapmakla görevlendirilen gemiyle beş sene sürecek bir geziye çıkmaya karar verdi. Gemi,1831 yılında denize açıldı.

Gezi sırasında fosiller topladı, jeolojik katmanları inceledi, sayısız gözlemler yaptı. Arjantin’in Paspas denilen bölgelerinde soyu tükenmiş birçok hayvan nesli buldu. Jeolojik katmanların bünyesindeki fosillerin değişimini dikkatle izledi ve hayvan türlerinin değişik ortamlara yaptıkları uyumları saptadı.

Onun, canlıların yavaş yavaş değişmesine ilişkin düşüncesi, kendisi gibi bir bilim adamı olan ALFRED RUSSEL WALLACE’nin teorisine uygun düşmüştü.Ortak görüşleri şöyleydi: “Bütün canlılar bulundukları ortamdaki sayılarını muhafaza edecek matematiksel düzeylerin üzerinde üreme eğilimindedir. Doğal koşulların sabit kalabilmesi, yani ‘denge unsuru’nun oluşturulabilmesi için fazlalık, elimine edilir. Canlı populasyonların(1) hepsi mutasyon gösterir.”

Büyük baskılar sonunda, Wallace ile birlikte görüşlerinin yayımlanmasını kabul etti. Kısaltılmış adıyla “Origin Of Species” (Türlerin Kökeni) isimli bu kitap, ilk günde tüketildi.

Çalışmalarına aralıksız devam etti. İnsanın evrimi ile ilgili düşünceleri “Descent of man selection in relation sex” (İnsanın oluşumu ve Eşeye bağlı seçilim) adlı eseriyle yayımlandı. Darwin bu teorisinde, önceki inançlarda, özellikle mistisizm alanında benimsenen kalıpçı ve tamamen hayal mahsulü olan “Özel yaradılış”düşüncesini reddediyor, diğer memelilerin fizyolojik yapılarında olduğu gibi varoluşun evrimsel yasalara bağlı olduğunu savunuyordu.

Yerleşik inanış ve önyargıların aksine, Evrim Modeli, maden, nebat, hayvan ve insan dizilimiyle oluşmuştu. Çünkü, gerek jeoloji(2) ve paleontolojide(3) gerek embriyoloji(4) ya da karşılaştırmalı anatomide(5) birçok aşamada görüldüğü gibi, bir anda yaratılmanın olanaksızlığı ortaya konmuştu. Darwin,tepki almamak için “Tanrısal yaratılış”ile ilgili düşüncelerini kitabının son kısımlarına monte etti.

Zira ; insanlık tarihinin ilk dönemlerinden beri uygulanmakta olan eğitim yöntemleri, katı mistik inançların etkisi, ayrıca insanın kalıtsal yapısı, yeniliklere kapalı ve itirazcı olunmasına yol açmıştır. Günümüzde bile, gelişen bilim ve teknolojinin birtakım varsayımları devre dışı bırakmasına karşın,Evrim Kuramına tepkiler devam etmektedir.

Oysa mistisizm, gerçek yönüyle insan ismiyle işaret edilen ‘hücresel beden’ sahibi varlığın, insansı adıyla anıldığını, ona kendinden özellikler yükleyerek bir anlamda mutasyon oluşturduğunu haber veriyordu...

Bize göre Darwin’in tek eksikliği, Lamarck’ın “Organizmanın kendinde ve davranışlarındaki değişimler, çevredeki değişikliklerin sonucudur” görüşüne karşı, “Dış dünyanın işlemekte olan kendi yasaları ve kendi mekanizmaları vardır” derken, birimlerin hücre genetiğinde oluşan mutasyonda ve çevresel faktörlerin değişiminde Astrolojik tesirlerin varlığını hissetmemiş olmasıdır.

Düşünen beyinler arasında pek az bilim adamı Charles DARWIN kadar tepki çekmiştir. Yaşadığı dönemde, “Maymunla akrabalık bağın annen tarafından mı, baban tarafından mı?” diye alaya alınmıştı.

Ama, Newton yerçekimi ilkesiyle, devinim yasalarında nasıl yerini almışsa, Darwin de, insanın, ottan çiçeğe, amipten maymuna uzanan, organik dünyanın bir parçası olduğunu göstermiştir.

Onun fikirleri “Evrim Teorisi” adı altında, Tanrı’nın varlığına yer vermemekte, bir bakıma Mutlak Yaratıcı Gücün, varlığın özünde olduğunu kanıtlamaktadır.

Bugün insanlık alemi saygıyla önünde eğiliyor.
Aslında hep böyle olmuştur.

Araştırmaları, atılımcı görüşleri, sentezleri ile Darwin mükemmele yaklaşmıştır.
 

Mia

bayan
Katılım
26 Eyl 2016
Mesajlar
654
Tepkime puanı
15
Puanları
0
Cinsiyet
Kadın

İtibar Puanı:

Evrimciler, Allah’ın apaçık olan varlığını inkar etmek için (Yüce Allah’ı tenzih ederiz) tüm hayatlarını harcamaktadırlar. Bu sapkın ideolojiyi savunmayı hayatlarının amacı haline getirmişlerdir. Kuşkusuz bunun Allah Katındaki karşılığı da çok şiddetli olacaktır. Dünya hayatında insanları Allah’ın yolundan saptırmak için söyledikleri her yalan ve yazdıkları her bilim dışı senaryo kendi kafalarındaki evrim hikayelerindeki karanlık dünya gibi cehennemde karşılarına çıkacaktır. Evrimciler, nasıl kabus gibi ahlak anlayışları varsa cehennemde de bunu göreceklerdir. İnkar edenler –Allah’ın dilemesi dışında- azap dolu sonsuz bir yaşam süreceklerdir. ( Doğrusunu Allah bilir.)

“Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır.” (Araf Suresi, 179)

Evrim propagandasının en belirgin özelliklerinden biri, Darwinistlerin hayal gücüne dayalı hikayelerden oluşmasıdır. Hikayeyi anlatan bilim adamı, çoğu zaman kişisel önyargıları, çoğu zaman da evrimi bir dogma olarak benimsemesi nedeniyle bilimsel bulguları yanlış yorumlayarak evrim senaryoları oluşturur. Daha sonra da bu senaryoyu sağlam bilimsel kanıtlara dayalı bir tez havasında insanlara empoze etmeye çalışır. Gerçekte ise evrimcilerin yaptıkları bir hayvana ait diş parçasını insan dişi gibi göstermek ya da farklı canlılara ait kemikleri birleştirerek sahte kafatasları oluşturmaktır. Teorilerini kanıtlayacak delilleri olmayan Darwinistler hikayelerine birçok hayali unsur eklemekte sakınca görmezler. Oysa bu, tamamen önyargıya dayalı, bilim dışı bir propaganda yöntemidir.

Kendilerince insanları aldatmaya çalışan Darwinistler, çok önemli bir konuyu, üstelik 150 yılı aşkın bir süredir göz ardı etmektedirler: Allah’ın varlığını inkar etmek (Rabbimiz’i tenzih ederiz), evrim sahtekarlığını insanlara kabul ettirmek için yazdıkları ve kendi karanlık dünyalarının, sağlıksız ruh hallerinin yansıması olan bu senaryolar, cehennemde teker teker karşılarına çıkacaktır.

Allah cehennemdeki yaşamla ilgili her detayı inkar edenlere özel bir karşılık olarak yaratmıştır. Kuran’da, cehennemdeki azap dolu hayatı gerek fiziksel yönüyle gerekse psikolojik ve sosyal yönüyle anlatan pek çok ayet bulunmaktadır. Yüce Allah’ın bu ayetlerde cehennem ortamına ilişkin olarak bildirdiği detaylara dikkatlice bakıldığında, Allah’ın, Kendisi’ni inkar ederek (Allah’ı tenzih ederiz) tesadüfleri ilah edinen Darwinistlere, kendi sapkın inançları paralelinde bir karşılık hazırladığı görülmektedir. Yüzyıllardır insanlara telkin etmeye çalıştıkları hayali evrim süreci, hiçbir detay eksik kalmaksızın, evrimcilere yaşattırılacaktır. Yiyeceklerden kıyafetlere, cehennemdeki tüyler ürpertici insan tiplerinden maddi ve manevi azaplarla kuşatılmış yaşam şekilerine kadar herşey tam da onların senaryolarındaki gibi karanlık ve azap verici olacaktır. Böylelikle evrimciler cehennemde, fikren aşina oldukları bir ortamla ve yaşam felsefesiyle karşılaşacaklardır. İddiaları paralelinde; hayallerinde kurdukları ara form şeklindeki korkunç yaratıklarla birarada olacak, sürekli bir sınıf çatışması yaşayacak, sapkın üstün ırk iddiaları nedeniyle aşağılanacak, ilkel dünyada olduğunu iddia ettikleri karanlık ve dumanlı ortamda türlü azaplarla yüzleşeceklerdir. ( Doğrusunu Allah bilir.)

Allah’ın üstün yaratışını inkar eden (Yüce Allah’ı tenzih ederiz) ve evrenin, dünyanın ve insanın varoluşu ile ilgili uydurma hikayeler yazan evrimcilerin, cehennemde yaşayacakları hayallerindeki evrim ortamını şöyle tarif edebiliriz:

1- Evrimciler Ne İddia Ediyor?

Yüce Allah’ın Üstün Özelliklerle Yarattığı İnsanın Maymundan Türediğini Öne Sürerler

Evrimciler, bilinçli, irade sahibi, düşünebilen, konuşabilen, akledebilen, karar verebilen, muhakeme yapabilen bir varlık olan insanın, bilinç açısından bir attan veya bir köpekten farkı olmayan maymundan türediğini iddia ederler.

Cehennemde Ne Olacak?

Allah’ın Yaratışını İnkar Edenler (Allah’ı Tenzih Ederiz) Dünyada ve Ahirette Aşağılık Maymunlar Kılınacaklardır
“… İşte Biz, onlara: "AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN" dedik.” (Bakara Suresi, 65

“De ki: "Allah Katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan MAYMUNLAR VE DOMUZLAR KILDIĞI İLE TAĞUTA TAPANLAR; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır."” (Maide Suresi, 60)

“Onlar, kendisinden sakındırıldıkları 'şeyi yapmada ısrar edip başkaldırınca' onlara: "AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUNUZ" dedik.” (Araf Suresi, 166)

2- Evrimciler Ne İddia Ediyor?

İnsanların Sözde Sürüngenlerden Evrimleştiğini İddia Ederler

Evrimciler yeryüzündeki bütün canlı türlerinin, uzun bir zaman süreci içinde sözde birbirlerinden evrimleşerek ortaya çıktığını iddia etmektedirler. Bu hayali senaryoya göre, bazı balıklar çeşitli nedenlerle sudan karaya geçme ihtiyacı hissetmiş; bu ihtiyaç üzerine balıklarda sözde bazı değişimler başlamıştır. Balıklar zamanla karaya çıkarken güya sürüngenlere dönüşmüşler ve sözde evrim sürecini başlatmışlardır.

Cehennemde Ne Olacak?

Yüce Allah Ahirette Onları ‘Aynı Evrim Senaryosundaki Sürüngenler Gibi’ Yüzükoyun Sürünerek Cehenneme Haşredecektir


“Allah, kimi hidayete erdirirse, işte o, hidayet bulmuştur, kimi saptırırsa onlar için O'nun dışında asla veliler bulamazsın. Kıyamet günü, BİZ ONLARI YÜZÜKOYUN KÖRLER, DİLSİZLER VE SAĞIRLAR OLARAK HAŞREDERİZ. Onların barınma yerleri cehennemdir; ateşi sükun buldukça, çılgın alevini onlara artırırız.” (İsra Suresi, 97)

“Cehennem ateşine, 'KÜÇÜLTÜCÜ BİR SÜRÜKLENME İLE' SÜRÜKLENECEKLERİ GÜN; (Onlara şöyle denir
smile.gif
"İşte sizin yalanladığınız ateş budur."” (Tur Suresi, 13-14)


3- Evrimciler Ne İddia Ediyor?
Kendilerinin “Güya Konuşamayan, Göremeyen, Duyamayan Sözde Ara Geçiş Canlılarından Türediklerini” Öne Sürerler

Evrimcilerin iddialarına göre evrim sürecinde iki canlı türü arasındaki geçiş dönemini yansıtan ve her iki türden bazı özellikler taşıyan birtakım canlıların yaşamış olması zorunludur. Örneğin, balıklar karaya çıkıp sürüngenlere dönüşene kadar mutlaka yarı solungaçlı yarı akciğerli, yarı yüzgeçli yarı ayaklı türden ya da maymunlar insana dönüşene kadar yarı maymun yarı insan bazı canlıların milyonlarca yıl boyunca yaşamış olmaları gerekir. Evrimciler, geçmişte yaşamış olduklarına inandıkları bu hayali canlılara "ara geçiş formu" adını verirler. Yazdıkları senaryoya göre evrim sürecinin önemli bir aşaması kabul edilen bu ara geçiş döneminde ise iki tür arasında kalan canlıların eksik ve yarım organlara sahip, dolayısıyla göremeyen, duyamayan canlılar olmaları gerekir. Oysa yeryüzü katmanlarından bugüne kadar çıkarılan milyonlarca fosil örneğinde tek bir tane bile ara geçiş delili bulunamamıştır.

Cehennemde Ne Olacak?
Allah Ahirette Onları Tam İstedikleri Gibi, “Gözleri Görmeyen, Kulakları Duymayan ve Konuşamayan” Varlıklar Olarak Haşredecektir
"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü KÖR OLARAK HAŞREDECEĞİZ." (Taha Suresi, 124)

“ ... Biz de onların GÖZLERİNİ SİLİP KÖR ETTİK. "İşte azabımı ve uyarmamı tadın."” (Kamer Suresi, 37)

“... Kıyamet günü, BİZ ONLARI yüzükoyun KÖRLER, DİLSİZLER VE SAĞIRLAR OLARAK HAŞREDERİZ. Onların barınma yerleri cehennemdir; ateşi sükun buldukça, çılgın alevini onlara arttırırız.” (İsra Suresi, 97)

4- Evrimciler Ne İddia Ediyor?

Amino Asitlerin, Proteinlerin Kaynar Suda Tesadüfen Oluşabileceğini Öne Sürerler

Evrimciler yazdıkları bir diğer senaryoda amino asitlerin, proteinlerin ve hatta hücrelerin kaynar suyun içinde tesadüfen oluşabileceğini ve yine tesadüfen hücrelerin de zamanla yan yana gelip birleşerek canlı organizmaları oluşturabileceğini iddia ederler.

Cehennemde Ne Olacak?


Cehennemde Her Susadıklarında Kendilerine İlah Edindikleri Kaynar Sudan İçirilecek
“Sizin tümünüzün dönüşü O'nadır. Allah'ın va'di bir gerçektir. İman edip salih amellerde bulunanlara, adaletle karşılık vermek için yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur. İnkâr edenler ise, küfürleri dolayısıyla, onlar İÇİN KAYNAR SUDAN BİR İÇKİ ve acı bir azap vardır.” (Yunus Suresi, 4)

“Sonra kendileri için onun üzerinde KAYNAR SU KARIŞTIRILMIŞ BİR İÇKİLERİ de vardır. Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir.” (Saffat Suresi, 67-68)

“Şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz. Böylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız. ONUN ÜZERİNE DE ALABİLDİĞİNE KAYNAR SUDAN İÇECEKSİNİZ. ÜSTELİK 'İÇTİKÇE SUSAYAN HASTA DEVELERİN' İÇİŞİ GİBİ İÇECEKSİNİZ.” (Vakıa Suresi, 52-55)

5- Evrimciler Ne İddia Ediyor?

Yaptıkları Hayali Çizimlerde Geçmiş Dönemlerde Yaşamış Olan İnsanları Birer Maymun Adam Gibi Resmederler

Evrimcilerin kullandığı propaganda yöntemlerinden en bilineni "rekonstrüksiyon"dur. Rekonstrüksiyon, "yeniden inşa" demektir ve kimi zaman sadece bir kemik parçası bulunmuş olan canlının hayali resminin ya da maketinin yapılmasıdır. Gazetelerde, dergilerde, filmlerde gördüğünüz "maymun adam"ların her biri birer rekonstrüksiyondur. Evrimciler, ellerine fırça alıp çirkin görünümlü hayali yaratıklar çizerler, ama bu canlıların fosillerinin olmayışı, onlar için büyük bir sorundur. Dolayısıyla rekonstrüksiyon çizimler, sadece evrimcilerin hayal gücünü yansıtır, bilimsel bulguları değil...

Cehennemde Ne Olacak?
Dünyada Allah’ın Yaratışını İnkar Etmek İçin (Allah’ı Tenzih Ederiz) Yaptıkları Hayali Çizimlerdeki Çirkin Yaratıklara Dönüştürülecekler
“Bazı yüzlerin ağaracağı, BAZI YÜZLERİN DE KARARACAĞI GÜN... YÜZLERİ KAPKARA-KESİLECEK OLANLARA: "İmanınızdan sonra inkar ettiniz, öyle mi? Öyleyse inkar etmenize karşılık olarak azabı tadın” (denilir).” (Al-i İmran Suresi, 106)

“Kıyamet günü, Allah'a karşı yalan söyleyenlerin YÜZLERİNİN KAPKARA OLDUĞUNU görürsün. Büyüklenenler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok?” (Zümer Suresi, 60)
“Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde ONLAR, (ETLERİ SIYRILMIŞ OLARAK SIRITAN) DİŞLERİYLE kalıverirler. Ayetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler değil miydiniz?” (Müminun Suresi, 104-105)

“Sur'a üfürüleceği gün, biz suçlu-günahkarları o gün, (YÜZLERİ KARA, GÖZLERİ) GÖMGÖK (KASKATI VE KÖR) OLARAK' toplayacağız.” (Taha Suresi, 102)

“O gün, öyle yüzler vardır ki, 'ZİLLET İÇİNDE AŞAĞILANMIŞTIR.' Çalışmış, boşuna yorulmuştur.” (Gaşiye Suresi, 2-3)
 

Mia

bayan
Katılım
26 Eyl 2016
Mesajlar
654
Tepkime puanı
15
Puanları
0
Cinsiyet
Kadın

İtibar Puanı:

10 Ünlü Darwinist Yalan

  1. “Hayatın İlkel Dünyada Tesadüfen Oluşabildiği İspatlanmıştır” Yalanı

    Bu iddiayı öne süren evrimci kaynaklarda tek kanıt olarak 1953 yılında yapılan Miller Deneyi gösterilir. Oysa bu deneyde canlı bir hücre oluşturulmamış, sadece birkaç basit aminoasit sentezlenmiştir. Aminoasitlerin tesadüfen doğru sıralamayla dizilerek proteinleri oluşturmaları, bunların da bir hücre meydana getirmeleri matematiksel olarak imkansızdır. Kaldı ki, Miller’in sentezlediği aminoasitler dahi anlam taşımamaktadır. Çünkü Miller, deneyinde ilkel dünya atmosferinde bulunmayan gazlar kullanmıştır.
  2. Atın Evrimi Fosil Kayıtlarıyla İspatlanmıştır” Yalanı

    Onlarca yıldır, "atın evrimi" iddiası , evrim teorisinin en iyi belgelenmiş kanıtlarından biri olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Farklı devirlerde yaşamış dört ayaklı memeliler küçükten büyüğe doğru dizilmiş ve bu hayali "at serileri" doğa tarihi müzelerinde sergilenmiştir. Oysa son yıllardaki araştırmalar, at serilerindeki canlıların birbirlerinin atası olmadığını, sıralamaların çok hatalı olduğunu, atın atası olarak gösterilen canlıların gerçekte attan daha sonra ortaya çıktıklarını ortaya koymaktadır.
  3. “Doğa Tarihi Hayat Ağacını Doğrulamaktadır” Yalanı

    Darwinizm, yeryüzündeki yaşamın bir ağaç gibi tek bir kökten doğup giderek geliştiğini ve dallara ayrıldığını öne sürer. Evrimciler, doğa tarihini bu iddiaya uyarlamak için 150 yıldır çabalamaktadırlar. Oysa doğa tarihi, tam aksi bir tablo ortaya koymuştur. Fosil kayıtları bir "hayat ağacı" bulunmadığını, temel canlı gruplarının yeryüzünde aynı anda ve aniden ortaya çıktığını göstermektedir. Bilinen filumların (temel canlı gruplarının) tamamına yakını, 530-520 milyon yıl önceki Kambriyen devirde ortaya çıkmıştır.
  4. Archaeopteryx, Sürüngenler ve Kuşlar Arasındaki Kayıp Halkadır” Yalanı

    Archaeopteryx adlı 150 milyon yıllık kuş fosili, evrimciler tarafından 19. yüzyıldan beri "evrimin en büyük fosil kanıtı" olarak gösterilmiştir. Bu kuşun bazı sürüngen özellikleri gösterdiği ve bu yüzden sürüngenler ile kuşlar arasındaki "kayıp halka" olduğu iddia edilmiştir. Ancak 2000 yılında ortaya çıkarılan Lonqisquama adlı fosil, bu iddiayı geçersiz kılmıştır. Çünkü 220 milyon yıl yaşındaki Lonqisquama, Archaeopteryx’ten 70 milyon yıl daha eski olmasına rağmen eksiksiz bir kuştur.
  5. "İnsan Embriyosunda Solungaçlar Vardır" Yalanı

    Bu iddia, evrimci biyolog Ernst Haeckel tarafından 20. yüzyılın başında yapılan bir bilim sahtekarlığına dayanmaktadır. Haeckel, evrime delil oluşturmak için, insan, tavuk, balık gibi canlıların embriyolarını yanyana çizmiş, ancak bu çizimler üzerinde çarpıtmalar yapmıştır. Bugün tüm bilim dünyası bunun bir sahtekarlık olduğunu kabul etmektedir. Haeckel’in "solungaç" diye gösterdiği yapı, gerçekte insanın orta kulak kanalının, paratiroidlerinin ve timüs bezlerinin başlangıcıdır.
  6. “Canlılarda Körelmiş Organlar Vardır” Yalanı

    Uzun zamandır evrimci kaynaklarda canlılardaki bazı organların işlevsiz olduğu ileri sürülmekte ve bunların sözde o canlıların atalarından miras kalmış evrimsel kör noktalar olduğu iddia edilmektedir. Örneğin insan vücudundaki appendiks (apandisit) veya kuyruk sokumu, yıllarca "körelmiş organ" sayılmıştır. Oysaki son yılların bilimsel araştırmaları, tüm bu organların önemli işlevleri olduğunu ortaya koymuş durumdadır. Evrimcilerin 20. yüzyıl başında çıkardıkları "körelmiş organlar listesi" bugün tamamen çürütülmüş durumdadır.
  7. “Omurgalıların Beş Parmaklı El Yapısı Evrime Delildir” Yalanı

    Yunusun yüzgeçlerinde, yarasanın kanatlarında veya insanın ellerinde, 5 parmaklı bir kemik yapısı bulunur. Bu benzerlik, evrimci ders kitaplarında veya bazı yayınlarda, uzun zaman, bütün bu canlıların ortak bir atadan evrimleştiği iddiasına delil olarak sunulmuştur. Oysaki genetik araştırmalar, benzer gibi gözüken bu organların aslında çok farklı genler tarafından kontrol edildiğini göstermiştir. Bugün evrimciler bile "benzer organlar evrime delil oluşturmuyor" itirafında bulunmaktadır.
  8. “Sanayi Devrimi Kelebekleri, Doğal Seleksiyonla Evrime Delildir” Yalanı

    Evrim teorisinin dünya çapında en çok tekrar edilen sözde "delil"lerinin başında, 19. yüzyıl İngilteresi’nde gerçekleşen sanayi devrimi sırasındaki kelebek popülasyonu gelir. Sanayi devrimindeki hava kirliliği ağaç kabuklarının rengini koyulaştırmış, bu nedenle koyu renkli kelebekler daha kolay kamufle olarak avcı kuşlardan korunmuş ve sonuçta koyu renkli kelebeklerin nüfusu artmıştır. Ama bu bir evrim değildir, çünkü yeni bir kelebek türü ortaya çıkmamış, sadece zaten var olan türlerin nufüs oranı değişmiştir.
  9. “Mutasyon Deneyleri Evrime Delildir” Yalanı

    Mutasyonlar, neo-Darwinizm’in öne sürdüğü iki "evrim mekanizması"ndan biridir. DNA üzerinde mutasyonlarla meydana gelen rastlantısal değişikliklerin canlıları evrimleştiği öne sürülür. Bu iddiaya destek oluşturabilmek için binlerce mutasyon deneyi yapılmıştır. Başta meyve sinekleri olmak üzere seçilen bazı canlı popülasyonları yoğun mutasyona uğratılmıştır. Evrimci yayınlar bu mutasyon deneylerini "evrimin laboratuvardaki kanıtı" gibi gösterirler. Oysa gerçekte bu deneyler evrimi kanıtlamak bir yana, çürütmüştür. Çünkü mutasyona uğrayan hiçbir canlıda genetik bilgi artışı gözlemlenmemiştir. Aksine, mutantlar (mutasyona uğrayan canlılar) hep sakat, kısır ve hasta olmaktadır.
  10. “Fosiller, Yarı Maymun İnsanların Yaşadığını İspatlamaktadır” Yalanı

    Darwinizm’in en önde gelen aldatmacası, insanların maymun benzeri canlılardan evrimleştiği iddiasıdır. Bu iddia, oluşturulan binlerce hayali çizim ve maket yoluyla kitlelere empoze edilir. Oysa gerçekte "maymun-adamlar"ın yaşamış olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. İnsanın en eski atası olarak ileri sürülen Australopithecus, şempanzelerden pek farklı olmayan soyu tükenmiş bir maymun türüdür. Evrim şemasında Australopithecus’un sonrasına yerleştirilen Homo erectus, Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens archaic gibi sınıflamalar ise, farklı insan ırklarıdır.
 

Mia

bayan
Katılım
26 Eyl 2016
Mesajlar
654
Tepkime puanı
15
Puanları
0
Cinsiyet
Kadın

İtibar Puanı:

2002'de Darwinizm'e Yeni Darbeler!!!
Time Dergisinin Kayıp Halka Haberi Zoraki Spekülasyon!

27 Ağustos 2002- Dünyaca ünlü bilim adamı ve Amerikan Fizyoloji derneği üyesi Joseph Mastropaolo’nun detaylı analizleri, Time Dergisi’nin evrim propagandasını çürüttü. Time Dergisi, California Üniversitesi antropologlarından Haile Selaisse’nin Etiyopya’da bulduğu Ardipithecus ramidus kadabba türüne ait fosilleri dünyaya “kayıp halka” olarak duyurmuştu. 21 Temmuz 2001 tarihli sayısında “Maymunlar Nasıl İnsana Dönüştü” başlığıyla kapaktan verdiği haberinde kadabba fosilinden iki ayak üzerinde yürüyerek evrimsel bir ata olarak bahsediliyordu. Fosili inceleyen evrimciler 5.2-5.8 milyon yıl önce iki ayak üzerinde yürüyebildiğini iddia etmişlerdi. Ama iddialarını dayandırdıkları kemik sadece bir ayak parmağıydı! İskelet tam %95 oranında eksikti ama evrimciler “bu parmaktan anlaşılıyor ki bu canlı iki ayak üzerinde yürüyebiliyordu, öyleyse insanların şempanzelerle ortak bir atadan evrimleştiğini göstermektedir” diyebiliyorlardı! Evrimci Time Dergisi iddiaların hangi bilimsel kanıtlara dayandığını sorgulama gereği duymamış ve maymun adam resimleriyle süslediği evrim hikayelerini dünyaya bilimsel gelişme olarak duyurmuştu.

Fosil biliminde dünyanın en saygın otoritelerinden biri olarak gösterilen Mastropaolo ayak parmağını kendisi inceleyip durumdan emin olmak istedi. Kadabba’nın parmağını, insan, şempanze ve babun parmağıyla kıyasladı. Anatomik kriterleri matematiksel açıdan karşılaştıran Mastropaolo’nun vardığı sonuçlar çok farklıydı. Parmak şempanze ve babun parmağıyla benzeşmiyordu. İnsan parmağıyla arasındaki benzerlik de yetersizdi. Mastropaolo’nun bulguları Amerikan Fizyoloji Derneği’nin düzenlediği San Diego konferansında 27 Ağustos 2002’de açıklandı. Yazının sonuç bölümünde iki ayak üzerinde yürüyen evrimsel ata saptamasının hayalgücüne dayandığı şöyle belirtiliyordu:

“Fosil kemikleri üzerinde yapılan objektif soy analizleri, Haile-Selassie’nin çıkarımlarının zoraki spekülasyonlar olduğunu ispatlamaktadır” (2).

Devekuşu Yumurtasından Çıkan Gerçek

14 Ağustos 2002- Evrimcilerin fantastik bir propaganda malzemesi olarak kullandıkları dinokuş hikayesine son darbe devekuşu yumurtasından çıktı. Deve kuşu embriyosundaki parmak gelişimini izleyen ünlü biyolog Dr. Alan Feduccia, deve kuşu ve dinozorların tamamen farklı parmak sıralarına sahip olduğunu ortaya çıkardı. Kuşlar konusunda bir uzman olan Feduccia, deve kuşlarının 2, 3 ve 4. sıradaki parmakların geliştiğini, dinozorlarda ise 1, 2 ve 3. sıradaki parmakların oluştuğunu gösterdi. Bu durum evrim iddialarını geçersiz kılıyor çünkü evrimcilere gore birbirinden evrimleşmiş türlerde benzer parmak sıraları gelişmelidir. Feduccia “Bu (araştırma), günümüz kuşlarının dinozorlardan evrimleştiğini iddia edenler için yeni bir problem oluşturuyor. Nasıl olabilir ki, 2, 3 ve 4. parmaklara sahip bir kuş, 1, 2 ve 3. parmaklara sahip bir dinozordan evrimleşmiş olabilir? Bu neredeyse tamamen imkansızdır”(1). Dinokuş iddiasını çürüten ezici bir başka gerçek daha var. Feduccia’nın bir kitabında da belirttiği gibi, 150 milyon yıl once yaşamış Archaeopteryx, kusursuz uçabilen bir kuştu. Oysa kuşların sözde atası theropod türü dinozorlar tam 25-80 milyon yıl daha sonra ortaya çıktılar. Evrimcilerin savunduğu saçmalık ortada: Kendi atasından 25 milyon yıl daha yaşlı kuşlar!

Gürcistan Fosillerinden İnsanın Evrimi Senaryosuna Darbe

4 Temmuz 2002- Gürcistan’daki Dmanisi arkeolojik kazı alanında 1999’da elde edilen kafatası fosilleri bilim dünyasında geniş yankı bulmuştu. Bu fosilleşmiş kemiklerin yaşı ve özellikleri evrim şemalarına meydan okuyan cinstendi. Bazı önemli paleontropologlar Almanya’da düzenlenen Seckenberg konferansında bu fosillere dayanarak klasikleşmiş bazı evrim senaryolarının geçersizliğini vurguladılar(3). Dmanisi’de bulunan son kafatası fosilleri, ilk bulguların evrim senaryolarında açtığı yarığı daha da derinleştirdi. Medyada geniş yankı bulan fosiller MSNBC.com’da “Fosil Bulgusu İnsanın Kökeni Teorilerini Altüst Ediyor” başlığıyla duyuruldu (4). Hayali kayıp halkayı aramak için yola çıkan paleontologlar, sayıları giderek artan fosillerin ortaya koyduğu tablo karşısında artık eski iddialarını savunamaz oldular. Fosil kayıtlarında şempanzeden insana bir evrim gerçekleştiğine dair hiçbir somut kanıt elde edilemiyordu.

Evrime Nükleer Bomba!

7 Temmuz 2002- 150 yıldır anlatılan insanın evrimi hikayesi Çad’da bulunan bir kafatası fosiliyle son buldu. 7 milyon yıllık fosil için Harvard Üniversitesi’nden antropolog Daniel Lieberman “yüzyılın bulgusu”, “küçük bir nükleer bomba etkisinde bilimsel etki yaratacak” yorumlarını yaptı. Fosil, maymunla başlayan ve modern insanla son bulan merdiven şekilli evrim senaryosunu kesin olarak geçersiz kıldı. Gazete ve dergilerde sürdürülen, giderek daha modern görünüm kazanan “Maymun Adam” fikrinin gerçek olmadığı anlaşıldı. Dahası, yaygın bir propaganda malzemesi yapılan ve birgün muhakkak bulunacak denilen ‘kayıp halka’ diye birşeyin olmadığı anlaşıldı. Kayıp halka bulunamadığı için değil, varolmadığı için kayıptı. Fosil bulgusunu dünyaya duyuran ünlü Nature Dergisi’nin editörü ve paleontolog Henry Gee, The Guardian Gazetesi’nde yayımlanan makalesinde şunları yazdı: “Sonuç ne olursa olsun, bu kafatası, bir kez daha ve kesin olarak göstermiştir ki, eskiden beri kabul edilen (insanla maymun arasındaki) 'kayıp halka' düşüncesi saçmadır.... Şu an çok açık olarak görülmelidir ki, zaten her zaman için son derece sallantılı olan kayıp halka düşüncesi, artık tamamen geçerliliğini yitirmiştir” (5).

İki Ayaklı Maymunlar Darwin’in Teorisini Çiğnedi!

13 Eylül 2002- İskoçya’nın ünlü The Scotsman Gazetesi’nde haber verilen bir bulgu evrimin klasikleşmiş masallarından birini temelden yıktı. Hepimiz evrimci gazete ve dergilerde dört ayak üzerinde yürüyen bir maymunla başlayıp giderek insanımsı özellikler kazanan ve sonunda günümüzdeki modern özelliğine kavuşan maymunadam şemasını görmüşüzdür. İşte bu şemanın dayandığı teoriye göre insanlar sözde dört ayağı üzerinde yürüyen maymunlardan evrimleşmişti. Liverpool Üniversitesi antropologlarından Dr Robin Crompton’ın keşfettiği bir şempanze türü bu hikayeyi geçersiz kılıyordu. Bu araştırmacı, Afrika ülkelerinden Uganda’nın Bwindi Ormanlık alanında iki ayakları üzerinde yürüyebilen şempanzelere rastlamıştı. The Scotsman gazetesi bu bulguyu “İki Ayaklı Şempanzeler Darwin’in Teorisini Çiğniyor” başlığıyla verdi. Dr. Crompton, “Bu durum, genelde kabul edilen , dört ayağı üzerinde yürüyen şempanzelerden evrimleştiğimiz iddiasına aykırı” yorumunu yapıyor (6).

Şempanze Benzerliğinde İndirim!

23 Eylül 2002- Evrimcilerin çarpık mantıklarla üretip onyıllardır manşet malzemesi yaptığı bir konu vardır: Genetik analizlere dayandırılan insan-şempanze akrabalığı. Yapılan bir araştırma insanla şempanze arasındaki farkın 3 kat daha büyük olduğunu ortaya koydu (7). Bu araştırmayla farkın büyümesi, evrimcilerin genetik akrabalıkla ilgili iddialarının saçmalığını da gösterdi. Bu araştırma şu soruyu ortaya çıkarıyor: Genetik benzerliği çarpık bir mantıkla yorumlayan evrimciler, acaba yeni akrabalarını şempanzeler kadar çok benimseyecekler mi? Çünkü insan DNA’sı sinek, solucan ve tavuğun DNA’sına da benzemektedir!

Bakterilerin Evrimi Senaryosu Altüst Oldu

25 Ekim 2002- Washington üniversitesi’nden Carrine Blank tarafından yapılan bir araştırma bakterilerin evrimi senaryosundaki büyük tutarsızlığı su yüzüne çıkardı. Bu tutarsızlık, bakterilerin kökenini açıklayan fosil analizleriyle genetic analizler arasındaki büyük uçurumdan kaynaklanıyordu. Fosil kayıtlarına bakılarak hazırlanan evrim senaryosunda 3.5 milyar yıllık mavi-yeşil bakterilerin en eski canlı olduğu iddia ediliyordu. Sülfürle beslenen bakteriler ise mavi-yeşil bakterilerden sonra geliyordu. Farklı bakteri türleri üzerinde yapılan genetik analizler ise çok daha farklı bir tablo ortaya koydu. Buna gore mavi-yeşil bakteriler çok daha sonra, tam 1.2 milyar yıl sonra ortaya çıkmış olmalıydılar. Üstelik sulfurle beslenen bakterilerin atası olarak gösterilen mavi-yeşil bakteriler onlardan daha once ortaya çıkmıştı ! evrimin klasikleşmiş hikayeleri arasında uzun yıllar yerini koruyan bakterilerin evrimi senaryosu önemli bir darbe almıştı. Hatta Blank’in araştırmasını yayınlayan Amerika Jeoloji Derneği yazının başlığında “Evrim Altüst Oldu” ifadesi kullanılıyordu (8).

Evrimin Sahte Fosilleri Sona Ermek Bilmiyor

21 Kasım 2002- Nature Dergisi’nde Archaeoraptor sahtekarlığıyla ilgili son araştırma yayımlandı (9). İlk başta kuşların dinozorlardan evrimleştiği masalına delil olarak sunulan daha sonra kalpazanlık ürünü olduğu anlaşılan Archaeoraptor fosilinin nasıl ‘yapıştırıldığı’ anlatılıyordu. Kasım 1999’da açıklandığında fosile büyük hevesle sarılan evrimciler, Mart 2001’de sahtekarlık ortaya çıkınca fosili tahtından indirip sahte evrim fosilleri müzesine kaldırmak zorunda kaldılar.

Evrimcilerin tutkallı fosili Archeoraptor’dan Los Angeles Times Gazetesi’nde şöyle bahsedildi: “Dinozorlar ve kuşlar arasında önemli bir bağlantı olarak kabul gören fosil gerçekten de dinozor ve kuş fosillerine sahipti. Ama aralarındaki tek bağlantı tutkaldı” (10).

İlginç bir şekilde ünlü Piltdown kafatasının sahteliği de 49 yıl önce bugün ortaya çıkarılmıştı. British Museum’da evrimin ıspatı olarak sergilendiği tam 40 senelik dönemde milyonlarca kişiyi evrime inandıran fosil aslında bir insan kafatasına bir orangutan çenesi monte edilerek üretilmiş değersiz bir kemik parçasıydı.
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Konuyu Görüntüleyen Kullanıcılar (Toplam:0)

Benzer konular

Son Makaleler