Paylaşımın Ve Sohbetin Tek Adresine HoşGeldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

Cumhuriyetçilik ilkesinin Mana ve Kıymeti

Cumhuriyetçilik ilkesinin Mana ve Kıymeti


CumhuriyetC3A7ilik-ilkesinin-mana-ve-kC4B1ymeti.jpg


Cumhuriyet fikri, Ulusal mücadelenin başlamasından da önce ortaya çıkmış vazgeçilmez bir değerdir ve bu değer hem silahlı mücadeleye hem de inkılaplara temel teşkil etmiştir. Bandırma vapuru Samsun’a yen temelşmadan ortaya çıkan bu en temel fikir Gazi Mustafa Kemal’in zihninde çok önceleri beliren bir meşaledir ve bu aydınlık O’nun tüm emel ve fikirlerine de önderlik etmiştir. Nitekim zaferle sonuçlen temeln silahlı mücadelenin tüm safhalarında ve sonrasında atılan adımların bütününde öncelikle bu Cumhuriyet ve bağımsızlık veya milli egemenlik konusu mutlak şart olarak aranmıştır.

Geçmişin yanlışlarına ve hali hazırda süregelen teslimiyetlere, toplumun garibanlığına ve yanlış giden işlere neden olan Cumhuriyetsizlik yani milli egemenlikten yoksunluk hali olduğu içindir ki Ulusal mücadelenin baş aktörü Mustafa Kemal için Cumhuriyet her zaman nihai ve kalıcı emel olarak yaşamıştır.

Bu sebeple Cumhuriyetçilik ilkesi genç Türkiye’nin inkılaplar zincirinde en temel ilke ve esas değer olmuştur. Çünkü Cumhuriyet, hedeflenen milli bağımsızlık ve egemenlik demektir ki bütün verimlerini temsil eden bir devlet ve hükümet biçimi olarak değiştirilemez bir cevherdir. Bu ilke yeni Türkiye Devleti’nin sonsuza dek sürecek nihai temelidir.

Bu yüzden de 1924’den itibaren Türkiye Cumhuriyeti en temelyasalarına, meclislerce değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek bir en temel kuruluş değeri ile korunmuş ve yerleşmiştir. Bu niteliği ile Cumhuriyet, devlet düzen ve idaresinde şahsilik ve keyfiliğin hâkim olmasını önleyen, kişisel çıkarların toplum üzerine çıkmasına mani olan en sağlam teminattır.

Ayrıca Türkiye’de siyasal iktidarların el değişmesi ve dağılması bakımından sosyal yapı üzerine en güçlü şekilde etki yapan Atatürk ilkelerinden en önde gelenidir. Nitekim Atatürk’ün bütün konuşmalarından açık bir biçimde anlaşılacağı üzere Cumhuriyet, demokratik parlamenter düzendir. Hükümetler değişse de terk edilemeyecek asıl yönetim biçimi her zaman cumhuriyet yani toplumun kendi iradesi ile kendini yönetmesi ve kaderine karar vermesidir.

Şu kadar ki; Atatürk’ün bu ilke ile amaçladığı düzen, her yönü ile modern bir Türkiye oluşturmak için seçilmiş bir yol, bir sistemdir. Ancak şu unutulmamalıdır ki, Cumhuriyetçilik ilkesini halkçılık ve milletçilikten soyutlamaya imkân yoktur. Zira Cumhuriyetçilik gerçek men temel ve hüviyetini bunlar sayesinde kazanmaktadır. Şu halde diyebiliriz ki, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Halkçılık başka bir deyişle millet olma, demokratik bir idareye kavuşma çabaları ve ilkeleri birbirinden ayrılamaz bir bütündür.

Ulu önder gençlik senelerinden itibaren sayısız rejim ve devrimi hem de kendi orijinal dillerinden okumuş ve analiz etmiş biri olarak demokrasi ve hürriyetin vazgeçilmezliğine karar vermiş bir liderdir. Gaye ve nihai hedef Cumhuriyet olunca da hali hazır yönetim şekil ve usullerinin demode ve yanlışlığı da anlaşılmakta ve Gazi bu yanlışlığı her fırsatta dile getirmektedir.

Ölümsüz Önder egemenlik ilkesi hakkındaki düşüncelerini açıklarken şöyle der; “Çağımızda, bu esas teşkilatın dayandığı, en temelne haline gelmiş bir takım temel ilkeler vardır. Demokrasi ilkesi (Halkçılık). Bu ilkeye göre irade ve egemenlik milletin bütününe aittir ve ait olmalıdır. Demokrasi ilkesi millî egemenlik biçimine dönüşmüştür.

— Temsilî hükümet ilkesi, bu ilke, millî egemenliğin uygulanması ve yürütülmesini düzenler.

— Devletin esas teşkilatını saptayan yasanın, diğer kanunlara üstünlüğü ilkesi. Bu ilke çağdaş esas teşkilatta, kanuniliğin ve adlî kararlılık ve yerleşmenin doğurucusudur.

Bu saydığımız ilkeler, demokrasi ilkesinin binası gibi görülür. Gerçekten de demokrasi ilkesi, uygulamadaki değerini, ama bu ilkeler sayesinde kazanır”.

Bundan sonra, hâkimiyet İlkesini daha genişçe incelemeye değer veren Atatürk, devlet şekillerinden “monarşi, oligarşi ve demokrasi” (Halkçılık) başlıkları altında fikirlerini belirtmekte ve “Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıkî uygulanmasını sağlamayı başaran hükümet biçimi Cumhuriyettir… Millet, egemenliğini, devlet yönetimine katılmasını, ancak zamanında oyunu kullanmakla temin eder” demektedir. İşte bu sebepledir ki, Atatürk’ün milli egemenlik ve halkçılık kavramı ile bağlantılı olan Cumhuriyetçilik ilkesini Türk siyasal hayatında demokrasiye yöneliş ve hazırlanışın bir işareti saymak gerekir.

Neden muhakkak Cumhuriyet sorgulamasının cevabı da yine Gazi’nin veciz söz ve demeçlerinde saklıdır;

“Cumhuriyet ahlâkî fazilete dayen temeln bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. Sultanlık korku ve tehdide dayen temeln bir idaredir. Cumhuriyet idaresi faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık, korkuya ve tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil ve rezil insanlar yetiştirir. Aradaki fark bunlardan ibarettir.”

“Türk milletinin tabiat ve adetlerine en ideal idare Cumhuriyet idaresidir.”

“Cumhuriyet idaresini, Cumhuriyetten söz etmeksizin millî hâkimiyet esasları içinde her an Cumhuriyet’e doğru yürüyen şekilde toplamağa çalışıyorduk.”

“Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. İcra kuvveti, teşriî selahiyeti milletin yegâne mümessili olan Mecliste tecelli etmiş ve toplanmıştır. Bu iki kelimeyi bir kelime İle özetlemek mümkündür. Cumhuriyet”.

“Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemi sayesinde devlet biçimi demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk, Cumhuriyet 10 yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe koymalıdır” diyordu.

Yine bir başka söylevlerinde de “Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki Cumhuriyet, sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” diyerek Cumhuriyetin kesin emrini açıklarken “Benim için bir taraflık vardır: Bir tarafım. O da Cumhuriyet taraflılığı fikrî ve sosyal inkılâp taraflılığı. Bu noktada Yeni Türkiye topluluğunda bir ferdi hariç düşünmek istemiyorum.” öz deyişiyle Cumhuriyetçilere bir tek yolun varlığını kesin direktif olarak iletmektedir.

Özetle; kişisel salten temelttan toplumun bağımsız ve en yetkili egemenliğine geçişin adı olan Cumhuriyet demokrasi ve özgürlüklerin hem sağlayıcısı hem güvencesidir ve terki kabul edilemez. Bu ilke o denli mühimdir ki terki durumunda diğer inkılapların hemen tamamı çöker ve devrim ruhunu yitirir.

Beka, refah ve uygarlık arzusu için vazgeçilmez bir ilke olan Cumhuriyetin varlığı durumunda ise diğer tüm ilkeler hayata geçirilebilir, toplum aydınlıklara kavuşur ve toplumumuzun kaderi kendi iradesine teslimi yapılır.

Kişisel salten temeltların, bu arada arkasına halifelik denen yanlışı alsa dahi muvaffak olamayacağını tarih pekala göstermiştir ve yine tarih uygarlık yolunda yürümenin ancak Cumhuriyet ile mümkünlüğünü de göstermiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün sadece 1923’lerde İngiltere, Fransa’da yaşanmakta olan Cumhuriyet fikrini Avrupa’da üçüncü olarak Türkiye’ye getirmesi ve kalıcı kılması boşuna değildir.

Sarsılmaz öngörüsü ve isabetli kararlarıyla dünyayı kendine hayran bırakan Gazi bu nedenle uygarlık yolunda en büyük engeli aşmış ve toplumu modern yaşama kavuşturma arzusunu başarabilmiştir.

Henüz taze ve genç olan Cumhuriyetin devamı ve yararları, toplumun ona olan inancı ve sahiplenmesi ile orantılı olarak artacak ya da eksilecektir. Mazinin karanlıklarına hayran olan yobaz takımının tam tersine yenilikçi ve çağdaş dimağların Cumhuriyet ateşinden başka ışığa gerekleri yoktur.

Bu ilke ile kol kola yürüyen halkçılık ve inkılapçılık ilkeleri ise ve tabi laiklik ilkesi, kurulmak istenilen sistemin yan kollarıdır ve refah ve huzur fakat bunların tamamını takip etmekle mümkündür.

Cumhuriyet ve milli egemenliğin baş aktörü elbette meclistir ve meclis en temelyasaya, kuvvetler ayrımına, milli egemenliğe herkesten fazla sahip çıkması gerekendir ve beka bütünüyle buna bağlıdır.

Cumhuriyetin en temel hedef olmasındaki men temel da buradadır ki Cumhuriyet ayakta durdukça diğer ilkelerin yıkılması olanaklı değildir.

Osmanlı’nın köhneleşmiş, bilimden uzak, tek kişiye dayalı, akılcılığa aykırı, batıyla kavgalı, keşifleri inkara yaslanmış yönetim biçimini terk ve toplumun egemenliğine dayalı yeni bir çağdaş rejimi, Cumhuriyet’i esas kabul etmek, bu sebeple inkılapların da özünü ve temelini teşkil eder.
 
Tüm sayfalar yüklendi.