Paylaşımın Ve Sohbetin Tek Adresine HoşGeldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

Balkanlar Tarihi

Balkanlar Tarihi

Balkanlar, Avrupa kıtasının güneydoğu kesiminde, İtalya Yarımadası'nın doğusu, Anadolu'nun batısı ve kuzeybatısında yer alan coğrafi ve kültürel bölgedir. Bölge, sarsıntılı ve hareketli bir tarihe sahiptir.

Bölge, coğrafi konumu gereği birçok açıdan ikiliğin bulunduğu bir yer olmuştur. Tarihte Latin dünyası ile Grek dünyası arasında, sonraları ikiye ayrılan Roma kültüründe Katoliklik ile Ortodoksluk arasında paylaşılmıştır. Bu devirden sonra bölgeye eklemlenen Müslümanlık da, Balkanlar’daki çok renkliliği şekillendirmiştir.

Tarih boyunca Avrupa'nın hiçbir bölgesi Balkanlar kadar saldırı, istila ve işgale uğramamıştır. Uzun tarihi boyunca sık sık, özellikle kuzeyden ve doğudan gelen değişik orduların saldırısına uğrayıp ele geçirilen bölge, küçüklü büyüklü birçok ulusun yaşam alanı olmuştur. Balkanlar, Persler, Makedonlar, Romalılar, Bizanslılar, Hunlar, Avarlar, Bulgarlar, Sırplar, Türkler, Avusturyalılar ve daha başka uluslar tarafından uzun yıllar boyunca yönetildi. Balkanlar'ın yerli halkı olan bazı topluluklar, kısa süreli dönemler hariç tarih boyunca hep başka milletlerin idaresi altında yaşamışlardır.
[BASLIK2]Prehistorya[/BASLIK2]
Balkanlar’ın tarihî süreci (1800-2008)

[BASLIK2]Cilalı Taş Devri[/BASLIK2]MÖ 4.-3. yüzyıllara tarihlendirilen bir Trakyalı tarzı bir hazineden altın parçası

Starçevo-Körös (MÖ 6500-4000), Doğrusal çömlekçilik (MÖ 5500-4500), Vinča (MÖ 5000-3000), Kukuteni-Tripilyan (MÖ 4500-3500) ve Ezero kültürü (MÖ 3300-2700), Balkanlar’ın çeşitli kısımlarında yaşadığı arkeologlarca belirtilen kültürlerdir.

Bakır Çağı tarihli Varna kültürü (MÖ 4600-4200), dünyadaki bilinen en eski altın hazinesi ve ölümden sonraki hayata dair inanışın kaynağıdır.

Balkanlar, Cilalı Taş Devri’nde Avrupa genelinden önce çiftçiliğin geliştiği bir bölgedir. Burada gelişen çiftçilik faaliyetleri kuzeye ve Orta Avrupa’ya geçmiştir.
[BASLIK2]Bakır Çağı[/BASLIK2]Miladın öncesinde, III. binyılın sonu ile II. binyılın ilk yarısında Proto Grekçe konuşan kabileler bölgeye hareket etmişlerdir. MÖ 1000’de İlir kabileleri bugünkü Arnavutluk’un kuzeyinde belirmişlerdir. MÖ 1000 civarında Daçyalılar ve Traklar Balkanlar’da (bugünkü Romanya, Bulgaristan, Moldova, kuzeydoğu Yunanistan, Türkiye’nin Trakya kısmı, doğu Sırbistan ve Makedonya) görünmüşlerdir.

Friglerin de Balkanlar’ın güney kesimlerinde yerleştikleri düşünülmektedir.

[BASLIK2]Demir Çağı[/BASLIK2]MÖ 9-8. yüzyıllarda Dorlar, Balkanlar’ın güneyinde yerleşmişlerdir. MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender’in hükümdarlık döneminde bölge, Makedonya İmparatorluğu’na ev sahipliği yapmıştır.
[BASLIK2]Antik Grek Dönemi[/BASLIK2]
Dünyadaki en eski altın ziynet eşyalarıyla bir gömülmüş insan (Varna, Bulgaristan)

Miladın öncesindeki yüzyıllarda Balkanlar’ın özellikle Ege, Adriyatik kıyıları ve civarında çeşitli Grek şehir devletleri hüküm sürmüştür. MÖ 500 sonrasında bu şehir devletlerine Atina ve Sparta, liderlik etmiştir. Ancak, bu dönemde şehirler doğudan fetih ve işgal amaçlı gelen güçlü Pers İmparatorluğu’nun baskısıyla karşılaşmışlardır. Bu mücadele şehir devletlerinin kültürel olarak zirveye ulaşacakları, felsefi gelişme yaratan iki yüzyılın oluşmasına yol açmıştır. Bu kültürel gelişkinlik, Avrupa’nın iki binyıllık tarih sürecini beslemiştir. Şehir devletlerindeki bu ferah dönemini, Grek şehir devletlerinin başka güçler tarafından ele geçirildiği aralıksız savaşlar takip etmiştir.
[BASLIK2]Makedonya Krallığı[/BASLIK2]
MÖ 4.-3. yüzyıllara tarihlendirilen bir Trakyalı tarzı bir hazineden altın parçası

Yunanistan’ın kuzeyinde yer alan Makedonya Krallığı, II. Filip (idaresi MÖ 359-336) idaresinde yükselişe geçmiş, onun oğlu İskender ile yükselişinin zirve dönemini yaşamıştır. Büyük İskender idaresi altında (MÖ 336-323) Makedonya, o dönemin bilinen dünyasında en büyük imparatorluk olmuştur. Döneminde Balkanlar’ın en büyük devleti olması yanında, Mısır, Suriye bölgelerini de kapsamıştır.

MÖ 336 yılında II. Filip korumaları arasındaki bir kişi tarafından suikasta uğratılıp öldürülünce, Makedon devlet ve asker kesimi tarafından kral ilan edilmiştir. II. Filip’in ölüm haberi yayılınca Thebai, Atina, Tesalya, Trakya kavimleri isyan çıkarmışlardır. İsyan haberi Büyük İskender’e ulaştığında, kendisi askerleri ile bu gruplar üzerine yürümüş, Olimpos’ta, Mora Yarımadası’nda, Korint’te, egemenliğini sağlamıştır. Korint tarafında iken, Atina idaresi barış talep etmiş ve İskender, böylece zafer elde edip bölgenin bir daha isyan etmeyeceği özrünü de kabul etmiştir. İskender, Korint’te Perslere karşı Grek güçlerinin “Hegemon”u unvanını almıştır. Burada ayrıca Trakların da isyanını öğrenen Büyük İskender, onların bölgesine yönelmiş. Trakya bölgesine yürüyen İskender ordusu burada, mücadele sonucunda Haemus Dağı’nı ele geçirmiş ve Trakları mağlup etmiştir. Bu gibi mücadelerden zaferle ayrılan Büyük İskender, sonraki yıllarda Asya tarafına yönelmiş, burada da aşama aşama ilerleyerek, kazandığı yeni yerlerle büyük bir imparatorluk yaratmıştır.
[BASLIK2]Roma Öncesi Dönem[/BASLIK2]
II. Filip’in ölümü sırasında (MÖ 336) Makedonya Krallığı

Scodra (bugünkü İşkodra) şehri merkez olmak üzere İlirler, MÖ IV. yüzyılda bölgede güç oluşturmuşlardır. Ancak, MÖ 358’de II. Filip (Büyük İskender’in babası), İlirleri yenip egemenlik alanını Ohri Gölü’ne dek genişletmiştir. MÖ 323’lerde Grek şehirleri arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştır.

MÖ 229 ve 219’da Roma ordusu, İlirya yerleşkelerine baskın düzenlemiştir. Bu baskınlar Neretva vadisinde gerçekleşmiştir. İliryalılar karşılık olarak Romalılara saldırınca Roma için Balkanlar’a yayılma fırsatı oluşturulmuştur.

MÖ 180 yılında Dalmaçyalılar, İlirya kralı Gentius’a karşı bağımsızlık ilan ederler. Romalılar, MÖ 168’de son İlirya kralı Gentius’u yenip kendisini MÖ 165’te Roma’ya esir olarak götürmüşlerdir. Kısa süre sonra bu bölge Roma kontrolü alınmış, idarî yapılanma kurulmuştur.

MÖ 168 civarlarında Romalılar, Grek sivil savaşları sebebiyle uygun zemin bulup imparatorluk sınırlarına Makedonya, Epir ve Achaea topraklarını katmışlardır.
[BASLIK2]Roma Dönemi[/BASLIK2]Balkanlar, Milattan önce III-II. yüzyıllarda Romalıların egemenliğine geçmiştir. Dönemle beraber bölge idarî, kültürel ve askerî açılardan Roma yapısıyla kurgulanmaya başlanmıştır. Roma döneminde, Balkanlar’ın güneyinde bulunan Grek bölgesi ile çeşitli çatışmalarda da yaşanmıştır. Bu çatışmalar Miladın sonrasında Roma’nın Katolik ve Ortodoks sınırını da oluşturacaktır. Kurulan Illyricum Eyaleti bölgede büyük bir öneme sahip olmuştur.

I. Konstantin zamanında Balkanlar’da düzen kurulsa da, Tervingiler ve Greutungiler gibi Got kavimleri ile Hunların bölgeye girişleri ile durum değişmiştir. Bu kavimler önce, bölgeye ve sınırlara koruyucu halklar olarak yerleştiyseler de, sonrasında özellikle Hunlar, Roma’nın idaresi açısından büyük sıkıntılar yaratmışlardır.

Roma egemenliğinin son yıllarında Romalılar, Gotlar ve Hunlar, bölgede kendi güç alanları oluşturma uğraşına girişmiş ve kendi alanlarını kurmuşlardır.

İmparator I. Theodosius’un (346-395) ölümünde önce, devletin topraklarını iki oğlu arasında paylaştırması üzerine Balkanlar da ikiye bölünmüştür. Kuzeybatı kısmı (bugünkü Hırvatistan ve Slovenya toprakları) Batı Roma; gerisi Doğu Roma İmparatorluğu sınırlarında kalmıştır. Batı Roma topraklarının çok küçük bir kısmı Balkan sınırları içinde olmuş, bu topraklar da Batı Roma’nın çöküşüyle beraber Doğu Roma sınırlarına katılmıştır.

Hunlar, MS 380 yılından itibaren Balkanlar’a egemenlik kurmuşlardır. Bölgenin büyük bir kısmında hâkim olan Hunlar, Slavlardan daha önemlidir. V. ve VI. yüzyıllarda, çeşitli lehçeleri konuşan Slavlar birçok grup hâlinde Balkanlar’ın geniş arazilerine hâkim olmuşlardır.
[BASLIK2]Hristiyanlığın Yayılması[/BASLIK2]Balkanlar’a Hristiyanlık, Pavlus ve onun takipçileri Trakya üzerinde Balkanlar’a geldiklerinde girmiştir. Pavlus, Greklere Hristiyan inancını Beroia ve Thessaloniki (Selanik), Atina, Korint ve Dyrrachium (Dıraç) şehirlerinde yaymıştır. Andreas da Daçyalılar ve İskitlere Dobruca ve civarındaki Karadeniz kıyılarında seslenmiştir. MS 46 yılında bu bölge Roma egemenliğine geçmiştir.

III. yüzyılda bölgede Hristiyan sayısı artmıştır. 313 yılından sonra, Roma’nın hoşgörüsü sonrasında Balkanlar’da Hristiyanlık iyice yayılmaya başlamıştır.

391 yılında I. Theodosius, Hristiyanlığı, Roma’nın resmî dini hâline getirmiştir.
[BASLIK2]Doğu Roma Dönemi[/BASLIK2]Balkan topraklarının büyük kısmı, Roma İmparatorluğu’nun bölünmesi ardından Doğu Roma İmparatorluğu sınırlarında kalmıştır. Doğu Roma’nın Balkan tarihinde çok sayıda savaş, mücadele, göç vardır. 410 yılında Batı Roma İmparatorluğu topraklarına saldıran Vizigotlar, Roma'yı ele geçirdiler. Diğer Barbar kavimlerden Vandallar Kuzey Afrika'yı, İspanya'yı ve İtalya'yı yağmaladılar. Bu akınların arkası kesilmedi ve 5. yüzyıl sonlarında Germen kavimleri Batı Roma İmparatorluğu'na son verdiler. Doğu Roma İmparatorluğu ise bu saldırılara karşı koydu. Balkanlar'da Slavları, doğuda da Sasani Devleti’ni yenilgiye uğrattı.
[BASLIK2]Hunların Yerleşimleri[/BASLIK2]MS 450 döneminde Balkanlar’da Hunlar
Hunlar, Gotlardan, Alanlardan ve Germen Taifallardan oluşturdukları yardımcı kuvvetlerle takviyeli olarak ilk defa 378 baharında Tuna’yı geçmişlerdir. Romalılardan karşılık görmeksizin Trakya’ya kadar ilerlemişlerdir. Roma imparatoru I. Theodosius’un ölüm yılı olan 395’te Hunlar yeniden Balkanlar’da hareketlenmişlerdir. Hunlar, MS 380 yılından itibaren Balkanlar’a egemenlik kurmuşlardır. Bölgenin büyük bir kısmında hâkim olan Hunlar, Slavlardan daha önemlidir.

Balkanlar’da yerleşen Hun idarî yapılanması, idarede ve devlet içindeki Türk kavimlerinin yanında, birçok Ural kavmi, Germen kavimleri (Gotlar, Gepidler vb.), Slavlar, Sarmatlar gibi birçok kavmin beraber yaşadığı bir yapı olmuştur.

MS 453 yılında Attila’nın ölümü ile beraber Balkanlar’da Hun gücü zayıflamış ve sonrasında da Hunların idaresi ortadan kalkmıştır.
[BASLIK2]Slavların Yerleşimleri[/BASLIK2]6. yüzyılda Balkanlar
I. Simeon devrinde Bulgar devleti (893-923)

V. ve VI. yüzyıllarda, çeşitli lehçeleri konuşan Slavlar birçok grup hâlinde Balkanlar’ın geniş arazilerine hâkim olmuşlardır.

Slavlar, Balkanlar’a geldiklerinde, bölgeye geçici olarak yerleşmiş ve bu yerleşmelerle Slavların bölgedeki birçok halkı asimile ettiği düşünülmektedir. Bu Slav kabileleri büyüklü küçüklü birçok göçle bölgeye yayılmışlardır. Göçlerin büyük kısmı, Balkanlar’ın Doğu Roma toprakları içinde kalan kısımlarına olmuştur.
[BASLIK2]Tuna Bulgarları[/BASLIK2]VII. yüzyılda Türk asıllı Bulgar kabileleri, hükümdarları Asparuh’un kumandasında Tuna’yı geçerek Batı Karadeniz ile Tuna Nehri arasındaki bölgeye yerleşen Slavları hâkimiyetleri altına almışlardır.

Balkanlar’ın doğusuna yerleşen Bulgar boyları, devletleri içinde yaşayan büyük Slav nüfusuyla beraber yaşarken, bir süre sonra bu Slav boylarını kültürlerine doğru yönelip Slavlaşmışlardır.

Doğudan, Asya içinden, Kuzey Karadeniz step bölgesi yoluyla birbiri ardından gelen atlı göçebe Türk kavimleri, ya burada Dac, Trak ve Slav aslından yerli halkla karışmış, ortadan kaybolmuş (XI. yüzyılda Oğuz aslından Peçenekler ve Uzlar gibi), yahut askerî egemen sınıf olarak Kuzeydoğu Balkanlar’da güçlü devletler kurmuşlardır. Bu sonuncular arasında, bir Türk boyu olan Kutrigurların VII. yüzyılda kurmuş oldukları Bulgar Hanlığı özellikle anımsanmalıdır. Bulgarların Dobruca'da bıraktıkları kitabelerde, hükümdar, “Han” unvanı ile anılır ve On İki Hayvanlı Türk Takvimi kullanılır. Bulgar Hanları IX.-XI. yüzyıllarda (1018'e kadar) Balkanlar'da Bizans İmparatorluğu'nun yerini almıştır. XIII. ve XIV. yüzyıllarda, yine Bulgaristan'da. Kıpçak/Kuman aslından Slavlaşmış Terteri ve Şişman Hanedanları hâkim oldu.
[BASLIK2]Balkanlar’da Hareketlilik[/BASLIK2]Bulgarlar Thessalonikē valisi Gregori Taronites’i öldürüyor (İoannis Skilicis'in eserinden)
Trikala yakınlarında Aziz Stefan Manastırı (12./14. yüzyıl)

550’lerin ortalarında I. Justinianus, Balkan sahasındaki birçok kesimde zaferler elde etti, Slavlar ve Gepidler üzerinde hâkimiyet kurdu. 559’da imparatorluk Kutrigur ve Slavların büyük istilalarıyla karşılaştı. Slav istilası 545, 577, 580, 586 yıllarında gerçekleşti ve Thessalonikē muhitinde kalabalık bir Slav kolonisi oluştu. Heraclius zamanında çeşitli Slav kabileleri Balkanlar’ın kuzeyinde ve batısında (Dalmaçya, Hırvatistan, Sırbistan) yeniden yerleştiler. I. Justinianus, başkomutan Belisarius’u çağırıp, yeni Hun akınını durdurdu. Tuna birliklerinin güçlendirilmesi Kutrigur Hunlarının anlaşma yapmasına sebep oldu. 582’de Avarlar, ünlü Balkan kalelerinden Sirmium’u ele geçirdi. Bu süreçte Slavlar da Tuna boyunca çeşitli gedikler açtılar. İmparator Mauricius, 602 yılı ile beraber Balkan topraklarındaki başarılı seferleri ile Avar ve Slavları Tuna’nın ötesine püskürttü.

Bu dönem Avar, Slav gibi Balkan topraklarında yayılım yapan boylarla Doğu Roma idaresi arasında mücadelelerle devam etti. Bulgarlar, 670 yılında Hazarların varışları sırasında Tuna’nın güneyine geçti ve 680 yılında onları püskürtmek için gelen Doğu Roma ordusu bozguna uğradı. Sonraki yıl IV. Konstantinos, Bulgar Hanı Asparuh ile antlaşma imzalamış, Bulgar devleti bağımsızlık kazanmıştır. Böylece, bu devlet altındaki Slav kabileleri de Doğu Roma egemenliğinden çıkmıştır.

Yeni imparator II. Basileios (idaresi 976-1025), Bulgarları yenmek üzerine stratejiler yapmış ancak, Traian Kapısı’nda yapılan savaşta yenilmiştir. Sonrasında bazı zaferler elde etmiş, 1014 yılında ise Bulgarlara karşı daha kesin bir zafer elde etmiştir. 1014’teki savaşta Bulgar ordusu çok büyük bir yıkım yaşamıştır. 29 Temmuz 1014'teki Belasitsa Savaşı’nda II. Basileios'a yenildi. Bu savaş sırasında Basileios'un emriyle Bulgar ordusundaki her 100 askerden 99’unun kör edildi. Çar Samuil, o yiğit ordusunun böyle kötü bir hâle geldiğini görünce şoka girdi ve öldü. 1018 yılında son Bulgar gücü de kırıldı ve ülke Doğu Roma egemenliğine girdi.
[BASLIK2]İç Savaş ve Son Yıllar[/BASLIK2]Doğu Roma için 1300’lerin ortasında yeni ve derin etkisi olan olumsuzluklar peyda olmuştur. III. Andronikos’un ölümü sonrasında yaşanan ve 6 yıl süren iç savaş (1341-1347) imparatorluğu harap etmiştir. Zorlaşan kontrol sebebiyle Sırp çarı Stefan Dušan imparatorluk topraklarının büyük kısmını almış ve kısa süre ayakta kalabilen Sırp İmparatorluğu’nu kurmuştur. Doğu Roma idaresi kendi sıkıntılarıyla uğraşırken Osmanlı Türkleri yayılan Sırpları yenmiş ve devletlerini Osmanlı İmparatorluğu toprakları katmış, egemenlik sağlamıştır. I. Kosova Muharebesi sonucunda da Balkan topraklarının büyük kısmı Osmanlı egemenliğine geçmiştir.
[BASLIK2]Peçenek ve Kuman Türk Boyları[/BASLIK2]
I. Simeon devrinde Bulgar devleti (893-923)

Bulgarların Balkanlar’a gelişinden daha sonra XI. ve XII. yüzyıllarda Peçenek, Kuman (Kıpçak) ve Uz Türkleri, Balkanlar’a göç etmişler ve bunların bir kısmı XV. yüzyıla kadar toplu olarak varlıklarını korumuşlardır. O dönemde Kumanlarla ticaret yapan Avrupalılar için 2500 kadar kelimeyi içine alan bir Kumanca sözlüğün (Codex Cumanicus) hazırlanmış olduğu bilinmektedir.

IX. yüzyılın ilk yarısında, Hazar-Oğuz ittifakı baskısına dayanamayarak, kalabalık kütleler hâlinde İdil’i geçip yurtlarından çıkardıkları Macarların yerine, Don-Kuban havalisine gelmişlerdi (860-880 sıraları). Bu, büyük göçün ilk hareketi olmuştur. Macarları önlerinden süren Peçeneklerin gerisinde Oğuzlar, onların da gerisinde Kumanlar, Karadeniz’in kuzeyinden batıya yönelmişlerdir. İmparator K. Porphyrogennetos tarafından yazılan De Administrando Imperio’da (948-952’lerde) kaydedildiğine göre, Peçenekler 8 boy hâlinde idiler. X. yüzyıl ortalarında, Karadeniz’e dökülen nehirlerin kıyılarında olmak üzere, şöyle sıralanmışlardı: Çoban (Don), Tolmaç (Don’un denize döküldüğü bölgede), Külbey (Donets), Çor (Özi Nehri doğusu), Karabay (Özi-Bug arasın da), Ertim (Dinyester), Yula (Prut), Kapan (aşağı Tuna). İlk üçü Uzlar, Hazarlar, Alanlar ve Kırım bölgesi ile temas hâlinde; Yula boyu Macaristan, Kapan da Tuna Bulgarları ile sınırdaş bulunuyordu.

Yakın dönemde ve 13. yüzyılda Balkan topraklarında Kumanların yayılım alanları genişlemiştir. Kumanlar, bu dönemde birçok bölgede bulunmuşlardır. Bir grup Tuna’yı Bulgaristan muhitinden geçerek Balkan topraklarına yayılmış, başka gruplar da bölgenin daha orta kısımlarından yayılmışlardır. Bu dönem Bulgarlarla olduğu gibi Latin İmparatorluğu ile de çeşitli anlaşmalar yapan Kuman liderleri, Balkanlar’ın çeşitli bölgelerinde hem askerî hem siyasi olarak bulunmuşlardır. 1240 yılında Latin İmparatorluğu ile ittifak yapan Kumanların 1237 yılında Balkan topraklarında doluşan Kuman sığınmacıları olması gerekir. Kaynaklar, Kumanların 1237’de Balkanlar’a ilk göç dalgasına ne olduğu konusunda bir bilgi vermez. Mart 1241’de Bulgar topraklarında ikinci bir Kuman dalgası görüldü. Bu kez Tuna’nın kuzeyindeki Kumanya’dan değil, Macaristan yönünden geldiler. Tatarların önünde kaçan Prens Köten’in (Macarca Kötöny, Rusça Kotjan) 40.000 Kumanla birlikte Macaristan’a geçtiği, Macar Krallığı’na ulaştığı ve 1239’da Kral IV. Béla tarafından vaftiz edildiği bilinen bir gerçektir.

Kumanlardan kalan bir “baba”
(11-12. yüzyıl, Lugansk)

1241-1256 yıllarında İznik İmparatoru III. İoannes (Dukas Batatzes) geniş bir Kuman grubunu stratiotes olarak imparatorluğun çeşitli sınır bölgelerine yerleştirdi: Balkanlar’da Trakya ve Makedonya’ya, Anadolu’da Maiandros (Menderes) Ovası’yla Frigya’ya. Kuman grupları bu şekillerde Doğu Roma İmparatorluğu’nun çeşitli bölgelerine yerleştirilirken aynı zamanda Kuman askerî birlikleri de birçok savaşta Doğu Roma için savaşmışlardır. 1242’de Kumanlar, Batatzes’in Selanik kuşatmasına yardım etmek için Selanik’e geldi. 1259’da Pelagonya savaşına 2.000 Kuman hafif süvarisi katıldı. 1261’de Aleksios Strategopulos’un Konstantinopolis’in geri alınmasına katılan 800 kişilik birliğinin büyük çoğunluğu Kumandı. Bazı Kumanlar da düzenli orduda yer alıyorlardı. VIII. Mihail 1258 yılında naipliğe seçildiği zaman, Kumanlar konu hakkındaki görüşlerini Yunanca ifade ederek, bu dile aşina olduklarını gösterdi. Bizans’a yerleşen Kumanların çoğunluğunun 1290’lardan önce topluma karıştığı ve Kuman kimliklerini yitirdiği anlaşılmaktadır. 1320’de II. Andronikos döneminde, Sırp kralı II. Stefan Uroş’tan (Milutin) bir elçi geldi. Elçinin geliş sebebi Andronikos’un Sırp kralından 2.000 Kuman savaşçısı ödünç almış olmasıydı. Daha sonra imparator Kumanları Sırbistan’a dönmeyip, kalmaya razı etmişti. Bu Kumanlar, Andronikos Tornikes ve Manuel Laskaris tarafından Trakya’dan çekildi ve Limni, Taşoz ve Midilli adalarına yerleştirildi. Kumanların, Balkanlar’ın siyasi tarihi üzerideki etkisi 1185 yılından 1330’lara kadar çok önemliydi. Kumanlar birbirini izleyen üç Bulgar hanedanının (Asen, Terter ve Şişman) ve Eflak hanedanının (Basarab) kurucularıydı. Böylelikle, İvaylo (1277-80) ve daha sonra Smilec (1292-97) gibi gayri meşru yöneticilerin tahtta bulunduğu ara dönem dışında, İkinci Bulgar Krallığı’nın tüm hanedanları Kuman kökenlidir. Kumanlar o dönem Bizans, Macaristan ve Sırbistan’ın siyasi tarihlerinde de önemli roller oynadı ve göçmen Kuman topluluklarının bazı üyeleri ev sahibi ülkenin seçkinleri arasında yerlerini aldı.
Peçeneklerin I. Svyatoslav’ın “skyth”lerine saldırışı

Osmanlı Türkleri Balkanlar’a girmeden önce, 12.-14. yüzyıllarda Kıpçak/Kumanların bölgede üstün tarihî rolü yeterince vurgulanmamıştır. Özellikle, Dobruca'dan Akkerman'a kadar step bölgesinde yerleşmiş ve Hristiyan dinine geçmiş olan Kıpçak/Kumanlar çeşitli hanedanlar kurmuşlardır. Bunlardan bir grup, 14. yüzyıl ikinci yarısında Dobruca-Varna bölgesinde bir beylik kurmuştur (Merkezi Kalliakra); Dobrotiç ve bir Kuman adı taşıyan kardeşi Çolpan'ın Dobruca Beyliği, 1388'de I. Murad'ı metbü tanımış, 1393'te I. Bayezid bu beyliği Osmanlı ülkesine katmıştır. Özetle, Deliorman ve Varna'dan Tuna'ya kadar giden bölge daha Osmanlılardan önce gerçek bir Türk yerleşim alanı olmuştur.
[BASLIK2]Orta Çağ sonları[/BASLIK2]Eski devirlerde, bölgede kurulan güçlü bir devlet, dışarıdan gelen daha güçlü bir devletin saldırısı sonucu yıkılmış, bölgeyi egemenliği altına alan bu yeni devletin de, bölgedeki egemenliği uzun süreli olmamış ve dışarıdan gelen, kendisinden daha güçlü bir başka devletin saldırısı sonucu aynı akıbete uğramıştır.

10. yüzyılda bölgenin büyük bir kısmını ele geçiren Büyük Bulgar İmparatorluğu, 1014 yılında "Bulgar Kasabı" olarak bilinen Bizans İmparatoru II. Basileios tarafından yıkıldıktan sonra, bölgeye yerleşen Bizans İmparatorluğu, 14. yüzyılda, Stefan Duşan (1331-1355) dönemindeki Sırp saldırıları sonucu aynı akıbete uğramıştır. Belgrad'dan Atina'ya kadar geniş bir alana yayılarak bölgede Doğu Roma’nın (Bizans) yerini alan kudretli Sırp İmparatorluğu ise; 14. yüzyılda doğudan gelen Osmanlı Devleti’nin saldırıları sonucu ortadan kaldırılmıştır.
[BASLIK2]Anadolu’dan Türklerin Geçişi[/BASLIK2]
Kumanlardan kalan bir “baba”(11-12. yüzyıl, Lugansk)

Balkanlar’ın güneyinden, Anadolu'dan Türklerin Balkanlar’a gelip yerleşmesi, 1260'lara kadar iner. Kuzey Karadeniz bölgesinden gelen Türk orakları, zamanla Hristiyanlığı kabul edip yerli Slavlarla karıştıkları hâlde, Anadolu'dan gelen Müslüman Türkler, kendi din ve kültürlerini saklamayı başarmışlardır. İlk yerleşme, 1261'de Moğollardan kaçıp Bizans'a sığınan Selçuk Sultanı İzzeddin Keykavus'la gerçekleşmiştir. Moğol idaresinden kaçan otuz-kırk Türkmen obası, kutsal kişi Sarı Saltuk Baba ile İzzeddin Keykavus'un yanına gelmiş ve Bizans imparatoru tarafından Kuzey Dobruca’ya yerleştirilmiştir (1263). Başlangıçta, Müslüman Altın Ordu emiri güçlü Nogay'ın himayesi altına giren bu Anadolu Türkmen grubu, burada Baba-Saltuk kasabası ile başka kasabalar kurmuşlardır. 1332'de buradan geçen İbn Battuta, Baba kasabasını "Türklerin oturduğu bir şehir" olarak anar.
[BASLIK2]Osmanlı İmparatorluğu Dönemi[/BASLIK2]
Balkanlar’da Türk egemenliğinin

14. yüzyıl ortalarında Osmanlı Türklerinin Çimpe Kalesi’ni (Cinbi, Çinpi vb.) alarak Rumeli'ye geçişi Balkanlar'ın tarihinde oldukça önemli bir dönüm noktası olmuştur. Rumeli’de yerleşme, İstanbul'un Fethi gibi, tarihte yeni bir dönem açan bir olaydır. Sultan Orhan’ın büyük oğlu Süleyman Paşa’nın gayretiyle, Osmanlılar, 1352’de ilkin Tsympe (Türkçede Cinbi) Kalesi’ni ele geçirmişler, iki yıl sonra, büyük stratejik önemdeki Gelibolu’yu işgal etmiş ve beş yıl içinde Trakya’nın güney bölgesini fethederek, Anadolu’dan asker ve halk getirip yerleştirmişler; böylece kısa zamanda Avrupa yakasında güçlü bir köprü-başı kurmuşlardır. Bu köprü-başı, Osmanlıların Avrupa’da Viyana önlerine kadar yayılan imparatorluklarının başlangıcıdır. 1329-1344 yıllarında İzmir’den donanması ile Trakya’ya deniz seferleri yapan Aydınoğlu Umur Bey, Balkan fetihlerini hazırlayan ilk büyük gazi beydir. 1357-59 yılları içinde Anadolu’dan Rumeli’ye göç devam edecek, Rumeli ucu güçlenecektir. Orhan’ın Süleyman için Bolayır’da yaptırdığı imarete ait 1360 tarihli vakfiyede bu bölgede Türkçe adlar taşıyan birçok köy ve çiftliğin kurulmuş olduğunu görüyoruz.

I. Murad devrinde üç doğrultuda Balkanlar’ın başlıca yolları ve merkezleri Osmanlı Türkleri tarafından işgal edilmiş bulunuyordu: Orta kolda Meriç vadisi, sağ kolda Tunca vadisini izleyerek Balkan dağları eteklerine daha 1366 yıllarında varılmıştı. Oradan Sofya ve Niş 1385’te zaptolundu. Güneyde Evrenuz idaresindeki uçta 1383’te Serez düştü ve Selanik kuşatması başladı. Selanik, 1387 Eylül’ünde ahdname güvenceleriyle teslim oldu.

Türkler, 1354 yılında Gelibolu üzerinden Balkan yarımadasına geçerek 1361 senesinde Edirne’yi fethettikten sonra, başta üç küçük Bulgar krallığı olmak üzere feodal devletleri yıkıp Balkanlar’ı süratle ele geçirmeye başlamışlardır. 1389 yılında I. Kosova Muharebesi ile Sırbistan, Türk hâkimiyetine geçmiş, 1396 yılında Yıldırım Bayezid’in Niğbolu önlerinde Haçlı ordusunu hezimete uğratması ise Osmanlı Türklerinin Balkan hâkimiyetini perçinlemiştir. Daha sonra Fatih Sultan Mehmed 1463 yılında Bosna’nın fethi ile Osmanlı idaresini Dalmaçya sahillerine kadar götürmüş ve İtalya’yı hedef alarak akıncılarını Trieste üzerine sevk etmiştir.

Osmanlılar, Balkan Yarımadası'na ayak bastıklarında bölgede, kendilerine karşı gelebilecek ne güçlü bir siyasi birlik ne de güçlü bir devlet bulunmaktaydı. O dönem Balkanlar'ın güçlü devletlerinden olan Sırp İmparatorluğu, Osmanlıların askerî gücüne dayanamayarak 15. yüzyıl ortalarında çöktü.

Osmanlı Türkleri, zapt ettikleri topraklarda özel bir İslamlaştırma veya özel bir Türkleştirme politikası izlemediler. Orhan Bey’den itibaren Hristiyan prenseslerle evlenen padişahlar ve şehzadeler onların din değiştirmelerine gerek görmediler. Yaşama geçirdikleri esnek düzen sayesinde başta Doğu Roma yönetici sınıfının üyeleri olmak üzere, fethedilen bölgelerdeki aristokratlar ve feodaller Osmanlı saflarına katılmakta fazla tereddüt etmediler.

Haçlı orduları ile Osmanlı İmparatorluğu arasında 14. yüzyıl ortalarında Sırpsındığı Muharebesi (1364) ile başlayan çatışmalar I. Kosova Muharebesi (1389), Niğbolu Muharebesi (1396), Varna Muharebesi (1444) ve son olarak da II. Kosova Muharebesi (1448) ile 15. yüzyıl ortalarına kadar devam etti.

II. Murad devrinde (1421-1444, 1446-1451) Balkan topraklarında saldırılar ve karşı saldırılar yaşanmıştır. Bu devirde en büyük askerî harekât olarak Macar kral Hunyadi, Balkanlar’a üçüncü defa girdi ise de, Kosova’da yenildi (17-20 Ekim 1448). Balkanlar’ı ve İstanbul’u Osmanlı İmparatorluğu’ndan kurtarmak için bu son girişimdir.

II. Kosova Muharebesi’nin kaybedilmesi Balkanlar’da Osmanlılara karşı direnişinin kesin olarak sona ermesine neden oldu. Bölge, bu savaştan 17. yüzyıl sonlarındaki II. Viyana Kuşatması’na kadar, diğer dönemlere oranla göreceli de olsa sakin ve huzurlu bir dönem geçirdi. Bunda o dönemki Osmanlı yöneticilerinin bölgeden yalnızca bir miktar vergi almayı yeterli görmesi ve halkın gelenek, görenek, inanç ve ibadet olarak ifade edebileceğimiz yaşam tarzına karışmaması önemli bir yere sahiptir. Ayrıca, bundan önceki yerel yöneticilerin baskı, zulüm, adaletsizlik ve ağır vergileri altında ezilen bölge halkının Osmanlıların buraya getirdiği barış, huzur, adaleti ve oluşturdukları hoşgörü ortamını beğenmeleri ve benimsemeleri, yarımadada 15. yüzyıl ortalarından başlayıp 17. yüzyıl sonlarına kadar devam eden huzur ve sakinliği açıklamakta kullanılabilir.
[BASLIK2]İstanbul'un Fethi[/BASLIK2]Balkan tarihinde etkisi olan olaylardan birisi Konstantinopolis (İstanbul) şehrinin Osmanlı Türkleri tarafından fethedilmesidir. İstanbul'un fethi, 29 Mayıs 1453 tarihinde Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti Konstantinopolis'in, Fatih Sultan Mehmet önderliğindeki Osmanlı ordusu tarafından alınmasıdır. Daha sonra şehir Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik yapmıştır. İstanbul'un fethi ile 1058 yıllık Doğu Roma İmparatorluğu sona ermiş, Orta Çağ kapanıp Yeni Çağ süreci başlamıştır.

[BASLIK2]Osmanlı Barışı[/BASLIK2]Balkanlar, ‘Pax Romana’ (Roma barışı) olarak adlandırılan dönem dışında ilkçağlardan beri devamlı katliamlara, sürgünlere, göç ettirmelere sahne olan bir bölgeydi. Osmanlılar, 1389 Kosova Savaşı’nda Sırp ordusunu yendikten sonra kalıcı olarak yerleştikleri Balkanlar’da dönemin şartlarına iyi uyum gösteren, tarıma dayalı bir sosyal düzen kurdular. Din ve ırk ayrımcılığı gözetmeyen bir siyasi yapıyı yaşama geçirdiler. Fethedilen bölgelerde Balkan köylülerinin kendi gelenek ve göreneklerini terke zorlanmamaları, dinlerini serbestçe uygulayabilmeleri yanında vergi yüklerinin hafiflemesi gibi faktörler kendilerini Osmanlı düzeni içinde güvenli ve rahat hissetmelerini sağladı.

II. Viyana Kuşatması'nda Osmanlı ordusunun uğradığı ağır yenilgi hem Osmanlı, hem Avrupalılar, hem de Balkan ulusları için önemli bir dönüm noktası oldu. Avrupalı müttefiklerle Osmanlı İmparatorluğu arasındaki çok kanlı ve uzun savaşlar (1683-1697) süreci sonunda, Osmanlı İmparatorluğu tarihinin ilk olumsuz antlaşması olan Karlofça Antlaşması 1699 yılında imzalandı. Bu antlaşma, Orta Avrupa’nın büyük kısmındaki Osmanlı kontrolünü sona erdirdi ve ilk büyük toprak kaybına sebep olması bakımından imparatorluğun duraklaması yolunu açtı. Bu antlaşmanın etkilerinden biri de Balkanlar’da Habsburg monarşisi etkisinin artması sonucunu doğurdu.

Karlofça Antlaşması sonrası Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopardığı toprak parçalarıyla Balkanlar'a komşu olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Doğu Avrupa'da Deli Petro tarafından gerçekleştirilen reformlarla büyük bir güç olarak ortaya çıkan Rusya Çarlığı, 18.yüzyıldan itibaren Balkanlar'daki halkları kendi çıkarları doğrultusunda ve Osmanlı İmparatorluğu’nu zayıflatmak amacıyla kışkırtmaya ve ayaklandırmaya başladılar. 18. yüzyılda meydana gelen isyanlar 19. yüzyılda meydana gelen ayaklanmalara nazaran daha küçük çapta ve kısa süreli olmalarına rağmen, 18. yüzyıl isyanlarını, 19. yüzyılda meydana gelecek daha büyük çapta, uzun süreli ve sistematik ayaklanmalara hazırlık niteliğinde görülebilir.
[BASLIK2]Osmanlı Egemenliği Sonları[/BASLIK2]
19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu için ayaklanmalar yüzyılı olarak kabul edilebilir. Özellikle Balkan topraklarında meydana gelen isyanlar, devletin günden güne zayıflamasına ve sonunda parçalanmaya kadar varan bir sürece götürmüştür. 1789'da meydana gelen Fransız İhtilali Avrupa'da eşitlik, adalet, özgürlük, bağımsızlık, anayasacılık vb. birçok yeni düşüncenin ortaya çıkmasına sebep oldu. Ortaya çıkan bu yeni düşünceler kısa sürede, bütün dünyada olduğu gibi Balkanlar’da da hızla yayıldı. 19. yüzyıldaki sistematik ayaklanmalardan önce 18. yüzyılda da Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan gibi bazı Osmanlı Balkan eyaletlerinde daha çok, vergilerin toplanması ve birtakım ekonomik sebeplerden ötürü ufak çaplı köylü ayaklanmaları olmuştu. Ancak ilk büyük ayaklanma 19. yüzyılın hemen başında Sırbistan'da patlak verdi.

Bu dönemde, 19. yüzyıl içinde Balkan topraklarında Osmanlı idaresine bakışta değişim görülmeye başladı. Osmanlı İmparatorluğu’na dair her şey geri çevrilmeye, ters düşünülmeye başlandı, 500 yıllık geleneksel kökleşmeye rağmen, bazı kesimlerde bu idare bir “Türk boyunduruğu” olarak düşünülür oldu.

Yeniçeriler 1801 yılında Sırbistan'da, Osmanlı padişahının temsilcisi olan Belgrad paşasını öldürdüler. Bölgede kendilerine karşı koyacak bir güç olmayan yeniçeriler, âdeta bölgeyi keyfî bir askerî yönetimle idare ediyorlardı. Bu olay 1804 yılında Sırp halkının, bir domuz tüccarı olan Kara Yorgi'nin başkanlığında ayaklanarak tepki vermesine sebep oldu.

Başlangıçta birtakım haksızlıklara karşı bir tepki olarak başlayan mücadelenin yönü, Sırp kuvvetlerinin İvankovaç Muharebesi, Mişar Muharebesi ve Deligrad Muharebesi'nde Osmanlı kuvvetlerini arka arkaya yenmesi üzerine Kara Yorgi tarafından bağımsızlık olarak değiştirildi. 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı'nın tam bu döneme denk gelmesi de isyanın bir türlü kontrol altına alınamamasına neden oldu. Ancak Osmanlılar 1809'da yaklaşık 20.000 kişilik bir kuvvetle tekrar Sırbistan'a girdi ve Çegar Muharebesi'nde Sırp ordusu isyanın başından beri ilk defa ciddi olarak yenilgiye uğratıldı. Ancak Kara Yorgi Rusların da desteği ile isyanını 1812'ye kadar aralıklarla devam ettirdi. 1812 Bükreş Antlaşması'nda Rusların da baskısıyla Sırplara birtakım haklar verildi. Fakat bu verilen haklardan tatmin olmayan ve yukarıda da açıkladığımız gibi tam bağımsızlığı hedefleyen Kara Yorgi tekrar ayaklandı. Tam bu sırada Napolyon'un Rusya Seferi'ni başlatmasından da faydalanan Osmanlı İmparatorluğu, Ruslardan yardım alma ümidi olmayan Sırplar üzerine bir ordu gönderdi. Osmanlı kuvvetleri karşısında tutunamayan Kara Yorgi yenilerek Avusturya'ya kaçmak zorunda kaldı. Bunun üzerine isyanın liderliğini 3 yıl sonra,1815'te Miloş Obrenoviç aldı. Bu ayaklanmaya müdahale etmesi hâlinde Rusya'nın müdahalesinden çekinen Osmanlı İmparatorluğu, Miloş'la anlaşma yoluna gitti. Onu Sırpların prensi olarak tanıdı ve Sırbistan'a kısmi özerklik verdi.
1817'ye gelindiğinde Sırp isyanı yatışmış gibi görünüyordu. Ama kısa bir süre sonra bu sefer de, imparatorluk içerisindeki başka bir Ortodoks halk olan Rumlar, 1821'de Eflak'ta Aleksandr İpsilanti başkanlığında ayaklandılar. Rumların isyanlarını burada başlatmasının sebebi bölgenin Rusya yakın olması sebebiyle Ruslardan da yardım alacaklarını ummaları ve Eflak halkının da kendilerine destek vereceğini düşünmeleriydi. Ancak Bab-ı Ali tarafından, uzun bir süreden beri bölgeye yönetici olarak atanan Fenerli Rum idarecilerin kötü yönetiminden çok çekmiş olan Eflaklıların isyana destek vermemesi ve İpsilanti'nin çok güvendiği Rus yardımının da bir türlü gelmemesi nedeniyle ayaklanma kısa sürede bastırıldı. Bunun üzerine Avusturya'ya kaçan İpsilanti orada tutuklandı. Ayrıca, Osmanlı ordusunun kara ve deniz kuvvetlerinin isyanı bastıracak yeterliliğe sahip olmaması ayaklanmanın bir türlü kontrol altına alınamamasına sebep oluyordu. Bunun üzerine Sultan II. Mahmut, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya isyanı bastırması hâlinde Mora valiliği vaadinde bulunarak onun desteğini istedi. Teklife olumlu yanıt verilmesinden sonra, Osmanlı birliklerinin de desteklediği Mısır kuvvetleri, kara ve denizden Mora yarımadasına, Yunanlara karşı saldırıya geçti. Yunanları kısa sürede yenilgiye uğratan Mısır ordusu 1827'de Atina'yı ele geçirerek Yunan hükümetini ortadan kaldırdı. Mısır ordusunun Atina'yı ele geçirip Mora'yı işgal etmesi, başta İngiltere olmak üzere Avrupa başkentlerinde ciddi bir endişeye sebep oldu. Doğu Akdeniz'de, Osmanlı İmparatorluğu gibi güçsüz ve her daim kontrol altında tutabilecekleri bir devletin yerine, ileride ciddi bir rakip olma ihtimali bulunan Mısır'ın bulunması Avrupalılar için kabul edilemez bir durumdu ve Yunan isyanına müdahaleleri için bu bile yeterli bir sebep sayılabilirdi.

İmparatorlukta birçok sorunun görüldüğü bu dönemde bazı olumlu gelişmeler de yaşanmıştır. Sanayileşmede atılan bir ileri adım olarak 1860’larla beraber (Kosova Vilayeti itibarıyla) ilk telgraf hattı ile Prizren, İpek ve Priştine, İstanbul ve Selanik ile bağlanmıştır. 1874’te Selanik-Mitroviça demiryolu hattı açılmıştır. Kosova Vilayeti’nin doğusunda da bu dönemde tarım faaliyetlerinde modernleşme sağlayacak kereste fabrikaları, motorlu un fabrikaları gibi bazı yenilikler yapılmıştır.
[BASLIK2]Balkan Savaşları[/BASLIK2]Balkanlar’da 19. yüzyılda başlayan isyanlar, etnik karşıtlıklardan kaynaklı çatışmalar sonrasında patlak veren Balkan Savaşları, bölgedeki Osmanlı egemenliğini sarsmıştır. I. Balkan Savaşı’nda çok sayıda cephede, büyük birliklere karşı savaşmak zorunda kalan Osmanlı ordusu, birkaç savaş hariç, geri kalan bütün savaşlardan yenilgiyle ayrılmıştır. Bu savaşlar sonrasında sınırları bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin batı sınırlarının bile gerisine gitmiştir. Akabinde gerçekleşen II. Balkan Savaşı’nda bir nebze dahi olsa toparlanan Osmanlı ordusu, kaybettiği küçük birkaç toprak parçasını ve Edirne’sini geri almıştır.

1878’de dağılmanın eşiğine gelen Osmanlı İmparatorluğu’nun kesin çöküşüne giden yolun dönüm noktası Balkan Harbi oldu. Onun ardından başlayan I. Dünya Savaşı bu süreci tamamladı. Esasen Balkan Harbi, âdeta Avrupa’daki karşıt ittifakların aralarındaki hesaplaşmaya ve paylaşım savaşına hazır olmak amacıyla ürettikleri modern silahların denendiği “kostümlü” bir prova olmuştu. I. Dünya Savaşı’nın halledemediği sorunlar bir şekilde II. Dünya Savaşı ile çözüldü. Tüm bu süreçte 150.000.000’dan fazla insan yaşamını kaybetti.
[BASLIK2]I. Dünya Savaş[/BASLIK2]1912-1913 Balkan Savaşları sonrasında Balkanlar’da yeni devletler tesis edilmeye başlanmıştır. Tam da bu dönemde, 1914’te Saraybosna’da Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’ın öldürülmesi I. Dünya Savaşı’nın patlamasında son sebep olmuştur. Savaş sonrasında Balkanlar’da, Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı, Bulgaristan, Yunanistan ve (küçük kısmında) Türkiye devletleri mevcut idi. Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı, bir zaman sonra Yugoslavya Krallığı hâlini almıştır.
[BASLIK2]II. Dünya Savaşı[/BASLIK2]Balkanlar’da II. Dünya Savaşı, İtalya’nın “büyük İtalya” topraklarını oluşturma fikri sonucunda giriştiği çalışmalarla başladı. 1939’da Arnavutluk’u ele geçiren İtalya, 1940'ta Yunanistan’a yöneldi. 28 Ekim 1940'ta Yunan-İtalyan Savaşı baş gösterdi.

Yugoslavya Krallığı 1941 Nisan ayında Almanya, İtalya, Macaristan ve Bulgaristan'ın işgaline uğramıştır. Almanların himayesini alan Hırvatlar, Hırvatistan Bağımsız Devleti'ni kurarak, Ortodoks Sırplara karşı baskı kurmuşlar. Ülke içinde gerilla harpleri baş gösterdi. Sovyetler Birliği, İngiltere ve ABD'den destek alan Mareşal Josip Broz Tito, 1945 yılında ülkenin kontrolünü eline geçirdi. Tito, iç harp esnasında muhalifi olan Dragoljub Mihailović'i 1946 yılında idam ettirdi. Bu arada Yugoslavya 1945 yılında cumhuriyet oldu. Ardından 1946 yılında birleşik cumhuriyet haline geldi. Tito, hükûmet başkanlığına getirildi.
[BASLIK2]Soğuk Savaş Dönemi[/BASLIK2]Soğuk Savaş döneminde Balkanlar’daki ülkeler, Sovyetler destekli komünist yönetimlerin hâkimiyetinde olmuştur.

Bu dönemde Balkanlar’da komünist-sosyalist idareler altındaki ülkelerde milliyetçilik ortadan kalkmamıştı. 1984 yılında Todor Jivkov’un idaresindeki komünist Bulgaristan’da Türkler üzerine çok sert asimilasyon ve caydırma politikaları uygulanmıştır. O dönemde Bulgaristan nüfusunun çok ciddi bir bölümünü oluşturan Türklere, isim değiştirme, din değiştirme, Türkçe konuşma yasağı, zorunlu göç ettirme, işkence vb. yöntemlerle asimilasyon politikalarına girişilmiştir. Jivkov yönetimine karşı gelen Türkler, işlerini, eğitim haklarını ve hatta yaşamlarını kaybetmişlerdir. Bu dönemde baskılardan kaçmak için çeşitli yollarla Türkiye’ye doğru milyonları oluşturan bir Türk göçü yaşanmıştır. Diğer birçok Balkan ülkesinde olduğu gibi, Bulgaristan’da da camiler kapatılmış, İslami gereklerin yaşanmasına izin verilmemiştir. 1989’da devletin ağır politikalarına karşı koyan Türkler içinde 300.000’in çok üzerinde bir kesim ülkeden sürgün edilmiştir.

Soğuk Savaş döneminde Josip Broz Tito yönetimindeki Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti (1948) ve Arnavutluk (1961) devletleri Sovyetler Birliği ile ayrı düştü. Bulgaristan ile birleşme fikirlerini geri çeviren Yugoslavya yönetimi, kısa bir zaman sonra kurulan Bağlantısızlar Hareketi’ne katılmıştır. Arnavutluk ise Komünist Çin ile kurulan ilişkilerin de etkisiyle dünyadan soyutlanmış, içe kapanık bir ülke hâlini almıştır. Bu dönemde Arnavutluk, Enver Hoca idaresinde katı bir rejim altında olmuştur.

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti de, Soğuk Savaş döneminde ciddi miktarda Türk nüfusu barındıran bir Balkan ülkesi idi. Bu ülkede, özellikle Kosova Özerk Sosyalist Cumhuriyeti, Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti ve Sırbistan Sosyalist Cumhuriyeti içindeki Sancak bölgesinde Türkler yaşamaktaydılar. Ayrıca, Kosova Özerk Sosyalist Cumhuriyeti, Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti’nde Arnavutlar da önemli bir nüfus oranına sahip idiler. Sosyalist sistemle yönetilen Yugoslavya’da bu iki halk üzerinde çoklukla devletin özel bir dikkati olmuştur. Devletin hakkaniyetle yönetildiği dönemde, dil, eğitim gibi hakları verilen bu halklar, ülkenin bütünlüğünde yer almışlardır. 1990’larla beraber çatırdayıp çöküşe giden Yugoslavya sistemiyle beraber halkların da kısmi tepkileri başlamıştır.

Balkanlar’da her zaman komünizmin dışında kalan iki ülke Türkiye ve Yunanistan olmuştur.
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Konuyu Görüntüleyen Kullanıcılar (Toplam:0)

Benzer konular