Paylaşımın Ve Sohbetin Tek Adresine HoşGeldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

Atatürkçülük ilkeleri, Cumhuriyetçilik

Han

En Güzel Edep Güzel Ahlaktir...!
genel
Katılım
20 Ocak 2021
Mesajlar
7,476
Tepkime puanı
6,860
Puanları
113
Konum
Huzur🧿
Cinsiyet
Erkek

İtibar Puanı:

Atatürkçülük ilkeleri, Cumhuriyetçilik

AtatC3BCrkC3A7C3BClC3BCk-ilkeleri-CumhuriyetC3A7ilik.jpg


Cumhuriyetçiliğin Tanımı

Atatürk’ün tanımlamasına göre “Türk Milletinin karakter ve adetlerine en ideal olan idare; cumhuriyet idaresidir.” Çünkü; Cumhuriyet, milli egemenlik idealini, milletin irade ve egemenliğini, yurtdaşın devlete ve devletin vatandaşa karşı hak ve vazifelerini en iyi olarak düzenleyen yönetim biçimidir. Atatürk’ün sözleri ile, “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet biçimi demektir.” Diğer bir deyişle, “Demokrasi prensibinin, en modern ve mantıki uygulanmasını sağlamayı başaran hükümet biçimi, Cumhuriyettir.” Atatürkçülük’te, “Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet, fazilettir… Cumhuriyet idaresi, faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir.”

Cumhuriyetçiliğin Nitelikleri

Cumhuriyetçiliğin ilk başta gelen niteliği, Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” ilkesinde yansır. Çünkü; çağdaş Türk Devletinin dayandığı temel prensiplerden bir tanesi olan bu ilkenin en iyi korunduğu ve gözetildiği yönetim, Cumhuriyet yönetimidir. Bu husus, Atatürk’ün şu sözlerinde açıkça göze çarpar: “Cumhuriyet’te son söz, millet tarafından seçilmiş Meclistedir. Millet adına her çeşit kanunları o yapar. Hükümete güven oyu verir ya da düşürür. Millet, vekillerinden memnun olmazsa, belirli vakitler sonunda başkalarını seçer. Millet, egemenliğini, devlet idaresine katılmasını, ancak, zamanında oyunu kullanmakla sağlar.” Atatürk’e göre, “Cumhuriyet, milletvekillerinden oluşan Meclisi ve belirli zaman için seçilmiş Devlet Başkanı ile, milli egemenliğin korunmasının en iyi kefilidir. Cumhuriyette, Meclis, Cumhurbaşkanı ve Hükümet, toplumun hürriyetini, güvenliğini ve rahatını düşünmekten ve sağlamaya çalışmaktan diğer bir şey yapamazlar… Ve yine bunlar bilirler ki, iktidara saltanat sürmek için değil millete hizmet için getirilmişlerdir. Millete karşı durum ve vazifelerini kötüye kullandıkları takdirde, şu ya da bu biçimde kendilerini milli iradenin kararı karşısında bulabilirler.”

Millet tarafından millet adına, devleti idareye kamu personeli edilenler için, gerektiğinde millete hesap vermek mecburiyeti, laubalilik ve keyfi hareketle bağdaşamaz. Halbuki, kuvvetinin ve yetkisinin Allah’tan geldiğini ve yalnız ona karşı, ahirette hesap verebileceğini varsayan, devleti, ülkeyi, miras kalma mal, mülk gibi kabul etmiş olan bir hükümdar, her çeşit kayıttan kendisini affedilmiş görür. Böyle bir idarede, milletin benliği hürriyeti söz konusu bile olamaz. Bundan dolayı yetkisi sınırlı bile olsa, hükümdarlık biçimi demokrasiye, milli egemenlik prensibine uygun değildir. Hükümetin belirli insanların, sınıfların elinde bulunması bile millet varlığının asla kabul edemeyeceği bir husustur. Bütün milletin çoğu zaman, devlet idaresine katılmasına engel olan bu “oligarşi usulü de bir grubun kendi çıkarlarını korumak için bütün millete ait egemenliği, zorla almasından diğer bir şey değildir.”

Atatürkçülüğe göre; Cumhuriyet yönetiminin belirgin bir niteliği, hükümet ile millet arasında ayrılık bırakmamış olmasıdır. Halbuki ; padişahlık, milleti hükümetten ayırmakta idi. Osmanlı saltanatının son zamanlarında, hükümet farklı bir cephede, millet farklı bir cephede idi. Aralarında bir bağlantı yoktu. Atatürk, şu sözlerinde bunu açıkça belirtmiştir.

“Geçmişte; en büyük felaketleri hazırlayan bir geçmişte, çok derin geçmişlerde bile Türk milletini benliğinden çıkaran bir teşkilat vardı ki, ona, devlet ve hükümet teşkilatı derlerdi. Millet, hükümet teşkilatının görünüşte esiri idi. Bu onun görünen manzarası idi. Halbuki Türk, esaret kabul etmeyen bir millettir. Türk Milleti esir olmamıştır.

Yalnız hükümet diğer bir durumda kalmış, millet de hükümete ilgisiz ve ondan nefret eder bir durumda kalmıştır. İşte bunun için çok felaketler oldu. Fakat bunların meydana gelişleri devlet, hükümet teşkilatı üstünde oldu. Mahvolan devletler idi ve devlet ölmüştür. Fakat Türk Milleti görüyorsunuz ki, daha güçlü, daha şerefli olarak yaşamakta devam etmektedir. Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilatımız direk olarak doğruya milletin kendiliğinden, kendi kendine yapmış olduğu bir devlet teşkilatı ve hükümettir ki, onun ismi, Cumhuriyettir. Artık hükümet millettir ve millet hükümettir. Artık hükümet ve hükümet mensupları kendilerinin milletten diğer bir şey olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu bütünüyle anlamışlardır. Hepimizin efendisi olan milletin ilerlemesi, yücelmesi ve ona hizmet eden devlet kamu personeliları için başarılar dilerim.”

Cumhuriyet yönetiminin önemli bir niteliği de düşünce serbestliğidir. Atatürkçülük’te Cumhuriyet, düşünce serbestliği kurmak demektir. Samimi ve yasal olmak şartıyla, her fikre hürmet edilir.

Cumhuriyet yönetiminin çok dikkate değer bir niteliği de, bu yönetimin Türk Milletinin hayatına yeni bir yön vermiş olmasıdır. Atatürk, bu hususu şöyle vurgulamıştır: “Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla, Türk Milletini güvenli ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle, büsbütün yeni bir yaşamın müjdecisi olmuştur.”

Cumhuriyet Yönetiminin Güvencesi

Türk Devleti, belirtilen niteliklere sahip olan Cumhuriyeti tehlikelere karşı savunmaya kararlıdır. Atatürkçülük’te, Türkiye Cumhuriyetinin iç ve dış tehditlere karşı güvencesi milletin kendisi ile onun Silahlı Kuvvetleridir. Atatürk, bu esası şu biçimde açıklamıştır; “Türkiye Cumhuriyeti yalnız iki şeye güvenir. Biri millet kararı, diğeri en üzücü ve güç şartlar içinde dünyanın takdirlerine hakkıyla layık olma kalitesini kazanan ordumuzun kahramanlığı; bu iki şeye güvenir.”

Atatürkçülük’te, Türk toplumunun bütünlüğü bu güven duygusuna dayanır. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk Milletidir. Milletin bireyleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, Türkiye Cumhuriyeti de o kadar güçlü olur. Atatürkçülük’te, Cumhuriyetçilik ilkesi, bireylerin değil, milletin tümünün benimsediği bir ilkedir. İnkılapçı Türkiye Cumhuriyetinin, bireylerin varlığına dayandığını zannedenler, çok aldanırlar. Türkiye Cumhuriyeti, tamamen, büyük Türk Milletinin öz ve aziz malıdır. O, Türk Milletinin benliğinde her zaman yükselecek ve sonsuza kadar var olacaktır.

Atatürkçülük’te sağlam bir gençlik yetiştirmek, Türkiye Cumhuriyetinin parlak geleceğini gerçekleştirmede temel bir güç kaynağıdır. Bu nedenledir ki ; Atatürk “Gençler! Cesaretimizi kuvvetlendiren ve devam ettiren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile, insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en değerli sembolü olacaksınız… Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz” sözleri ile Türk gençliğini yüceltmiştir. Çünkü, Atatürk’ün Türk gençliğine güveni sonsuzdur. Bu güven duygusu, O’nun “Bütün ümidim gençliktedir…” sözlerinde açıklıkla yansır. Nitekim; Bu neticeyi Türk gençliğine emanet ediyorum diyerek, en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyetinin yaşatılması ile Türk gençliğini görevlendirmiş ve bu görevi şu tarihi sözlerle belirtmiştir: “Ey Türk Gençliği! Birinci Vazifen Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuza kadar korumak ve savunmaktır… Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” Atatürk, bu şekilde, Türk gençliğini onurlandırırken; Cumhuriyet ve bağımsızlığın Türk Milletinin temel varlığını oluşturmuş olduğu inancını da bir kere daha vurgulamıştır.
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Konuyu Görüntüleyen Kullanıcılar (Toplam:0)