Paylaşımın Ve Sohbetin Tek Adresine HoşGeldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

Ebu Musab ez-Zerkavi

Ebu Musab ez-Zerkavi

Ebu Musab Zerkavi (Arapça: أبومصعب الزرقاوي; 30 Ekim 1966, Zerka - 7 Haziran 2006, Hibhib) ya da gerçek adıyla Ahmed Fadıl en-Nazal el-Haleyle (Arapça: أحمد فضيل النزال الخلايلة), çeşitli İslamcı ve cihatçı silahlı örgütlerin üyeliğini, kuruculuğunu ve liderliğini yapmış Ürdünlüdür. Çeşitli devletler ve uluslararası kuruluşlar tarafından terör örgütü olarak tanımlanan, Tevhit ve Cihat Cemaati ile el-Kaide'ye bağlı ardıl örgütleri Irak el-Kaidesi ve Mücahit Şura Meclisinin kurucu lideri olarak Irak Savaşı'ndaki direnişçi unsurlardan biri olarak faaliyetlerde bulunmuştur.

1980'lerin sonunda İslamcı görüşlerden etkilenmeye başlayan ez-Zerkavi, Sovyet güçlerine karşı verilen mücadeleye katılma amacıyla 1989'da Pakistan'a gitti, buradan Afganistan'a geçti. Burada önce gazeteci, ilerleyen dönemde ise savaşçı olarak görev yaptı. 1993 yılı başlarında buradan ayrılarak doğduğu şehre döndü. Aynı yıl, Afganistan'da tanıştığı ve görüşlerinden etkilendiği Ebu Muhammed el-Makdisi ile birlikte, "kâfir" olarak gördükleri Ürdün hükûmeti ile İsrail'e karşı faaliyetlerde bulunma amacı güden Bey'at el-İmam olarak adlandırılan yapılanmayı kurdu. Afganistan dönüşü sonrasında Ürdünlü istihbarat birimlerince izlenen ez-Zerkavi, Mart 1994'te yakalanarak cezaevine gönderildi. Cezaevindeki yaşamı boyunca İslamcı faaliyetlerine devam etti ve bu dönemde cezaevinde etrafında bir grup toplamaya başladı. 15 yıllık bir ceza almasına karşın, Mart 1999'da çıkarılan genel afla serbest kalmasının ardından bir kez daha Pakistan'a gitti. Aynı yıl Afganistan'a geçerek el-Kaide ile bağlantı kurdu. 2000 yılı başında, el-Kaide'nin desteğiyle Herat'ta kurulan askerî eğitim kampının başına getirilerek kendi ağını oluşturmaya başladı.

Afganistan'da bulunduğu dönemde, kendi ağına bağlı kişiler aracılığıyla ve burada faaliyet gösteren diğer cihatçı örgütlerle ittifak kurarak Irak Kürdistanı'nda da etkin olmaya başladı. 11 Eylül saldırıları sonrasında koalisyon güçleri tarafından Afganistan'daki Taliban rejimine karşı savaş başladığında İran'da bulunan ez-Zerkavi, Afganistan'a hareket etti. 2001 yılı sonlarında, savaşta yaralanmasının ardından tedavi amacıyla İran'a döndü ve tedavisinin tamamlanmasıyla birlikte Irak ya da Suriye'ye geçti. Mart 2003'te, Amerikan kuvvetlerinin öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından Irak'a gerçekleştiren askerî müdahaleye karşı başlatılan direnişteki unsurlardan biriydi. Ekim 2004'te örgüt, el-Kaide'ye biat ederek faaliyetlerini sürdürürken Ocak 2006'da da bu grubun liderliğinde toplanan birkaç grupla birlikte Mücahit Şura Meclisi adlı çatı örgüt kuruldu. 7 Haziran 2006'da, Diyala ilindeki Hibhib köyünde yer alan bir eve, Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri tarafından düzenlenen hava saldırısıyla öldürüldü. Ez-Zerkavi'nin ölümü sonrasında örgütün liderliği Ebu Eyyub el-Mısri'ye geçti.

Selefi görüşlere sahipti ve Selefi olmayan herkesi, Müslüman olsa dahi "kâfir" olarak nitelendirmekteydi. Özellikle Irak Direnişi'nin ana unsurlarından biri olan ez-Zerkavi'nin liderliğindeki yapılanma, koalisyon güçlerinin yanı sıra, Şii sivillere ve Şiilerin ibadethanelerine karşı da, gerek bombalı saldırılar gerekse intihar saldırıları düzenlemişti. Mücadeleleri kapsamında hem Iraklı Şiileri hem de yabancı birtakım kişileri kaçıran bu yapılanma, kaçırılanların infaz edilmelerini videoya çekmiş ve görüntüleri çeşitli platformlarda propaganda amaçlı olarak sıklıkla yayımlamıştı. Irak Direnişi süresince 6.000 civarında kişinin ölümünden sorumlu olduğu tahmin edilen ez-Zerkavi'nin örgütü, Nisan 2005'e kadar olan dönemde direniş unsurlarının %14 kadarını oluştururken ülkedeki intihar saldırılarının yaklaşık %42,2'sini gerçekleştirmişti. El-Kaide ile olan bağlantılarından ötürü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından Ekim 2004'te "terörist" olarak tanımlanmıştı.

İlk yılları​


Gerçek adı Ahmed Fadıl en-Nazal el-Haleyle olan Ebu Musab ez-Zerkavi, 30 Ekim 1966'da Zerka, Ürdün'ün Masum mahallesindeki Hasmi Sokağı'nda, iki katlı bir evde doğdu. Fatma (d. 1961), Ayşe (d. 1963), Aliye (d. 1968), Meryem (d. 1968), İntizar (d. 1970), Emine (d. 1973) ve Rabia (d. 1975) olmak üzere yedi kız kardeşi ile Sayil (d. 1959) ve Muhammed (d. 1965) olmak üzere iki erkek kardeşi olan Ahmed Fadıl, kız kardeşlerinin tamamı ve Muhammed ile birlikte, doğduğu şehirde büyüdü. Ailesi, Bedevi kökenli Beni Hasan aşiretinin Haleyle boyuna mensuptu. 1926 doğumlu babası Fadıl Nazal Muhammed el-Haleyle, gönüllü olarak 1948 Arap-İsrail Savaşı'na katılmış ve sonraki dönemde Zerka belediyesi tarafından, topluluğun sorunlarını çözmesi amacıyla danıştığı bir muhtar olarak belirlenmişti. Babası, ayrıca geleneksel tıpla uğraşmaktaydı. 1940, Zerka doğumlu, gerçek adı Dali İbrahim Muhammed el-Haleyle olan annesi Ümmü Sayil, "son derece dindar" olarak tanımlanmaktaydı.

1971'de, Kral Talal bin Abdullah İlkokulunda öğrenimine başlayan Ahmed Fadıl, buradaki bir öğretmeni tarafından "düşük entelektüel yetkinliği" olan bir öğrenci olarak tanımlamıştı. Çocukluk yıllarını doğduğu mahallede geçirirken 1977 yılında öğrenimine, ortaokul seviyesindeki ez-Zerka Lisesinde devam etti. Buradaki öğretmeni, kendisi için "hayalperest ve dersleriyle hiçbir ilgisi olmayan bir çocuk" ifadelerini kullanmaktaydı. 1982'de, dokuzuncu sınıfa geldiğinde okuldan ayrılan Ahmed Fadıl'ın not ortalaması 100 üzerinden 51,6'ydı. Okul tarafından meslekî eğitime yönlendirilmeye çalışılsa da, herhangi bir neden sunmadan okuldan ayrıldı. Annesi de 29 Şubat 2004'teki ölümünden önce yaptığı açıklamada, kendisinin eğitimine devam etmesini istemesine ve herhangi bir maddi destek beklememelerine karşın Ahmed Fadıl'ın okula devam etmek istemediğini belirtmişti. Ahmed Fadıl, bu dönemlerdeki boş zamanını genellikle, bölgedeki Masum Mezarlığında geçirmekteydi. Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde dinî faaliyetlerde bulunmamış, o dönemdeki çevresinde bulunan kişiler tarafından "zorba, şiddete meyilli, asi, disiplinsiz ve kolayca kavga çıkaran" birisi olarak tanımlanmıştı. Kuzeni Muhammed ez-Zevahira ise "hırçın olmasına karşın fiziksel olarak çok güçlü olmadığını" belirtmişti.

Eğitim hayatını sonlandırmasının ardından 1983'te, kâğıt imalatı sürecindeki kimyasal maddelerden sorumlu olarak bir kâğıt fabrikasında çalışmaya başlasa da, "kullandığı makineleri takipsiz bıraktığı" gerekçesiyle iki ay sonra işine son verildi. Sonrasında, Zerka belediyesi bünyesinde bakım-onarım hizmetleri bölümünde işe girdi. Bu dönemdeki arkadaşları, "idealist, çabuk sinirlenen ve kontrol edilmesi zor bir kişi" olduğundan dolayı bu işin kendisinin "büyük amaçlarına yanıt veremediğini" söylemişti. Münakaşalara yol açtığı için aldığı iki uyarının ardından, altı aydır devam ettiği işine 1983'te son verildi. Ertesi yıl, kız kardeşlerinden birisinin ifadesiyle "çok yakın olduğu" babası vefat etti. Babasının vefatının ardından aile, Zerka'nın er-Remzi mahallesine taşındı. 1984-1986 yılları arasında yaptığı iki yıllık zorunlu askerlik görevinin ardından, 1986 yılında Zerka'ya döndü. Bu dönemdeki komşuları, "oldukça fazla" alkol tükettiğini ve vücudunu dövmelerle kapladığını belirtirken özellikle ön kolları ve omuzlarındaki dövmelerinden ötürü kendisine "Yeşil Adam" lakabını taktı. 1998'de ise bu dövmelerini asitle silmeye çalışacaktı.

İzleyen dönemde birkaç kez polisle sorunlar yaşadı. 1987'de, mahallesindeki bir erkeği bıçaklayarak yaralaması nedeniyle dört günlük gözaltı süreci sonrasında iki aylık hapis cezasına çarptırılsa da kefaretinin ödenmesiyle serbest kaldı. Dükkân hırsızlığı ve uyuşturucu satıcılığı suçlarından birkaç kez tutuklandı, ırza geçme iddiasıyla gözaltına alındı. Kendisinin pezevenklik yaptığı da iddia edilmişti.

Bir müddet sonra, bölgedeki Filistinliler ile yakın ilişkiler kurmaya ve kendilerinin İslamcı fikirlerinden etkilenmeye başladı. 1980'lerin sonlarındaki zamanının çoğunu, Amman'daki Hüseyin Külliye Camii'nde İslami dersler alarak geçirdi. Buradaki Selefi Şeyh Cerrah el-Kaddah, Sovyetler Birliği'nin Afganistan'a gerçekleştirdiği askerî müdahaleye karşı mücadele eden Arap Mücahitlere katılma fikrinin Ahmed Fadıl'ı "heyecanlandırdığını" ve bir müddet sonra İslam'a yönelerek dinin temel gerekliliklerini yerine getirdiğini, alkol tüketimini bıraktığını ve camideki vaazları dinlemeye başladığını belirtmekteydi.

Cihatçı faaliyetleri​


1989-1993: Afganistan'daki faaliyetleri
1989'da, Sovyet kuvvetlerine karşı savaşan Arap Mücahitlere katılma amacıyla, Mektebu'l Hidemat'ın Ürdün'deki faaliyetlerinden sorumlu olan Ebu Kuteybe el-Mecali tarafından Pakistan'a gönderilerek diğer Mücahitlerle birlikte Peşaver'in kenar mahallelerinden Hayatabad'a yerleşti. Burada, kendisinin akıl hocası olacak ve bu dönemde fikirlerini benimsediği isimlerin başında gelen Ebu Muhammed el-Makdisi ile tanıştı. 1989 ilkbaharında, birkaç gün süren yolculuk sonunda, diğer Mücahitlerle birlikte Afganistan'ın doğusundaki Host'a gönderildi. Şehre ulaştığı dönemde Sovyet kuvvetleri ülkeden çekilmeye başlamışsa da, Afganistan Demokratik Cumhuriyeti'ne bağlı güçlerle olan çatışmalar devam etmekteydi. Nisan 1991'e kadar devam eden ve kendisinin de yer aldığı çatışmalar sonucunda Host, Mücahitler tarafından ele geçirildi. Sovyet güçlerinin çekilmesinin ardından devam eden iç savaşta silahlı mücadelesine devam etti ve Afganistan'ın farklı bölgeleri ile Hayatabad arasında birkaç kez gidip geldi. Afganistan'daki hayatının başlarında savaşçıdan çok gazeteci olarak hizmet vererek Peşaver'deki Mücahitler tarafından yayımlanan el-Bunyen el-Mersus adlı cihatçı bir dergide muhabirlik yapmıştı. El-Makdisi'nin ez-Zerkavi'ye 2004 yılında yazdığı mektupta, Peşaver'deki diğer bir cihat teorisyeni Ebu Velid el-Ensari'nin evinde birlikte kaldıkları vakit başlayan ikili arasındaki "uzun arkadaşlık"tan bahsedilmekteydi.

Sovyet güçlerinin çekilmesinin ardından devam eden çatışmalar esnasında, Gulbeddin Hikmetyar'ın Peştun kamplarında kaldı ve daha önce yaptığı muhabirliği bırakarak Celaluddin Hakkani'nin liderliğindeki savaşçılar arasına katıldı. Burada, el-Kaide'nin çeşitli askerî eğitim kamplarını ziyaret etti ve bunlar arasındaki en dikkate değer faaliyetlerini, silah kullanmayı da öğrendiği Seda Kampı'nda gerçekleştirdi. Bu kampta tanıştığı Salim bin Suveyd'i, 2002 yılında Laurence Foley suikastını gerçekleştirmesi amacıyla tutacaktı.

1993-1999: Ürdün'e dönüşü, Bey'at el-İmam ve cezaevi yılları​


1993 yılı başlarında Afganistan'dan ayrılarak ülkesine, Zerka'nın er-Remzi mahallesindeki evine dönmesiyle birlikte, Afganistan'dan dönen diğer kişiler gibi İstihbarat Genel Müdürlüğü tarafından izlenmeye başladı. Zerka'ya döndükten sonra Ebu Musab ez-Zerkavi takma adını benimsedi. Afganistan'da yaşadıklarının ardından İslam'a daha çok bağlı bir birey oldu ve ailesindeki kadınlar burka kullanmalarına, aile üyesi olmayan erkeklerin eve alınmamasına, "yeni nesli bozduğu" gerekçesiyle evde televizyon izlenmemeye başlandı. Video film kiralama dükkânı açmasının yanı sıra, gittiği camilerde Afganistan'da yaşadıklarını anlatarak birtakım insanları çevresinde toplamakta ve Zerka sokaklarında cihatçı vaazlar vermekteydi. El-Makdisi'nin 2004 yılında yazdığı mektuba göre ez-Zerkavi, Zerka'ya döndükten "hemen sonra" kendisini ziyaret etti ve ülkenin farklı yerlerinde verdikleri vaazlarla alakalı olarak iş birliğine giriştiler. Bu dönemde el-Makdisi, ez-Zerkavi'nin akıl hocası pozisyonundaydı. 1993 yılı itibarıyla yeni hedeflerini, "kâfir rejimler" olarak gördükleri İsrail ile Ürdün hükûmeti olarak belirlediler. Bu dönemde ez-Zerkavi'nin, el-Makdisi ile tanıştırdığı Afganistan'dan Ürdün'e dönen birkaç Mücahit ile birlikte, ilerleyen dönemde Bey'at el-İmam olarak adlandırılan yapılanma kurulsa da; 29 Mart 1994'te ez-Zerkavi'nin, beş gün sonra ise el-Makdisi'nin, Ürdünlü güvenlik güçleri tarafından tutuklanarak Amman ilinin çöllerinde yer alan Sivaka Cezaevi'ne konulmasıyla bu yapılanma dağılmış oldu.

3 Ağustos 1994'te, mahkemede verdiği ilk ifadelerinde, kendisi ve el-Makdisi'nin Bey'at el-İmam olarak tanımlanan yapılanmayı nasıl kurdukları konusunda bilgiler verdi. İfadelerine göre el-Makdisi, dinî konularla ilgili olarak grubu bilgilendirmekte ve Ürdün hükûmetine karşı nefret söylemlerinde bulunmaktaydı. Bunların ana teması, her bir bireyin Kur'an'da bahsedilen hükümlere göre yaşaması gerekliliği ve özellikle Ürdün hükûmeti olmak üzere Arap hükûmetlerinin bu gerekliliği yerine getirmediğinden devrilmeleri zorunda olduğuydu. Grubun liderliğini el-Makdisi üstlenirken, ez-Zerkavi daha çok askerî faaliyetlerden sorumluydu. El-Makdisi'nin söylemleri doğrultusunda ez-Zerkavi, gerek evinde gerekse camilerde, grup üyeleriyle buluşmaya ve üye sayısını arttırmaya başladı. Bu sıralarda patlayıcılarla ilgili birtakım girişimlerde de bulunduğunu ifade eden ez-Zerkavi, asla gerçekleşmese de Arap dergisi el-Vatan el-Arabi'nin Paris'te bulunan editörü Velid Ebu Zahir'e "Noel hediyesi" olarak içerisinde patlayıcı bulunan bir mektup gönderme düşüncesinin de olduğunu söyledi. İşgal ettiği Kuveyt'ten çekilirken Irak kuvvetlerinin bıraktığı cephaneleri temin eden el-Makdisi, bunları, İsrail'e karşı düzenleyecekleri saldırılarda kullanmak istediğini itiraf etti. Ez-Zerkavi ise bunları "Siyonistler tarafından işgal edilmiş bölgelerde" intihar saldırıları düzenleme amacıyla kullanmayı düşündüğünü belirtti. Bu amaç doğrultusunda da Süleyman Talib Demre ile Abdülhadi Dağlas'ı da İsrail-Ürdün sınırında bir intihar saldırısı düzenlemeleri yönünde ikna etse de, Dağlas'ın Ürdünlü güvenlik güçleri tarafından tutuklanması ile birlikte Demre de planı uygulamaktan vazgeçmişti. İfadesinde, Ürdünlü istihbaratçıların kendilerini izlediğinin farkında olduğunu söyleyen ez-Zerkavi, kaçmayı düşündüklerini de ekledi. Soruşturma sırasında askerî savcı Mahmud Ubeydat tarafından sanıklara, yasadışı örgüt üyeliği, izinsiz bir şekilde patlayıcı ve silahlar bulundurma, kimlik belgelerinde sahtecilik ve krala hakaret suçlamaları yöneltildi. Ez-Zerkavi, 31 Ağustos 1994'te "izinsiz bir şekilde patlayıcı ve silahlar bulundurma ile sahte bir pasaport hazırlayıp bunu kullanma" suçlamalarını kabul ederken el-Makdisi ise cephanelerin Ürdün içerisinde kullanılmayacağını, yalnızca İsrail'e karşı devam eden direnişte kullanılacağını ifade etmişti. Bu provokasyonlar grubun daha fazla gözlemlenmesinin yanı sıra, sabah yoklamalarından muaf olmaları ya da üniforma giymek zorunda olmamalı gibi birtakım ayrıcalıklara sahip olmasına da yol açmaktaydı.

27 Kasım 1996'da ez-Zerkavi'nin de aralarında bulunduğu, grup üyesi olarak tespit edilen 15 kişi, 15 yıllık hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevindeki çeşitli kişilerin ifadelerine göre, Afganistan'daki geçmişi, dinî görüşleri, "güçlü" duruşu, cezaevi yönetimine karşı muhalif davranışları ve diğer mahkûmlarla olan "iyi" ilişkilerinden dolayı, birkaç ayın ardında cezaevinde "saygı görülen bir lider" hâline geldi. Kendisiyle aynı cezaevinde yer alan, hükûmete muhalif eski milletvekili Leys Şubeylat ile zaman zaman buluşmalar ve konuşmalar gerçekleştirmekteydi. Şubeylat, e-Zerkavi'nin Ürdün hükûmeti ve bu hükûmete bağlı olanları "inançsız" olarak gördüğünü ve cezaevindeki "en etkili liderlerden biri" olduğunu belirtmekteydi. Cezaevinde geçirdiği süre boyunca annesi ve eşine yazdığı mektuplara göre ez-Zerkavi, ideolojik yönelimi ya da planladığı saldırıyla ilgili bir suçluluk hissettiğinden bahsetmemişti. Kendisiyle birlikte cezaevinde kalan gazeteci Abdullah Ebu Rumman'ın ifadelerine göre Eylül 1996 itibarıyla ez-Zerkavi, buradaki İslamcıların lideri olarak görülmekte; kendisinin liderliğindeki mahkûmlar, ez-Zerkavi'nin belirlediği kurallara göre yaşamını sürdürmekteydi. Gardiyanları ve cezaevi yönetimini de zaman zaman "kışkırttığını" belirten Ebu Rumman, ez-Zerkavi'nin birkaç kez isyan çıkarmaya yeltendiğini de belirtti. Öte yandan ziyaretçiler ile bazı gardiyanlar aracılığıyla dışarı sızdırılan Makdisi'nin risâleleri, sempatizan toplama amacıyla birtakım Selefi İnternet sitelerinde yayımlanmaktaydı.

Aralarında ez-Zerkavi'nin de bulunduğu Sivaka Cezaevi'nde yer alan siyasî mahkûmlar 1997 yılında es-Salt Cezaevi'ne; ertesi yılın başlarında ise, sırf bu kişilerin tutulması için yeniden açılan el-Cafer'deki yüksek güvenlikli cezaevine nakledildiler. Aynı yıl ez-Zerkavi, ebeveynlerinden birinin diyabetik olmasından dolayı cezaevi doktorundan muayene talebinde bulunarak kan şekeri seviyesinin ölçülmesini istedi. Doktorun ifadelerine göre ez-Zerkavi, hidroklorik asit kullanarak vücudundaki dövmeleri çıkarmaya çalışmışsa da başarılı olamamıştı.

7 Ağustos 1998'de, Amerika Birleşik Devletleri'nin Darüsselam, Tanzanya ile Nairobi, Kenya'daki büyükelçiliklerine el-Kaide'ye mensup kişilerce düzenlenen saldırıların ardından ez-Zerkavi, hücre arkadaşlarına, benzer şekilde Amerikan hedeflerine saldırma arzusundan bahsetti. Cezaevinde verdiği vaazlarda, Arap ve Amerikan hükûmetlerinin inançsızca ve adil olmayan uygulamalarına değinmekteydi.

1999-2001: Serbest bırakılması, Ürdün'den ayrılışı ve kendi ağını kurması​


Kral Hüseyin'in ölmesinin ardından Şubat 1999'da tahta geçen Kral II. Abdullah'a, gerek Ürdün Meclisi gerek Müslüman Kardeşler gerekse çeşitli İslamcı kuruluşlardan, Ürdün'deki cezaevlerinde bulunan siyasi mahkûmların salınmasına yönelik talepler gelmeye ve bu yönde gösteriler düzenlenmeye başladı. 18 Mart 1999'da; casusluk, uyuşturucu ticareti, kölelik, tecavüz, cinayet veya terörizm dışındaki suçlardan hükûm giyenlerin salınmasına dair af tasarısı Ürdün Meclisi'nde oylanarak kabul edildi. Sonuç olarak, aralarında ez-Zerkavi'nin de bulunduğu 3.000 kadar mahkûm serbest bırakıldı. Ez-Zerkavi'nin cezaevinden çıkışına dair karar 29 Mart 1999'da verilse de, gönüllü olarak hücre arkadaşlarıyla bir gece daha geçirdikten sonra cezaevinden çıkışını gerçekleştirdi. Serbest bırakılmasının ardından, bir ay kadar ailesiyle birlikte yaşadı. Bu esnada camilerde, kendisini izleyecek birilerini bulma çalışmalarında bulunsa da bu dönemlerde, Ocak 2000'de gerçekleştirilmesi planlanan bir dizi saldırı üzerinde çalışıyordu.

Kendisinin ve kendisiyle birlikte hareket edenlerin eninde sonunda istihbarat birimlerince yakalanacağı düşüncesine sahip olan ez-Zerkavi, altı aylık vizeyle Pakistan'a gitmeye karar verdi. Ailesini Zerka'da bırakarak 1999 yazında ikinci defa Hayatabad'a gitti ve burada, daha önce tanıdığı isimlerle tekrar bağlantı kurmaya başladı. Bir süre sonra ise eşi Ümmü Muhammed ile çocukları da buraya geldi. Ez-Zerkavi'nin esas hedefi, Pakistan üzerinden Çeçenistan'a giderek buradaki Arap Mücahitlere katılmak olsa da bu amacı gerçekleşmeyecekti. Pakistan'da göstermelik olarak bal satışıyla uğraşan ez-Zerkavi, kendisini izleyen güvenlik birimlerince Ekim 1999'da tutuklanarak Peşaver'deki bir hapishanede yaklaşık bir hafta geçirdikten sonra, ülkeyi terk etmesi şartıyla serbest bırakıldı. Kayınbiraderi Salih İlhami'nin ifadesine göre süresi dolan vizesinin yenilenme girişimi, Pakistan hükûmeti tarafından reddedilmişti. Önce Lahor'daki Vezir Han Meydanı yakınlarındaki bir eve yerleşti, 1999 sonbaharında ise el-Kaide ile temasa geçme amacıyla Kâbil'e ulaştı.

1999 yılı sonlarında, el-Kaide mensubu Ebu Zübeyde ile Kâbil'de bir görüşme gerçekleştirdi. Bir müddet sonra ez-Zerkavi, bölgedeki Ürdünlülerin lideri pozisyonuna gelerek kırk kadar Ürdünlüyle birlikte, Kâbil'in birkaç km batısındaki Logo köyündeki bir "ziyaretçi evi"ne yerleşti. 1999'da el-Kaide'nin ikinci halkasına, örgütün lideri Usame bin Ladin'in komutanlarının olduğu halkaya dahil oldu. Bin Ladin'in korumalarından Şadi Abdullah'ın daha sonraki ifadelerine göre ez-Zerkavi'nin el-Kaide hiyerarşisindeki yükselişi, Ebu Zübeyde'nin desteği sayesinde gerçekleşmişti. Ez-Zerkavi, el-Kaide'nin finansal ve malzeme desteğiyle, 1999 yılı sonlarında ya da 2000 yılı başlarında Herat'a hareket ederek burada, el-Kaide'ye biat etmeden kendi askerî eğitim kampını kurdu. Ürdünlü gazeteci Fuad Hüseyin'e yazdığı ve Hüseyin tarafından 2005 yılında yayımlanan mektupta Seyfü'l Adl, ez-Zerkavi ile kendisine katılanların "el-Kaide'ye biat etmeleri yerine, ortak amaçları doğrultusunda birlikte ve işbirliği içerisinde hareket etmelerinin daha iyi olacağı"nı ifade ederken bin Ladin ile örgütün iki numaralı ismi Eymen ez-Zevahiri'nin, Levant'ta cihatçı bir ağ kurmasını istediklerinden dolayı, "kendisinin ikna çabaları" sonrasında "ez-Zerkavi'nin aşırılığını görmezden geldiklerini" öne sürmekteydi. Bin Ladin'in Atiye Abdurrahman'a gönderdiği Eylül 2010 tarihli mektupta, Seyfü'l Adl'in bu mektubunun "sahte olabileceği dahi" belirtilirken o dönemde el-Kaide ile Mısır İslam Cihadı arasında birlik olmadığını, dolayısıyla ez-Zevahiri'nin kendisiyle tanıştığı sırada ez-Zevahiri'nin de orada olma ihtimalinin olmadığını yazmaktaydı. El-Makdisi ise, kendisinin kitaplarının el-Kaide eğitim kamplarında yer almasının bin Ladin tarafından kabul edilmediğini ve bu nedenle ez-Zerkavi'nin bin Ladin'e biat etmediğini belirtse de bu iddia ez-Zerkavi tarafından yalanlanmıştı. Bu kampın girişindeki "Tevhid vel Cihad" ("Tevhit ve Cihat") yazılı sancak, ileride ez-Zerkavi'nin Irak'ta kuracağı örgütün de adı olarak belirlenecekti. Öte yandan, Mayıs 2005'te el-Hayat'a verdiği demeçte Irak Başbakanı İyad Allavi; devrik hükûmet döneminde oluşturulan istihbarat belgelerine göre, Eymen ez-Zevahiri'nin sahte bir kimlikle Eylül 1999'da Irak'a giriş ve çıkış yaptığını, kesin olarak hangi tarihte olduğu belirsiz olsa da yakın tarihlerde ez-Zerkavi'nin de gizlice ülkeye girdiğini, hücre yapılanmasına başladığını ve Ensaru'l İslam ile temaslara geçtiğini ifade etmişti.

Ez-Zerkavi, el-Kaide çatısı altında olmadan kendi ağını kurmaya başladı. Bu ağın başlıca komutanları arasında Abdülhadi Dağlas, Ebu el-Kassam, Ebu Haris, Ebu Hamza ve Ebu Ata yer almaktaydı. Kamptaki faaliyetlerinden ötürü 2000'de, bin Ladin tarafından çağrılması üzerine Kandehar'a gitti. Burada, ileride düzenlemeyi istediği faaliyetler, özellikle de İsrail topraklarında gerçekleştirmeyi planladığı saldırılar için maddi destek talebinde bulundu. $35.000 ödeme alarak buradan ayrılan ez-Zerkavi, planlanan intihar saldırısını gerçekleştirmesi için iki adamını İsrail'e gönderdi. 15 Şubat 2002'de, Gürpınar, Türkiye'de, ez-Zerkavi tarafından İsrail'e gönderilmiş olan üç kişinin, Türk güvenlik güçleri tarafından yakalanmasıyla bu plan gerçekleşmedi.

Ez-Zerkavi, el-Kaide'nin merkez yönetiminden bağımsız bir şekilde hareket etmekteydi. Ürdünlülerin yanı sıra Filistin ve Iraklıların yer aldığı, aralarında Usbetü'l Ensar mensuplarının da olduğu ez-Zerkavi grubuna bağlı kişiler, İran üzerinden Irak Kürdistanı'nda faaliyet gösterebiliyordu. Bu sıralarda ez-Zerkavi, Avrupa'da yer alan, Almanya ve İtalya'da gittikçe popülerleşen iki hücrenin yanı sıra Suriye ve Ürdün'den de maddi destek almaktaydı. 2000 yılında, sürekli olarak Kâbil ve Herat arasında hareket ederken bir yandan da Irak Kürdistanı'ndaki İslamcı hareketlerde etkin olmaya başladı ve bölgedeki Sargat eğitim kampının yönetimini üstlendi. Afganistan'daki ağını kurmaya başlamasından yaklaşık bir yıl sonra ez-Zerkavi, ağını İran ve Irak Kürdistanı'nda da genişletmişti. Eylül 2001'de, birkaç grubun birleşmesiyle Irak Kürdistanı'nda kurulan Ensaru'l İslam'ın liderleri ile ez-Zerkavi'nin ağı arasında 2002 yılında gerçekleşen buluşmada, el-Kaide'ye biat eden Cündü'l İslam, kaynaklarını da el-Kaide ve dolayısıyla ez-Zerkavi ile paylaşmayı kabul etti ve iki örgüt arasında bir ittifak kuruldu. Bu dönemde İran'da yaşayan Ebu el-Kassam ile Abdülhadi Dağlas, ez-Zerkavi'nin talimatları doğrultusunda Ensaru'l İslam çatısı altında birtakım faaliyetler gerçekleştirmeye başladı. Ez-Zerkavi'ye bağlı savaşçılar, Halepçe ilindeki Hurmal'da kurulan kampta eğitim görmekteydi. 2001 sonundan itibaren ez-Zerkavi, finansal ve askerî kontrolünü elinde bulundurduğu, yeni gelen savaşçı alımını yaptığı Ensaru'l İslam'ın de facto lideri pozisyonundaydı ve örgüt, Amerikan güçlerinin Irak'a müdahalesinden önce 600 kadar silahlı üyeye sahipti.

2001-2002: Afganistan'ın işgali, yaralanması ve İran dönemi​


11 Eylül saldırılarının gerçekleştiği dönemde ez-Zerkavi, İran'da bulunmaktaydı. Saldırılardan bir ay sonra, Amerika Birleşik Devletleri önderliğindeki koalisyon kuvvetlerinin Afganistan'a askerî müdahalesi başladığında Afganistan'a dönüp el-Kaide savaşçıları ile birlikte koalisyon kuvvetlerine karşı koymaya çalıştı. Afganistan'daki savaş esnasında; Ebu Zübeyde, Seyfü'l Adl ve Remzi bin eş-Şeybe'nin de katılımıyla Kandehar'da bir toplantı düzenledi. Ebu Zübeyde'nin ifadelerine göre; bu toplantıda ez-Zerkavi, on iki ile on beş arasında savaşçıyı kaçak olarak Afganistan'dan Irak'a sokma niyetinden bahsederken toplantının gerçekleştirildiği evin bir Amerikan füzesi tarafından vurulduğunu ve ez-Zerkavi'nin "küçük yaralarla" buradan kurtulduğunu söylemişti. Ürdün istihbarat raporları, ez-Zerkavi'nin silahlı çatışmalar sırasında göğsünden yaralandığını ve üç kaburga kemiğinin kırıldığını göstermekteydi. 12 Aralık 2001'de gerçekleşen ve dinlenen telefon görüşmesinde, Amerikan güçleri tarafından yapılan bombalamalarda, ez-Zerkavi'nin midesinden ve bacağından yaralansa da yürüyebildiğinden bahsedilmekteydi. Tedavi amacıyla 12 Aralık günü yanındaki birkaç kişiyle birlikte İran'a doğru yola çıkan ve Hamburg hücresinden de maddi destek alan ez-Zerkavi, birkaç gün sonra sınırı geçti. Bir süre Zahidan'da kaldıktan sonra, 5 Ocak 2002'de ulaştığı Meşhed'de tedavi görmeye başladı. Ocak ortalarında, Hamburg hücresinden Ebu Ali ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde ise iyileştiğini belirtti.

İran'da kaldığı dönem boyunca ez-Zerkavi, Almanya'daki hücreyle görüşme hâlindeydi. 2 Nisan'da gerçekleştirilen görüşmede, "ekonomik açıdan toparlandığını" ve Almanya'dan gönderilen yaklaşık 30 adet sahte pasaportun kendisine ulaştığını belirtti. Nisan 2002'ye kadar Mehşed'de kalan ez-Zerkavi, sonrasında Tahran'a hareket etti ve faaliyetlerini buradan gerçekleştirmeye başladı. Seyfü'l Adl'in ifadesine göre İran'daki dönemlerinde ez-Zerkavi ile beraberindekiler, Hizb-i İslami Gulbeddin mensuplarından da yardım almışlardı. Almanya'daki hücrenin 23 Nisan'da Alman polisi tarafından çökertilmesinin ardından ez-Zerkavi, biri Ensaru'l İslam'a katılmak diğeri ise Almanya'ya hareket ederek buradaki "Yahudi hedeflerine" saldırmak üzere İran'daki grubunu ikiye ayırdı. Bir süre sonra İran güvenlik birimleri, ez-Zerkavi ile beraberindekileri tutukladı. Daha sonraki ifadelerinde Şadi Abdullah da ez-Zerkavi'nin bir süre İran'daki bir cezaevinde kaldığını doğrulamakta ve ez-Zerkavi'nin, İran hükûmeti tarafından korunduğunu ifade etmekteydi. Ürdünlü hükûmet yetkililerinin 2003 yazında İran'a gerçekleştirdiği ziyarette de tutuklanma bilgisinin doğruluğu ortaya çıktı. 1 Eylül 2003'te yapılan resmî açıklamada Ürdünlü yetkililer, ez-Zerkavi'nin iadesi için İran'a yaptıkları başvurunun reddedilmiş olduğunu ifade etti. 2002 ilkbaharında tutuklanan ez-Zerkavi, geçerli bir Suriye pasaportu olması gerekçesiyle birkaç hafta sonra serbest bırakılmıştı. Diğer yandan, Ekim 2004'te Newsweek'te yer alan ve "bir Ürdün istihbarat belgesine" göre İran'daki tedavisinin ardından Irak'ın kuzeyi, Suriye ve Türkiye'ye gitmiş, Mart 2002 civarında İran'a dönmüş ve İranlı yetkililer tarafından tutuklanması bu dönemde gerçekleşmişti.

Amerika Birleşik Devletleri Senatosunun Irak Savaşı öncesinde Irak'taki istihbarata dair raporunda ez-Zerkavi'nin, Afganistan'da Amerikan güçlerine karşı savaşırken yaralandığı ve tedavi amacıyla gidip Mayıs-Kasım 2002 arasında kaldığı Bağdat'ta bacağının ampüte edildiği belirtilse de; Mart 2004'teki bir haberinde Newsweek, "Bağdat'taki üst düzey Amerikan subayları"nın ez-Zerkavi'nin "tamamıyla işlevsel iki bacağı olduğuna inandıkları" şeklindeki beyanlarına yer verdi. İlerleyen dönemde yayımlanan videolarında da kendisinin iki bacağa sahip olduğu görülmekteydi. Aynı Senato raporuna göre ez-Zerkavi, Kasım sonunda Bağdat'tan ayrılarak İran'a ve Irak'ın kuzeyine hareket etmiş, Haziran 2003'e kadar da Bağdat'a dönmemişti. Avrupa'daki bir istihbarat ajansının, ez-Zerkavi'nin Avrupa'daki birtakım kişilerle yaptığı telefon görüşmelerini dinleyerek ulaştığını belirttiği istihbarata göre ise kendisi, 2002 yazında Suriye topraklarındaydı.

11 Şubat 2002'de, milenyum saldırıları planından ötürü Ürdün Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından gıyabında on beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. İlerleyen dönemde, Amman'da yaşayan Amerikalı diplomat Laurence Foley'e bir suikast gerçekleştirmeyi planlayan ez-Zerkavi, bu planı gerçekleştirme amacıyla birkaç kişiden oluşan bir ekip kurdu ve ekibi maddi yönden destekledi. 28 Ekim 2002'de Foley, Amman'daki evinden ayrıldıktan sonra gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Saldırıyla alakalı olarak Ürdün istihbarat birimlerince Aralık 2002'de yakalanan Salim bin Suveyd ve Yaser Firehat, yargılamalar esnasında, ez-Zerkavi'nin talimatıyla suikastı gerçekleştirdiklerini ifade etti. 6 Nisan 2004'te çıkan mahkeme kararında ez-Zerkavi, Foley'in öldürülmesinin yanı sıra, 6 Ağustos 2001'de Ra'anana'da İsrailli İtzhak Snir'in de vurularak öldürülmesinden dolayı gıyabında idam cezasına çarptırıldı. Öte yandan Foley suikastına yönelik gerçekleştirilen mahkemelerdeki kayıtlara göre ez-Zerkavi, Mayıs-Eylül 2002 tarihleri arasında Suriye'de bulunmaktaydı.

2003-2006: Irak Direnişi​


Ez-Zerkavi'nin liderliğini yaptığı örgütler tarafından düzenlenen saldırılar için bakınız: Tevhit ve Cihat Cemaati#Saldırıları, Irak el-Kaidesi#Saldırıları ve Mücahit Şura Meclisi (Irak)#Saldırıları
Mart 2003'te, Amerikan kuvvetlerinin öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından Irak'a askerî bir müdahale gerçekleştirildi. Bu müdahale sırasında ya da sonrasında ez-Zerkavi, Irak'a dönerek burada buluştuğu el-Kaide'nin askerî faaliyetlerinden sorumlu Seyfü'l Adl ile gerçekleştirdiği görüşmede, el-Kaide militanlarının Suriye üzerinden Irak'a girişlerini koordine etmesi talimatını aldı. 28 Mart'ta, Peşmerge güçleriyle birlikte, Ensaru'l İslam'ın da dahil olduğu Irak Kürdistanı'ndaki İslamcı silahlı oluşumlara karşı Viking Çekici Harekâtı başlatıldı. 30 Mart'ta sona eren harekât sonucunda örgütün buradaki varlığı sona erdirildi. Ensaru'l İslam, Haziran'da Amerikalılara karşı bir cihat çağrısında bulundu.

5 Ocak 2004'te yayımlanan ses kaydından itibaren ez-Zerkavi, "Batılı devletleri ve onların işbirlikçilerini" hedef alan direniş mücadelesine Müslümanların katılması gerektiği çağrısında bulundu. Abdülbari Etvan'a göre ez-Zerkavi'nin Irak'taki stratejisi, el-Kaide'ye biat etmesinden önce ve sonra fark etmeksizin dört maddeden oluşmaktaydı:
Amerika'yı, potansiyel müttefikleri ve destekçilerinden soyutlamak
Iraklıların, işgalcilerle iş birliği yapmalarını önlemek
Vahşet içeren eylemler sayesinde bir yandan psikolojik savaşı sürdürürken diğer yandan da Irak'ın yeniden inşasını yapanlara engel olarak çifte etki yapmak
Hedef aldığı Şiileri seküler bir çatışma çıkması için kışkırtmak ve bu sayede Şiileri iç savaşa çekmek
9 Nisan 2004'te Bağdat'ta kaybolan Amerikalı radyo kulesi tamircisi Nick Berg'in cesedi 8 Mayıs'ta, kafası kesilmiş bir şekilde bulundu. 11 Mayıs'ta İnternet üzerinden yayımlanan bir videoda, yüzleri maskeli beş kişi yer almakta ve kendisini ez-Zerkavi olarak tanıtan kişi, kafasını keserek Berg'i infaz etmekteydi. Berg ile birlikte Irak'taki direnişçiler, gerek Iraklıları gerekse yabancıları kaçırarak rehin almaya başladı. Medyada daha fazla yer alma adına, çeşitli dinî liderler ile siyasetçiler de hedef alındı. 29 Ağustos 2003'te Irak İslam Devrim Yüksek Konseyi lideri Muhammed Bakır el-Hekim, 17 Mayıs 2004'te ise Irak Yönetim Konseyi Başkanı İzzeddin Salim düzenlenen saldırılar sonucu öldürülürken 22 Mayıs'taki bombalı saldırıda ise Irak İçişleri Bakanı Yardımcısı Abdulcabbar Yusuf yaralandı.

26 Nisan 2004'te Ürdün devlet televizyonunda yayımlanan bir videoda, kendisini ez-Zerkavi'ye bağlı bir şekilde, Ürdün'deki faaliyetlerinin lideri olarak tanıtan Azmi el-Ceyusi'nin itirafları yer almaktaydı. El-Ceyusi, ez-Zerkavi'nin talimatları doğrultusunda Amerika Birleşik Devletleri'nin Ürdün Büyükelçiliği binası, İstihbarat Genel Müdürlüğü merkez binası ve başbakanın ofisini hedef alan kimyasal ve konvansiyonel saldırılar planladıklarını belirtti. Ürdün güvenlik birimleri tarafından 20 Nisan'da gerçekleştirilen harekâtta el-Ceyusi yakalanmış, teslim olmayı reddeden beraberindekiler ise öldürülmüştü. Diğer taraftan 13 Mayıs'ta, Ebu Dücane el-Iraki'nin liderliğini yaptığı el-Cemaatu'l Selefiyye'nin, Tevhit ve Cihat Cemaatine katıldığı duyuruldu.
17 Ekim 2004'te ez-Zerkavi, İnternet'te yayımladığı bir metinle kendisinin ve örgütünün el-Kaide'ye biat ettiğini duyururken örgüt de bundan sonra Irak el-Kaidesi olarak anılmaya başlandı. Ez-Zerkavi'nin ağı daha önceleri de el-Kaide ile bağlantılı olsa da, bu bildiriyle birlikte el-Kaide'nin himayesi altına girildiği resmî olarak duyurulmuş ve el-Kaide'nin bu gruba olan desteğinin pekiştirilmesi hedeflenmişti. Üst düzey bir Amerikalı askerî yetkili, ez-Zerkavi'nin bu duyuruda sorumluluğunu üstlendiği saldırılardan yola çıkarak, kendisinin 675 Iraklı ile 40 Amerikalı, Britanyalı ya da ülkedeki diğer yabancı askerlerin ölümünden, 2.000'den fazla kişinin ise yaralanmasından sorumlu olduğunu ifade etti. 7 Kasım gecesi Amerikan, Britanya ve Irak birimlerinin Felluce'de başlattığı ortak taarruz esnasında burada bulunan ez-Zerkavi, beraberindekilerle birlikte bölgeden ayrılmıştı. 27 Aralık 2004'te, Al Jazeera'da yayımlanan ses kaydında bin Ladin, ez-Zerkavi'nin, "el-Kaide'nin Mezopotamya'daki emiri" olarak tanımlanmaktaydı.
30 Ocak 2005'te gerçekleştirilecek olan Irak genel seçimlerinden bir hafta kadar önce, 23 Ocak'ta yayımlanan ses kaydında, seçimlere karşı topyekûn bir savaş ilanında bulunmaktaydı. 2005'in yaz aylarından itibaren, çeşitli Sünni gruplar ya da aşiretlerle, Sünni karşıtı faaliyetlerde de bulunan ez-Zerkavi'ye bağlı gruplar arasında da çatışmalar yaşanmaya başlamıştı.

The Sunday Times'ın 15 Mayıs 2005 tarihli haberinde, el-Kaim ve çevresinde Amerikan kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen taarruz esnasında, ez-Zerkavi'nin "ciddi bir şekilde" yaralandığı belirtilmekteydi. 11 Mayıs'ta Ramadi'deki bir hastaneye getirilen ve burada ez-Zerkavi'nin tedavisini gerçekleştirdiğini öne süren doktorun ifadelerine dayandırılan haberde doktor, tedavisini tamamladıktan sonra ez-Zerkavi'nin hastaneden ayrıldığını ifade etmekteydi. Irak el-Kaidesi tarafından 24 Mayıs günü yapılan açıklamada ez-Zerkavi'nin "ciddi bir şekilde yaralandığı ve tekrar sağlığına kavuşması için Müslümanların dua etmeye çağrıldığı"; 26 Mayıs'ta iki İslamcı web sitesinde yayımlanan gönderilerde, akciğerinden vurularak yaralanan ez-Zerkavi'nin, tedavisi için Irak dışına çıkarak bu süreç boyunca kendisinin yerine bir vekil atadığı belirtilse de; örgüt tarafından kullanılan bir web sitesinde 27 Mayıs günü yayımlanan bir duyuruda ise ez-Zerkavi için "sağlığı iyi durumda ve cihat faaliyetini bizzat yürütmekte" denmekteydi. 26 Mayıs'ta, Irak İçişleri Bakanı Bakır Cebr ez-Zübeydi ile Savunma Bakanı Hazım eş-Şaalan, Irak hükûmetinin, ez-Zerkavi'nin yaralı olduğuna dair bilgi sahibi olduğunu, ancak bu yaralanmanın ciddiyeti hakkında bilgi sahibi olmadıklarını açıkladı.

29 Mayıs'taki başka bir The Sunday Times haberinde, "ez-Zerkavi'nin grubuyla yakın bağlantıları bulunan üst düzey bir direnişçi komutan" kaynak gösterilerek, göğsüne saplanan bir şarapnelle yaralanan ez-Zerkavi'nin İran'a kaçtığı bilgisi verilmekteydi. Aynı gün gerçekleştirdiği basın toplantısında İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hamid Rıza Asefi, İran'ın "bu tür gizli saklı faaliyetlerin görülemeyeceği temiz ve şeffaf bir ülke" olduğunu belirterek ez-Zerkavi'nin İran'a geçip burada tedavi olduğuna yönelik haberi "haber uydurmanın profesyonel olmayan bir türü" sözleriyle yalanladı. 30 Mayıs günü İslamcı bir web sitesinde ez-Zerkavi'nin, Usame bin Ladin'e hitaben gerçekleştirdiği bir ses kaydı yayımlandı. Bin Ladin'e "komutanım" diye hitap ettiği kayıtta ez-Zerkavi, yaralanmasının ardından sağlık durumunun iyi olduğunu ve fiziksel durumunun savaşa devam edebilmesi için elverişli olduğunu belirtirken tüm Müslümanları Irak'taki savaşa davet etmekteydi. 1 Haziran'da Amerikalı yetkililer tarafından yapılan açıklamada, istihbarat raporlarının ez-Zerkavi'nin yaralandığını gösterdiğini belirtilirken Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, ez-Zerkavi'nin tedavi amacıyla Irak'ın komşu ülkelerine hareket edebileceğini belirterek bu ülkeleri "dikkatli olmaları konusunda uyardı".

2005'in yaz aylarında, ez-Zerkavi'nin liderliğindeki yapılanma ile Irak'taki diğer Sünni direniş örgütleri ve çeşitli bölgelerdeki Sünni aşiretler arasında da çatışmalar yaşanmaya başlandı. Eylül 2005'te, Irak el-Kaidesi ile diğer direniş unsurlarına karşı Telafer'de başlatılan taarruzun ardından ez-Zerkavi, yayımlanan bir videoyla birlikte Irak'taki Şiilere karşı savaş ilan etti. 9 Kasım 2005'te, Amman'daki üç otele gerçekleştirilen ve Irak el-Kaidesi'nin sorumluluğunu üstlendiği intihar saldırılarının ardından ez-Zerkavi'nin mensubu olduğu, aralarında ez-Zerkavi'nin erkek kardeşi ile kuzeninin de yer aldığı Haleyle boyunun 57 üyesi, Ürdün'de yayımlanan üç ana akım gazetede bir bildiri yayımlayarak ez-Zerkavi'nin faaliyetlerini reddettiklerini, Ürdün kralına olan bağlılıklarını ve ez-Zerkavi'nin ölmesi arzusuna sahip olduklarını belirtti.

8 Ocak 2006'da yayımlanan ses kaydında ez-Zerkavi, 15 Aralık 2005'te gerçekleştirilen Irak genel seçimlerine katılan Sünnilerin, özellikle de Irak İslam Partisi'nin "kâfir"lerle iş birliği yaptığını belirterek kendilerini cihada davet etti ve mücadelelerinin zayıflaması hâlinde kendilerinin de güvende olmayacaklarını söyledi. 15 Ocak 2006'da yayımlanan bir bildiriyle Irak el-Kaidesi'nin de aralarında olduğu Irak'taki bazı silahlı Sünni gruplar, direnişte ortak hareket etme amacıyla ez-Zerkavi'nin liderliğinde birleşerek Mücahit Şura Meclisi adlı örgütün kurulduğu duyuruldu.

El-Hayat'ın Washington, DC sorumlusu Selami Nimat'ın ifadesine göre, ez-Zerkavi'nin Irak'ta 6.000 kadar kişinin ölümünden sorumlu olduğu tahmin edilmekteydi. Jamestown Vakfı tarafından yayımlanan ve çeşitli kaynaklardan derlenerek oluştulan bir rapora göre, Nisan 2005'e kadar olan süreçte ez-Zerkavi'nin liderliğindeki yapılanma, direnişçilerin %14'ünü oluştururken Irak'taki intihar saldırılarının ise %42,2 kadarını gerçekleştirmişti. Aynı rapor, ez-Zerkavi'nin hedeflerinin %49'unun askerî, %36,2'sinin siyasi, %14,1'inin ekonomik, %0,6'sının ise etnik ve dinî hedef olduğunu belirtirken askerî hedeflere yapılan saldırıların %76,2'sinin Iraklılara, %23,8'inin ise Amerikalılara karşı gerçekleştirildiğini göstermekteydi.

Irak hükûmetiyle bağlantılarına dair iddialar ve aranması​


Amerikan tarafının iddiaları
Irak'a gerçekleştirilen askerî müdahalenin gerekçelerinden birini Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Colin Powell, 5 Şubat 2003'te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine yaptığı konuşmada, Usame bin Ladin'in Irak'taki işbirlikçisi olan Ebu Musab ez-Zerkavi'nin Irak'ta serbest bir şekilde, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in koruması altında olması olarak göstermişti
Günümüzde Irak, Usame bin Ladin ile el-Kaide destekçilerinin ortağı ve işbirlikçisi Ebu Musab ez-Zerkavi'nin başında olduğu ölümcül bir terörist ağına yataklık yapmaktadır. Koalisyonumuz Taliban'ı yerinden ettiğinde Zerkavi ağı, başka bir zehir ve patlayıcı eğitim merkezi kampı oluşturulmasına yardımcı oldu. Ve bu kamp, Irak'ın kuzeydoğusunda bulunmaktadır (...) [Bağdat'ta] kaldığı süre boyunca, yaklaşık iki düzine radikal [İslamcı], Bağdat'ta bir araya gelerek burada bir harekât üssü kurdu. El-Kaide bağlantılı bu kişiler, Bağdat'ta konuşlanarak günümüzde, kendisinin ağı için Irak'a ve Irak genelinde ise insan, para ve kaynak hareketlerini koordine etmekte ve günümüz itibarıyla sekiz aydan fazla bir süredir başkentte serbest bir şekilde faaliyet sürdürmektedirler. Dost bir güvenlik servisine, Zerkavi'nin iadesi konusunda Bağdat'a gitmesini ve kendisi ile yakın bağlantıları hakkında bilgi toplamasını istedik. Bu servis, iki kez Iraklı yetkililerle bağlantıya geçti ve Zerkavi'yi bulmayı kolaylaştıracak ayrıntıları gözden geçirdik. Bu ağ, hâlâ Bağdat'ta bulunmakta.
Savaş öncesi Irak'taki istihbarata dair 2004 tarihli Senato raporuna göre "yabancı bir istihbarat teşkilatı, Bağdat'ın [ez-Zerkavi'yi] bulamadığını belirtmesine karşın Genel İstihbarat Servisinin, ez-Zerkavi'nin nerede olduğunu bildiğini öne sürmekte"ydi. Ayrı raporda, "yabancı bir hükûmet teşkilatının, [ez-Zerkavi'nin] konumuna dair bilgileri Haziran 2002'de Iraklı yetkililere bildirmesinden ötürü Irak rejiminin en azından, ez-Zerkavi'nin 2002 yılında Bağdat'taki varlığından haberdar olduğu" ve "Irak istihbarat birimlerinin, ez-Zerkavi'nin yerini tespit edemediklerinin, bu yabancı hükûmet teşkilatına iletildiği" ifadelerine yer verilmişti. Yine raporda, Ebu Zübeyde'nin "ez-Zerkavi'nin, Irak istihbaratıyla iyi ilişkiler içerisinde olduğunu duyduğu" ifadesi de yer almaktaydı.
Stephen F. Hayes'in elde edip Kasım 2003'te yayımladığı, Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı Müsteşarı Douglas J. Feith'in hazırlayıp Amerika Birleşik Devletleri Senatosu İstihbarat Seçilmiş Komitesi Başkanı Pat Roberts ile Başkan Yardımcısı Jay Rockefeller'a gönderdiği 27 Ekim 2003 tarihli gizli bir belgede, ez-Zerkavi'nin Iraklı yetkililerle operasyonel bir ittifak içerisinde olduğu, Ekim 2002 itibarıyla Genel İstihbarat Servisi ile olan bağlantılarının devam ettiği ve bu bağlantıları sayesinde, Bağdat'taki istihbarat yetkilisinden aldığı karadan havaya füzeler dahil silah ve patlayıcılar elde ettiği belirtilmekteydi. Bu haberin ardından Newsweek'e demeç veren Amerikalı bir istihbarat yetkilisi, bu bilgilerin "eski ve ham" istihbarat raporları olduğunu, "doğruluğu ispatlanmamış ve güvenilir olup olmadığı belirsiz, bilinmeyen kaynaklardan" elde edildiğini ifade etti.

Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in talebi doğrultusunda CIA tarafından hazırlanan ve Ağustos 2004'te tamamlanan raporda, Hüseyin hükûmetinin, ez-Zerkavi'ye güvenli bir bölge sağladığına yönelik kesin bir delil olmadığı sonucuna varılmaktaydı. Aynı ay Knight Ridder'da yayımlanan bir yazıda, "bazı [Amerikalı] yetkililerin Saddam'ın seküler rejiminin ez-Zerkavi'yi gözetlediği, ancak etkin bir yardımda bulunmadığı" belirtilmekteydi. Aynı yazıda, "ilgili CIA raporunu bilen" Amerikalı bir yetkilinin, "istihbarat yetkililerinin ez-Zerkavi ile Hüseyin arasındaki ilişkilerin doğasını kesin olarak tespit edemediğini" söylediği yazılmıştı. Aynı kişi sözlerine "2002 başı ya da 2003 sonunda [ez-Zerkavi'nin] üç 'iş birlikçisi'nin rejim tarafından tutuklandığı, Hüseyin'in ise bunlardan yalnız birinin serbest bırakılması talimatını verdiğini" söyleyerek devam etmişti. ABC ise aynı dönemde yayımlanan haberinde "üst düzey" bir Amerikalı yetkilinin "ez-Zerkavi'nin Irak'taki varlığından Hüseyin'in haberi olduğuna dair kesin bir kanıt bulunmadığı" yönündeki ifadesine yer verdi. 8 Ekim 2004'te, o yıl gerçekleştirilecek başkanlık seçimleri öncesinde yapılan başkan yardımcıları münazarasında Cheney, CIA'in nihai bir karara varmadığını belirterek ez-Zerkavi ile Hüseyin arasındaki ilişkiye dair tartışmaların sürdüğünden ve tutuklanmasının ardından Hüseyin'in talebi doğrultusunda serbest bırakılan ez-Zerkavi'nin "iş birlikçisi"nin, "tahminen ez-Zerkavi'nin isteği" ile serbest bırakılmış olabileceğinden bahsetti.
2006 tarihli Savaş öncesi Irak'taki istihbarata dair Senato raporunun ikinci kısmında, "Savaş öncesi bilgiler, Saddam Hüseyin'in, başarısızlıkla sonuçlanan, ez-Zerkavi'nin konumunu tespit etme ve kendisini yakalama girişimlerinin olduğunu; rejimin, ez-Zerkavi ile herhangi bir ilişkisi olmadığını, kendisini korumadığını ya da görmezden gelmediğini işaret etmektedir" şeklinde sonuca varılmaktaydı. Raporda ayrıca, "Iraklı bir üst düzey yetkili"nin FBI tarafından yapılan sorgulamasında, yabancı bir hükûmetin Ekim 2002'de, Laurence Foley'in öldürülmesiyle ilişkili beş şüphelinin yerlerinin tespit edilmesine yönelik Genel İstihbarat Servisine gelen bir talep olduğunu ve bu talep sonrasında, 2003 yılı başlarında Ebu Yasim Sayyim'in tutuklandığını söylediği yazılmıştı. Sayyim'in, ez-Zerkavi ile bağlantılı olduğuna dair bulguların "inandırıcı" olduğunu ifade eden Iraklı yetkili, bundan ötürü, Saddam Hüseyin'in talimatı ile Sayyim'in serbest bırakılmasıyla "şoka uğradığını" söylemişti. Genel İstihbarat Servisinin el-Kaide ya da ez-Zerkavi ile bağlantılı olmasını "gülünç" bulduğunu belirtirken Hüseyin'in, Sayyim'in serbest bırakılmasına yönelik talimatının "Irak'a girdikleri zaman, Amerikan güçlerini vurmaya katılabileceği" olasılığından dolayı geldiğini öne sürmekteydi.
Irak'a gerçekleştirilen askerî müdahale sırasında ele geçirilen ve Ocak 2006'da kamuya açılan belgeler arasında, Iraklı bir istihbarat yetkilisi tarafından yazılmış 17 Ağustos 2002 tarihli bir mektup da yer almaktaydı. Irak-Ürdün sınırında bulunan Terbil'den ya da Terbil'e gönderilen mektupta ülkedeki ajanlara, ez-Zerkavi ile ismi belirtilmeyen bir kişinin Irak'ta olabileceği ve bu konuda dikkatli olunması talimatı geçilmekteydi. Bu mektuba ekli olan üç belgede ise, ajanlar tarafından ne ez-Zerkavi'nin ne de diğer kişinin Irak'ta olduğuna dair bir kanıt olduğu belirtilmekteydi.

Nisan 2007'de yayımlanan At the Center of the Storm adlı anı kitabında George Tenet, 2002'nin ilkbahar ve yaz aylarında, el-Kaide ile bağlantılı bir düzineden fazla radikal bireyin, Irak hükûmetinden herhangi bir müdahale görmeden Bağdat'ta toplandıklarını; bu "rahat ve güvenli ortamdan faydalanarak" ez-Zerkavi'nin Irak'ın kuzeyindeki faaliyetlerini destekleme amacıyla kişi ve kaynak aktarımı yaptıklarını; istihbarat bilgilerinin, herhangi bir Iraklı yetkilinin, el-Kaide tarafından düzenlenen saldırılarda herhangi bir yönlendirmesi ya da kontrolü olduğunu göstermediğini ifade etmişti.

Ürdün ve Irak taraflarının iddiaları​


Eylül 2004'te The Washington Post'ta yayımlanan bir haberde, Ürdünlü bir güvenlik yetkilisinin 2002 yılı civarında ez-Zerkavi'nin Irak'ta olduğuna dair kanıtların olduğunu ve o dönemde Irak'a "pozisyonu, nerede olduğu, silahları nasıl elde ettiği ve sınırdan nasıl kaçırdığı sorularının yöneltildiği birçok yazı" gönderdikleri yönündeki ifadelerine yer verildi. Saddam Hüseyin hükûmetinden herhangi bir yanıt alamadıklarını belirten yetkili, Hüseyin'in devrilmesinin ardından, 2003 yılında elde edilen belgelere göre Iraklı ajanların, ez-Zerkavi'nin ağına mensup bazı kişileri tutukladığı ancak sorgulanmalarının ardından serbest bıraktıklarını; ayrıca bu tutuklananların nerede olduklarından Ürdünlülerin haberdar olduklarına dair kendilerini uyardıklarını ifade etti. Ürdün Kralı II. Abdullah, Mayıs 2005 tarihli el-Hayat röportajında "komşu bir ülkeden Irak'a giriş yaptığını, nerede yaşadığını ve ne yaptığını" bildiklerini ve sahip oldukları "tüm bu ayrıntılı bilgileri" Iraklı yetkililerle paylaşmalarına karşın kendilerinden herhangi bir yanıt alamadıklarını belirtti ve "ez-Zerkavi Irak'a girdiği andan itibaren, eski rejimin düşmesinden önce, kendisini buraya geri getirmek ve burada yargılamak için çok uğraştık; ancak eski rejime yaptığımız bu talepler nafileydi" sözlerini ekledi. Mayıs 2005'te el-Hayat'a verdiği demeçte Irak Başbakanı İyad Allavi; devrik hükûmet döneminde oluşturulan istihbarat belgelerine göre, Eymen ez-Zevahiri'nin sahte bir kimlikle Eylül 1999'da Irak'a giriş ve çıkış yaptığını, kesin olarak hangi tarihte olduğu belirsiz olsa da yakın tarihlerde ez-Zerkavi'nin de gizlice ülkeye girdiğini, hücre yapılanmasına başladığını ve Ensaru'l İslam ile temaslara geçtiğini ifade etti. Irak istihbaratı ile bu hareketler arasındaki bağlantının Faruk Hicaz ile sağlandığını belirten Allavi, Ürdün Kralı Hüseyin'in, aranan Ürdünlülerin bu dönemde Irak'a giriş yaptığından haberdar olduğunu, ancak Saddam Hüseyin'in bunu reddettiğini ve Irak güvenlik güçlerinin de durumdan haberdar olduklarını ekledi.

Temmuz 2006'da The Atlantic'te yayımlanan bir yazıda, "ez-Zerkavi'yi, kendisini tanıdığından daha çok tanıyoruz" diyen "Ürdünlü bir üst düzey istihbarat yetkilisi"nin "Sizi temin ederim ki Saddam ile hiçbir zaman hiçbir bağlantısı olmadı. İran farklı bir durum. İranlıların 'Irak'ı kontrol etme' politikaları var. Ve bu politikanın bir parçası da ez-Zerkavi'yi, stratejik olarak değil taktiksel olarak desteklemekti [...] Başlangıçta, Ensaru'l İslam'ın ordusuyla birlikteyken kendisine otomatik silahlar, üniformalar, askerî malzemeler verdiler. Şimdi ise kendisinin ve genel olarak el-Kaide'nin faaliyetlerine karşı yalnızca gözlerini yumuyorlar. İranlılar, Irak'ı, Amerikalılara karşı bir savaş olarak görüyor ve genel anlamda, Amerikalılar [bölgeden] gittiği vakit ez-Zerkavi ve kendisine bağlı kişilerden kurtulacaklar." şeklindeki ifadelerine yer verildi. Leys Şubeylat ise, ez-Zerkavi'nin ideolojisi ile Hüseyin'in Baasçı ideolojisinin "birlikte yürümeyeceğini düşündüğünü" ve "devrik Irak yönetiminin, ez-Zerkavi ya da el-Kaide'ye mensup kişilerle temas kurmakla ilgilenmediklerinden emin olduğunu" belirtmekteydi.

Aranması ve yakalama girişimleri​


Ekim 2003'te ez-Zerkavi'nin ölü ya da diri yakalanması ya da yakalanmasıyla sonuçlanacak bilgi paylaşımı yapılması için $5 milyon ödül vermeyi teklif edilirken Şubat 2004'te bu ödül $10 milyona Haziran 2004'te ise $25 milyona çıktı. 15 Ekim 2004'te yayımladığı bir açıklamayla Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı, Tevhit ve Cihat Cemaatini "yabancı terör örgütü" olarak tanımladı. 18 Ekim 2004'te ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından alınan karar doğrultusunda ez-Zerkavi ile örgütü, el-Kaide ile bağlantısı olmasından ötürü, Güvenlik Konseyinin yaptırım uygulanan kişi ve örgütler listesine eklendi. 24 Şubat 2006'da ise ez-Zerkavi, FBI'ın Seeking Information-Terrorism listesinde yer aldı.

26 Nisan 2005'te gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Amerika Birleşik Devletleri Genelkurmay Başkanı Richard Myers, ez-Zerkavi'nin 20 Şubat 2005'te Ramadi'de bir buluşma gerçekleştirebileceğine dair aldıkları bir istihbarat üzerine, Predator insansız hava aracıyla ez-Zerkavi'nin kamyonetinin izlendiğini söyledi. Yol boyunca oluşturulan kontrol noktalarında askerî birliklerin konuşlandırıldığını ve bu noktaların birine yaklaşırken ez-Zerkavi'nin aracının yön değiştirmesi üzerine bu aracı takip ettiklerini ancak yapılan takibin, ez-Zerkavi'nin kaçışıyla ve kendisinin şoförü ile "bin Ladin'in güvenilir bir yardımcısı" olarak tanımladığı korumasının yakalanmalarının yanı sıra araçta yer alan bir dizüstü bilgisayarın ele geçirilmesiyle sonuçlandığını belirtti.

"İnceledikleri bazı gizli askerî istihbarat belgeleri" referans gösterilerek oluşturulan Ekim 2010'da yayımlanmış bir The Guardian haberinde, Basra'da bulunan Britanya kuvvetlerindeki istihbarat birimlerine ait 17 Mart 2005 tarihli bir kayıtta, ez-Zerkavi'nin, Otoyol 6 üzerinden el-Amare'den Basra'ya doğru hareket ettiği yönünde bir duyum geldiği rapor edilmekteydi. Saat 14.15'te Danimarka kuvvetlerine durum bildirilirken yarım saat kadar sonra bir Westland Lynx helikopter, el-Kurne'nin 12 km güneyinde, Basra'nın 60 km kuzeyinde şüpheli bir otomobilin durduğunu tespit etti. "Yüksek gizlilikle" 15 dakika kadar bölgede kalan helikopter, yakıtının bitmek üzere olması nedeniyle Şaibe Hava Üssü'ne hareket etti. Bölgenin 20 ilâ 30 dakika kadar gözlemlenemediğini belirten rapor, daha sonraları bölgeye intikal eden Britanyalı ve Amerikalı birliklerin bölgeyi çembere alıp birtakım aramalar yaptıklarını, ancak herhangi bir şey bulamadıklarını ve 22.14 itibarıyla arama çalışmalarının sona erdirildiğini belirtmekteydi. Otomobilde ez-Zerkavi'nin olup olmadığı konusu ise kesin olarak bilinmemekteydi.

Ez-Zerkavi'nin, Ramadi'deki hastanede ya da çevresinde faaliyet gösterdiğini gösteren istihbarat raporları doğrultusunda, 28 Nisan 2005 tarihinde Amerikan birlikleri tarafından hastaneye bir baskın gerçekleştirilse de ez-Zerkavi ya da örgütünün izine rastlanmadı. Mayıs 2005'te, el-Kaim ve çevresinde gerçekleştirilen Amerikan taarruzundan yaralı olarak kurtuldu.

Aralık 2004'te, Ürdün'ün Bağdat'ta bulunan diplomatik temsilciliğine intihar saldırısı düzenlemeye hazırlanan ancak saldırının başarısız olmasıyla birlikte yakalanan Suudi Arabistanlı Ahmed Abdullah eş-Şaiye, Ocak 2005'te basına yansıyan sorgulamasında, "bazı Mücahit arkadaşlarından, ez-Zerkavi'nin Irak polisi tarafından Felluce'de yakalandığını ancak daha sonra serbest kaldığını duyduğunu" ifade etmişti. 15 Mayıs 2005'te Associated Press'e yaptığı açıklamada Irak Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Kemal, önceki yıl içerisinde Irak güvenlik güçlerinin Felluce'de ez-Zerkavi'yi yakalayarak gözaltına aldıklarını, ancak bu yakalanan kişinin ez-Zerkavi olduğunu anlamadıkları için serbest bıraktıklarını açıkladı. Iraklı Korgeneral Nasır Abadi, Kemal'in bu açıklamasının doğru olmadığını ifade ederken, Britanyalı bir yetkili de BBC'ye verdiği demeçte bu ifadenin güvenilir olmadığını söyledi.

Ölümü​


8 Haziran 2006'da, Irak Başbakanı Nuri el-Maliki ile koalisyon güçleri komutanı George W. Casey tarafından gerçekleştirilen ortak basın toplantısında; 7 Haziran 2006 tarihinde, Hibhib'de yer alan bir güvenli evde gerçekleştirilen bir toplanmaya katılan ez-Zerkavi'nin, bu eve gerçekleştirilen bir hava saldırısı ile hedef alınarak öldürüldüğü duyuruldu. Aynı gün, el-Kaide ile bağlantılı bir web sitesinde yayımlanan Ebu Abdurrahman el-Iraki imzalı bir yazıyla ez-Zerkavi'nin "şehit olduğu" bildirildi.

Ez-Zerkavi'yi bulmakla görevlendirilmiş olan çeşitli Amerikan askerî ve istihbarat birimlerine bağlı kişiler tarafından oluşturulan gizli özel harekât birimi Görev Gücü 145; Iraklı direnişçiler ile Saddam Hüseyin'e sadık eski Baas Partisi üyelerinin yanı sıra, Ürdün hükûmetinden de aldıkları istihbaratlarla çalışmalarını sürdürmekteydi. Öte yandan, Ürdünlü bir istihbarat yetkilisinin Time dergisine verdiği demece göre, Kasım 2005'te Amman'daki üç otele gerçekleştirilen intihar saldırılarından bir ay kadar sonra Ürdün Kralı II. Abdullah'ın talimatıyla, ülke sınırları dışındaki "teröristler"le mücadele etme ve ez-Zerkavi'yi ortadan kaldırma amacıyla Allah'ın Şövalyeleri adlı yeni bir güvenlik birimi kurulmuştu. Bu istihbarat subayı, ez-Zerkavi'nin üç kuryesiyle bağlantısı bulunan bir muhbirin, bu kuryelerden birinin Bakuba'da olduğunu tespit etmesinin ez-Zerkavi'nin de Bakuba'da olduğu anlamını taşıdığını belirtmişti. 16 Nisan 2006'da, Yusufiye'de gerçekleştirilen Larchwood 4 Harekâtı'nda yakalanan ve Mark Bowden'ın "Ebu Haydar" takma adıyla andığı, Associated Press'e konuşan Ürdünlü bir istihbarat yetkilisinin ise Ziyad el-Karbuli olduğunu belirttiği bir el-Kaide üyesine yapılan sorgulamada, ez-Zerkavi'nin ruhanî danışmanı Ebu Abdurrahman ile ilgili birtakım bilgiler elde edildi. Ebu Abdurrahman'ın düzenli olarak ez-Zerkavi ile buluştuğunu belirten Ebu Haydar, bu buluşmalarda, birkaç kez kullanılan arabanın değiştirildiği bir ritüel gözlemlemişti. Bu ritüele göre mavi arabaya binildiğinde, direkt olarak ez-Zerkavi ile bir buluşma gerçekleşmekteydi. Bu bilgi doğrultusunda Bağdat'taki Ebu Abdurrahman'ı bir insansız hava aracıyla gözlemleyen Görev Gücü 145, 7 Haziran'da kendisinin mavi bir arabaya binerek Hibhib'deki bir eve gittiğini tespit etmişti. Koalisyon kuvvetlerinin sözcüsü William B. Caldwell saldırının ardından yaptığı açıklamada, "ez-Zerkavi'nin bu evde olduğundan hiçbir şüphelerinin olmadığını" ifade etmişti.

Ez-Zerkavi'nin ölümünün ardından Ürdün Hükûmeti Sözcüsü Nasır Cude, bu harekâtın düzenlenmesinden önce Ürdün ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir istihbarat akışı olduğundan bahsetti. Ürdün'ün bu harekâttaki rolü ayrıntılı olarak belirtilmezken yalnızca, birkaç hafta öncesinde ez-Zerkavi'nin yayımladığı bir videonun analizi konusunda Amerikan güçlerine yardımcı olunduğu bilgisine yer verildi. Mücahit Şura Konseyi tarafından 13 Haziran'da yapılan yazılı açıklamada "Haçlılar hiçbir şey bilmiyordu" denilerek ez-Zerkavi'nin öldürülmesinin "tamamen şans eseri" olduğuna vurgu yapılmaktaydı.
Basın toplantısında anlatılanlara göre, yerel saatle 18.15'te (UTC+3, daha sonrasında ise 18.12 olarak düzeltildi), Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetlerine bağlı iki F-16C, 33°48′02.83″K 44°30′48.58″D koordinatlarında bulunan eve, önce lazer güdümlü bir GBU-12, ardından ise GPS güdümlü bir GBU-38 bombası bıraktı. Hava saldırısının ardından bölgeye önce Irak polisi, ardından da, 18:40 civarında Amerikan 4. Piyade Tümeni'ne bağlı Amerikalı askerî birlikler ulaştı. Saldırıdan yaralı olarak kurtulan ez-Zerkavi, Irak polisi tarafından bir sedyeye alındı. Ardından olay yerine ulaşan Amerikan birlikleri; parmak izleri, "yüz tanımlaması", bilinen yara ve dövme izleri yardımıyla cesedin ez-Zerkavi'ye ait olduğunun doğruladı. Casey açıklamasında, ez-Zerkavi'nin sedye üzerindeyken kaçmaya çalışsa da tekrardan sedyeye konulduğunu, bir süre sonra ise aldığı yaralar nedeniyle öldüğünü belirtti. Diğer taraftan Casey, saldırıda ez-Zerkavi'nin yanı sıra Ebu Abdurrahman ile birer kadın ve kız çocuğun da aralarında bulunduğu dört kişinin daha öldüğünü ifade etmişti. Ertesi gün Caldwell tarafından yapılan açıklamada bu ifade değiştirilerek saldırıda ölenlerin arasında çocuk olmadığı, toplamda üçer erkek ve kadının öldüğü belirtildi. Mark Bowden ise, saldırının düzenlendiği evin enkazını gösteren fotoğraflarda, 5 yaşının altında iki çocuğun cesedinin göründüğünü yazmıştı. Time'a verdiği ifadesinde Ürdünlü bir istihbarat yetkilisi, saldırıda ölen kadınlardan birisinin, "ez-Zerkavi'nin 16 yaşındaki eşi" olduğunu söyledi.

8 Haziran'da yapılan DNA sonuçlarının ardından öldürülen kişinin Zerkavi olduğu kesinleşti. 9 Haziran'da, Associated Press'in yaptığı bir haberde konuşan bölge halkından biri, saldırıdan yaralı olarak kurtulan ve ez-Zerkavi'ye benzeyen birisinin Amerikalı askerlerce, burnu kanayıncaya kadar darp edildiğini ifade etmişti. İki adli tıp uzmanı tarafından yapılan otopsinin 12 Haziran'da açıklanan sonuçlarına göre, ez-Zerkavi'de darp ya da silahla vurma izine rastlanmamış ve saldırı nedeniyle akciğerlerine aldığı yaralar neticesinde 19.04 itibarıyla hayatını kaybetmişti.

Tepkiler ve sonrası​


Devlet mensupları
  • Afganistan - Ez-Zerkavi'nin ölümünü "dünyayı, terörizm tehdidinden temizleme adına önemli bir adım" olarak gören Devlet Başkanı Hamid Karzai, "bu başarı, Müslüman dünyasında ve ötesinde, terörizme karşı olan ortak savaşımızı devam ettirme ve güçlendirme adına hepimizi cesaretlendirmeli" ifadelerini kullandı. Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zahir Azimi, ez-Zerkavi'nin ölümünü "savaşta kazanılan büyük bir zafer" olarak gördüğünü ve "Müslümanların tamamı ve tüm dinlere mensup insanlar için iyi bir haber" olduğunu belirtti.
  • ABD - Başkan George W. Bush, "ez-Zerkavi artık kendi sonuyla yüzleşmiştir ve bu şiddete eğilimli adam tekrar öldürmeyecektir" ifadelerini kullandı.Beyaz Saray Basın Sözcüsü Tony Snow, "ez-Zerkavi'nin ölümü, bir gecede durumun değişmesine yol açmayacaktır" dedi. Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, "ez-Zerkavi'nin ölümü, ölçülemez bir derecede önemli olsa da bu, o ülkedeki tüm şiddetin sona ereceği anlamına gelmemektedir" şeklinde demeç verdi. Arizona Senatörü John McCain, "Çok, çok önemli. Irak'ta kararlılık, demokrasi ve özgürlük olması öncesinde izleyeceğimiz uzun yolun, yalnızca bir parçası -ancak önemli bir parçası- olduğunu da düşünmekteyim." açıklamasında bulundu. Pensilvanya'nın Temsilciler Meclisinin Üyesi John Murtha, "Iraklıları eğittik, hükûmeti oluşturduk, şimdi [Irak'taki Amerikan birliklerinin çekilmesi için] bir zaman tablosu belirleme zamanı" sözleriyle, Amerikan varlığının Irak'tan hızlıca çekilmesine dair önceki yıl başlattığı tartışmada dile getirdiği görüşünü devam ettirdi. Massachusetts Senatörü John Kerry, Amerikan birliklerinin "[ez-Zerkavi'yi] yakalayarak ve yok ederek inanılmaz bir iş" yaptıklarını belirtti ve "ez-Zerkavi'nin sonu ve Irak'ın yeni hükûmetindeki kabinenin hayati bakanlıklarının onaylanması ile; Iraklıların Irak için ayağa kalkmaları, hizipleri bir araya getirmeleri, direnişi sonlandırmaları ve kendi ülkelerini kendilerinin yönetmelerinin zamanının geldiğinin başka bir işareti [...] Irak'ın yeni hükûmetiyle birlikte çalışma ve yıl sonu itibarıyla birliklerimizi eve getirmenin zamanı" ifadelerini ekledi.
  • Avrupa Birliği - Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso, ez-Zerkavi'nin ölümünün "Irak'taki şiddeti, geçmişin bir parçası yapmasını umduğunu" belirtti.
  • Avustralya - Başbakan John Howard, "ölüm saçan davranışlarının esas kurbanları Iraklılar için mükemmel bir haber" olarak tanımladığı ez-Zerkavi'nin ölümünün "yalnızca zalim bir teröristin ortadan kaldırılması değil, Irak'taki terörizm karşıtı kuvvetler için büyük bir itici unsur" olduğunu belirtti.
  • Birleşik Krallık - Ez-Zerkavi'nin ölümünü "Irak el-Kaidesi'ne ve dolayısıyla her yerdeki el-Kaide'ye bir darbe" olarak nitelendiren Başbakan Tony Blair, "Herhangi bir aldanmaya kapılmamalıyız. Öldürmeye devam edeceklerini biliyoruz. Üstesinden gelinecek oldukça çok zorluk olduğunu biliyoruz, fakat onlar da bizim, onları alt edeceğimize dair kararlılığımızın tastamam olduğunu biliyorlar." ifadelerini kullandı.
  • Birleşmiş Milletler - Genel Sekreter Kofi Annan, "böylesine iğrenç ve tehlikeli" bir kişinin ölümünden dolayı duyduğu "rahatlamayı" dile getirdi. "Silahlı kuvvetlerden aldığı bilgilere göre ez-Zerkavi'nin, direniş unsurlarının yaklaşık olarak %10-12'sini temsil ettiğini" belirten Delaware Senatörü Joe Biden, bu yüzden ez-Zerkavi'nin ölümünün Irak'taki direnişi muhtemelen sonlandırmayacağını ekledi. Oklahoma Senatörü Jim Inhofe, ez-Zerkavi'nin öldürülmesini "Irak halkıyla yaptığımız iş birliğinin giderek arttığının bir göstergesi" olarak tanımladı ve "sahada bulunan istihbaratçılarımıza ipuçları veren Iraklıların sayısı artmakta ve bugün, bu emeğin meyvelerini görmekteyiz" ifadelerini kullandı.
  • Filistin - Dışişleri Bakanı Mahmud ez-Zehhar, ez-Zerkavi'nin ölümüne atıfta bulunarak "şundan kesinlikle eminiz ki, direnen herhangi bir kişinin öldürülmesi [...] direnişi sonlandırmayacaktır" ifadelerini kullandı.
  • Fransa - Bir Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Fransa'nın "Irak'taki şiddetin azalacağını; ısrarla istediğimiz tam hakimiyet çerçevesinde kararlılık ve güvenliğin ülkeye döneceğini umduğunu" ifade etti.
  • Irak - Başbakan Nuri el-Maliki, "Ne zaman bir ez-Zerkavi ortaya çıkarsa onu öldüreceğiz. [Ez-Zerkavi'nin] Yolunu izleyen herkesle yüzleşeceğiz." dedi.
  • İtalya - Savunma Bakanı Arturo Parisi, "koalisyonun, uluslararası terörizme karşı mücadeleye yapılan oldukça önemli bir katkı sağlayan bu faaliyetinden dolayı duyduğu hazzı" dile getirdi.
  • Japonya - Başbakan Junichirō Koizumi, ez-Zerkavi'nin ölümünü "ileriye doğru atılan bir adım" olduğunu belirtirken Dışişleri Bakanı Yardımcısı Katsutoshi Kaneda ise "haberin, yeni bir kararlılık dönemi başlatmasını umduğunu" ifade etti.
  • Pakistan - Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tasnim Aslam, ez-Zerkavi'nin ölümünü "terörizmle savaşta önemli bir gelişme" olarak tanımlayarak "Pakistan, özellikle şimdi, güvenlik durumunun artacağını ummaktadır" dedi. Eski Hava Kuvvetleri ve Servislerarası İstihbarat mensubu Halid Havaca, "ez-Zerkavi'nin şehadeti, Irak'taki cihadı zayıflatmayacaktır (...) bunun yerine, selefleri tarafından gerçekleştirilecek daha çok misilleme saldırılarını göreceksiniz" ifadelerini kullandı.
  • Polonya - Başbakan Kazimierz Marcinkiewicz, ez-Zerkavi'nin ölümüyle birlikte "Irak'taki durumun dinamiklerinin, iyi yöne doğru hareket edeceğini" belirterek "özellikle yüksek düzeydekiler olmak üzere daha az teröristin olması, Irak'taki durumun daha sakin olmasını sağlayacaktır" ifadelerini kullandı.

Ailesi ve destekçileri​


Associated Press ile gerçekleştirdiği bir telefon görüşmesinde en büyük erkek kardeşi Sayil el-Haleyle, "şehadete ulaşabileceğini bekledikleri" ez-Zerkavi'nin "cennetteki diğer şehitlere ulaşacağını ummakta" idi. Kayınbiraderi Ebu Kudame, "[Ez-Zerkavi'nin] Ölümünden ötürü üzgün değiliz. Aksine mutluyuz, zira kendisi bir şehit ve şimdi cennette." söyleminde bulundu. Zerka'da yaşayan ailesi, defnedilmek üzere ez-Zerkavi'nin naaşını istese de, 2 Temmuz 2006'da Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Muvaffak er-Rubai, Amerikan kuvvetleri tarafından kendilerine verilen naaşın, İslami geleneklere uygun bir şekilde Irak'taki gizli bir yere defnedildiğini açıkladı. Associated Press'e konuşan kardeşi Sayil el-Haleyle, Irak'a defnedilmiş olsa dahi ez-Zerkavi'nin naaşının iade edilmesi ve Ürdün'de defnedilmesi talebinde bulunmaya devam edeceklerini ifade etti.

23 Haziran 2006'da, Al Jazeera'de yayımlanan bir videoda Eymen ez-Zevahiri, ez-Zerkavi'yi "bir asker, bir kahraman, bir imam ve şehitlerin prensi" olarak nitelemekteydi. 30 Haziran 2006'da yayımlanan ses kaydında ise Usame bin Ladin, "İslam ulusumuz; şövalyesi, cihadın aslanı, adanmışlık ve irade adamı Ebu Musab ez-Zerkavi'nin, utanç verici bir Amerikan baskını sonucunda ölmesiyle şaşkınlığa uğramıştır. Bağışlaması ve kendisinin de ümit ettiği gibi şehit olarak kendisini kabul etmesi için Allah'a dua ediyoruz." derken ez-Zerkavi'nin Irak'taki Amerikalıların önderliğindeki güçlere odaklanması konusunda "net talimatlar"ı olduğunu, ancak aynı zamanda "Haçlılarla birlikte Müslümanlara karşı savaşanların da, mezhepleri ya da aşiretlerine bakılmaksızın, her kim olursa olsun öldürülmelerinin" de gerektiğinden söz edilmekteydi. Ertesi gün yayımlanan ses kaydında ise bin Ladin, Irak'taki el-Kaide oluşumu tarafından örgütün liderliğine Ebu Eyyub el-Mısri'nin seçildiğini duyurarak kendisinin, "İslam'a ve Irak'a karşı olan savaşlarında, Amerikalılara ve onları destekleyenler ile kendilerini onların müttefiki olarak tanımlayanlara karşı mücadeleye odaklanmasını tavsiye etmekte" idi. Diğer taraftan, ez-Zerkavi'nin kurduğu yapılanma; aynı yıl içerisinde Irak İslam Devleti, 2013'te Irak ve Şam İslam Devleti, 2014'te ise İslam Devleti adını alacaktı.

Associated Press'in, el-Kaide ile bağlantılı Pakistan merkezli Ceyş-i Muhammed'in liderlerinden biriyle gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde örgüt mensubu, "bir liderin öldürülmesi cihadı zayıflatamaz, zira çok daha fazla liderler ortaya çıkacaktır" ifadesini kullandı. Yine el-Kaide bağlantılı Pakistan merkezli Leşker-i Tayyibe mensuplarından biri ise Associated Press'e "ez-Zerkavi'nin ölümünün, direnişin bastırılması konusunda önemli bir tol oynayacağını düşünmüyoruz" şeklinde demeç verdi.

Ölümü sonrasında, ez-Zerkavi'nin ailesinin yaşadığı Zerka'daki eve taziye ziyaretinde bulunan ve ez-Zerkavi'yi "şehit" olarak tanımlayan Ürdün'deki İslami Çalışma Cephesi'ne mensup dört milletvekili, Muhammed Ebu Faris, Cafer el-Horani, Ali Ebu es-Sukkar ve İbrahim el-Meşuhi; bu ziyaretlerinden ötürü 11 Haziran 2006'da tutuklandı. 6 Ağustos'ta ülkedeki askerî bir mahkeme; Ebu Faris'i iki yıl hapis ve 400 Ürdün dinarı para, Ebu es-Sukkar'ı ise 1 yıl hapis ve 200 Ürdün dinarı para cezasına çarptırdı. Daha sonra temyiz mahkemesi tarafından ikisinin cezası da birer yıl birer aya düşürüldü. 30 Eylül 2006'da, Kral II. Abdullah tarafından yayımlanan özel bir afla iki mahkûm da serbest bırakıldı.

Ödül​


Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, 8 Haziran 2006'da yaptığı açıklamada, ez-Zerkavi'nin yakalanmasıyla sonuçlanacak istihbarat paylaşımı yapan kişi ya da kurumlar için belirlenen $25 milyonluk ödülün ödeneceğini belirtti. Illinois'dan Temsilciler Meclisi Üyesi Mark Kirk de yaptığı açıklamada, "kime ya da ne kadar olacağını bilmese de bir para ödülünün verileceği" konusunda hükûmetin çalışmalarını yürüttüğünü söyledi. Adalet için Ödül programı, o yılın Haziran ayında bu para ödülü için herhangi bir aday olmadığını belirtirken "bu sürecin aylar sürebileceği"ni de ekledi.

Düşünce yapısı​


Önceleri İslam ile yakın ilişkileri olmamasına karşın 1980'lerin sonlarında İslamcı düşüncelerden etkilenmeye başlayan ez-Zerkavi, Pakistan'da tanıştığı Ebu Muhammed el-Makdisi'nin fikirlerini benimsemeye başlamıştı. Bu sıralarda "kâfir rejimler" olarak gördükleri İsrail ve Ürdün hükûmetlerine karşı bir düşünce yapısına sahipti. 1994'te girdiği cezaevinde, daha önceki düşüncelerinden vazgeçmemiş, Yahudiler ile "Haçlılar"a karşı mücadele edilmesi gerektiğini belirten Usame bin Ladin'in aksine, tüm kâfirlerin öldürülmesi gerektiğini ifade etmeye başlamıştı. Hristiyan, Yahudi, Şii, Arap ya da Hindu ayrımı yapmadan, Selefiliği benimsememiş herkesi "kâfir" olarak görmekte ve kendisine göre bu kişilerin hiçbiri yaşamayı hak etmemekteydi. Amerikan güçleri tarafından 23 Ocak 2004'te, Irak'ta ele geçirilen bir mektubunda ez-Zerkavi, "Amerikalı düşmanlarla aynı amaca hizmet etmelerinden" ötürü Şiileri "insanoğlunun en büyük şeytanı" olarak tanımlamaktaydı. Devamında ise Şiileri, "İslam'ın gerçek temsilcileri olan Sünnileri sırtlarından daha kolay bıçaklamak için kendilerini arkadaşlık kisvesiyle gizleyen şeytani bir akrebe" benzetirken İbn Teymiyye'nin Şiilerin düşman olduğu ve onlarla savaşılması gerektiğini belirten sözünü de alıntılamıştı. Bundan bir ay kadar sonra yayımlanan ses kaydında ise Şiileri İslam'ın "zayıf halkası" ve "Amerikalıların Irak'taki Truva Atı" olduğunu belirtmekteydi. "Haçlı kuvvetlerinin yarın ya da sonraki gün gözden kaybolacağını" söyleyen ez-Zerkavi, "Sünnilerin yakın ve tehlikeli düşmanları" olarak tanımladığı Şiilerin "oluşturduğu tehlikenin, [İslam] ulus için Amerikalılardan daha kötü ve yıkıcı" olduğunu ifade etmekteydi. Diğer taraftan, el-Kaide liderlerinden Eymen ez-Zevahiri'nin ez-Zerkavi'ye yazdığı ve sonradan ele geçirilerek yayımlanan 9 Temmuz 2005 tarihli mektubunda; Şii siviller ve kutsal mekânlarına saldırılar, cihatçı hareketin Iraklı olmayanlar tarafından yönlendirilen bir hareket olması ve rehinelerin kamuya açık bir şekilde infaz edilmelerinin, "Amerikalıların Irak'tan çıkarılarak ileride kurulacak halifeliğin temeli olan İslami bir emirliğin oluşturulması" olarak tanımlanan "cihat hareketinin kısa dönemli amacı"yla ters düştüğünden bahsedilmekteydi. "Cihat hareketinin uzun zamanlı amacı" ise "komşu ülkelerdeki seküler rejimlerin yıkılarak bunları bir halifelik altında birleştirmek" olarak tanımlanmaktaydı.

30 Ocak 2005'te gerçekleştirilecek olan Irak genel seçimleri öncesinde, 23 Ocak'ta yayımlanan ses kaydında, seçimlere karşı bir savaş ilanında bulunurken, hangi inanca sahip olduğu fark etmeksizin seçime katılanların tamamını ve demokrasiyi benimseyenleri "kâfir" olarak tanımladı. Çoğunluğun hükmetme kuralını "tamamıyla yanlış ve geçersiz" bulmakta, hükmetmenin ise "destekçilerinin az ya da çok olması fark etmeksizin İslam'a göre gerçek, Kur'an ve sünnetle belirlenmesi" gerektiğini söylemekteydi. 8 Ocak 2006'da yayımlanan ses kaydında ise, 15 Aralık 2005'te gerçekleştirilen Irak genel seçimlerine katılan Sünnilerin de "kâfir"lerle iş birliği yaptığını belirtti ve bu durumun sürmesi hâlinde kendilerinin de güvende olmayacaklarını söyledi.

Kendisiyle aynı dönemde cezaevinde bulunan Yusuf Rababa, 1998 itibarıyla el-Makdisi ile ez-Zerkavi arasında anlaşmazlıklar yaşandığını, ikili arasındaki ilişkilerin değiştiğini, el-Makdisi'nin yalnız kalırken ez-Zerkavi'nin ise kendi liderliğinde bir grup oluşturduğunu ve en sonunda ise ikilinin artık birbirleriyle konuşmadığını ifade etmekteydi. Başka bir mahkûm ise "eğitimli biri olmasından dolayı el-Makidisi ile edebiyat, şiir ve siyaset konularında tartışabilmenin mümkün olduğunu, ancak ez-Zerkavi'nin Kur'an dışında bu konular hakkında bir şey bilmediğini" söylemişti. İlerleyen yıllarda ise el-Makdisi, "Müslüman olan Şiileri hedef alan saldırıların, İslam'ın imajına gölge düşürdüğü"ne yönelik eleştirilerde bulunmuştu.

Yusuf Rababa, "cezaevi dergisinde kendisiyle ilgili olumsuz bir şeyler yazdığımızda bize yumrukla saldırdı (...) bin Ladin gibi fikirlere ve vizyona sahip değildi, hiçbir vizyonu yoktu" ifadelerini kullanmıştı. Yine kendisiyle cezaevinde bulunan Halid Ebu Duma da "Mükemmel fikirleri yoktu. İnsanlar kendisinden korktuğu için onu dinliyorlardı." demekteydi. 23 Ocak 2004'te ortaya çıkan mektubunda "Düşmanlarımız olan Amerikalılar, polisler, askerler ile savaşacak (...) mücahitlerden oluşan bir ordu yaratmalıyız (...) Eğitime ve saflarımızı güçlendirmeye devam edeceğiz. İntihar saldırıları ve arabaya yerleştirilen bombalarla saldıracağız (...)" ifadeleriyle mücadelesindeki stratejisini anlatmaktaydı. Çeşitli yazı ve konuşmalarında ez-Zerkavi, "rehine"leri öldürmesini, Kur'an'ın bunu işaret ettiğini belirterek savunmaktaydı. Aynı zamanda rehinelerle casuslar arasındaki farkı anlatırken "casusların cezası ölümdür" ifadesini kullanmıştı. Kılıçla mı yoksa kazığa oturtarak mı öldürmenin daha uygun olduğu konusunda farklı görüşler olduğunu belirten ez-Zerkavi, "bu öldürmelerin uygun olup olmadığı konusunda Sünni âlimlerin düşüncelerini ancak, hükûmetlerinin ya da onlara hizmet edenlerin adına olduğunda değil, kendi özgün düşünceleri olduğunda dikkate aldığını" belirtmekteydi. Bedir Muharebesi sonrasında alınan esirlerin Muhammed'in talimati doğrultusunda öldürülmesine de atıfta bulunmuştu.

Radikal sağcı bir görüşe sahip Tevhit ve Cihat Cemaati; Seyyid Kutub'dan Ebu Katade el-Filistini ve Abdullah Azzam'a kadar uzanan kişilerden etkilenen görüşlere sahipti. Mart 2005'te yayımlanan ve Irak el-Kaidesi'nin kuruluşunu ilan eden bildiride, tevhit inancını koruma ve yüceltme, politeizmi ise ortadan kaldırma çerçevesinde, örgütün öğretileri ve yöntemleri de açıklanmaktaydı. Bu bildiriye göre Allah'ın tekliğine ve birliğine inanmayanlar kâfir ilan edilmekte ve öldürülmesi vacip kılınmakta; sekülerizm, milliyetçilik, kavmiyetçilik, Baasçılık ve diğer inançlar ile doktrinlerin İslam'a karşı olduğu belirtilmekte, tüm Sünnilerin tek bir ulus olduğu görüşü savunulmakta ve dünya üzerindeki diğer inanç sistemlerinin yok edilerek İslam'ın yayılmasının amaçlandığı ifade edilmekteydi.

İlki, 1994'te Ürdün'de çıktığı mahkemedeki mesajı olmak üzere ez-Zerkavi, toplamda 9 mesaj ya da hutbe yazdı ya da yayımladı. Ürdün'de yayımladığı bu ilk mesajının ardındaki tüm mesaj ve hutbeleri 2003'ten sonra, Irak'ta bulunduğu dönemde yayımlanmıştı. Tüm bu yayınlarda Kur'an ve hadislere atıfta bulunan ez-Zerkavi, liderliğini yaptığı oluşumların faaliyetlerini de bu iki kaynağa dayanarak gerçekleştirmekteydi. Bir İslam devletinin kurulmasını "ilâhi bir vaat" olarak görmekte iken, bu devletin ne zaman kurulacağını kendisinin belirleyemeyeceğini ifade etmekte ve kendisinin görevi "din için çalışmak, şeriatı savunmak ve bunun için elinden geleni yapmak"tı ve bu çabalarının sonucunu ise "Allah'a havale etmekte"ydi. Bir İslam devletinde, yalnızca "Allah'ın şeriat kanunlarının" geçerli olabileceğini savunmakta ve insanların koydukları kanunlara göre çalışan herkesi "şirk koşmuş" olarak görmekteydi. İslam devletinin temel unsuru olarak tevhit inancını gösterirken, tevhidi yalnızca farzların gerçekleştirilmesi olarak değil aynı zamanda Allah'ın dışındaki yöneticileri, yetkilileri ve kural koyucuları tanımamak, onlara güvenmemek olarak tanımlamaktaydı. Ez-Zerkavi'ye göre bu kişiler, "insanların şeriatla uyuşmayan şeylere yönelip Allah'tan uzaklaşarak zulüm, Batılılık ve ahlaksızlığa" yönelmesine yol açmaktaydı. Bu görüşlerinden yola çıkarak, kendisine karşı mücadele edenleri, İslam karşıtı ve İslam'ın değerlerine karşı mücadele edenler olarak görmekteydi. İslam devletinin kurulması için Hristiyan ve Yahudilerin yanı sıra, onlara yardım eden Arap rejimleri ve düzenlerine karşı da savaşılması gerektiğini düşünen ez-Zerkavi, bu düşüncelerini yalnızca teoride bırakmamış, pratikte de gerçekleştirmişti.

Özel hayatı​


Zerka'da 1988 yılında evlendiği ilk eşi, aynı zamanda kuzeni olan İntizar (ya da ilk erkek çocuğunun adından ötürü, "Muhammed'in annesi" anlamına gelen Ümmü Muhammed), ez-Zerkavi öldüğünde 40 civarında bir yaştaydı. Çiftin bu evlilikten, Muhammed (d. 1995/6) ile Musab (d. 1997/8) olmak üzere iki erkek ve Emine (d. 1991) ile Revza (d. 1993/4) olmak üzere iki kız çocuğu bulunmaktaydı. Kasım 2014'te Dawn'da yayımlanan bir haberde, Peşaver yakınlarında yaşadığı dönemde, bölgedeki aşiretlerden birine mensup Pakistanlı bir kadınla da evlendiği ifade edilmekteydi. Herat'ta bulunduğu sırada, 29 Ağustos 2003'te bir intihar saldırısı düzenleyerek hayatını kaybedecek olan, örgütünün Filistinli üyesi Yasin Cerrad'ın 14 yaşındaki kızı Esra ile evlendi ve Esra, 15 yaşındayken bu evlilikten Halid adında erkek bir çocuk dünyaya getirdi. 2003'te, 16 yaşındaki bir Iraklıyla evlenmiş ve bu eşinin, ez-Zerkavi'nin ölmesiyle sonuçlanan hava saldırısında ölmüş olabileceği öne sürülmüştü. Ez-Zerkavi'nin İnternet'teki konuşmaları ve yazılarından etkilenerek 2005 yılı sonlarında ülkesi Suudi Arabistan'dan Irak'a gelen Vefa el-Yahya, o yıl içerisinde ez-Zerkavi ile evlendi ve ez-Zerkavi'nin ölümünden sonra bu evlilikten bir erkek çocuk dünyaya getirdi.
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Konuyu Görüntüleyen Kullanıcılar (Toplam:0)